Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mayıs '07

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
27477
 

Suzan Sözen' in yaşamı

Suzan Sözen adını hiçbir edebiyat sözlüğünde bulamazsınız. Oysa, 10 tane kitabı bulunmaktadır Suzan Sözen’in.

Adının hiçbir edebiyat sözlüğünde bulunmamasının nedenlerinden bir tanesi sanıyorum Suzan Sözen’in bir dönem yaşadığı ilişkilerinden kaynaklanmaktadır.

Suzan Sözen’le ilgili bulabildiğim bilgileri özetle aktarıyorum.

"Suzan" Farsça bir kelimedir ve "Yakan, yakıcı, yanan, ateşli, coşkulu" anlamına gelmektedir.

Evlilik soyadlarıyla Suzan (Verdi-Sözen), Türk bir baba ile Rus bir annenin ilişkisi sonucu dünyaya geldi.

Suzan, 1969 yılında, ailesi hakkında şu bilgileri vermiştir:

"Annem Polonyalı'dır. Kökümüz Polonya hanedanına kadar uzar. Annemin dedesi, yıllar önce Californiya'ya göç etmiş. Altın arayıcısı olmuş. Çok para yapmış. Sonra da ölmüş. Bir oğlu kalmış geriye. Oğlu da geçen yıl ardında tam on milyon dolar bırakarak bu dünyadan göç etmiş. Dedemiz Tadeus Stolkowski'nin annemden başka mirasçısı yokmuş. Arayıp, tarayıp bizi buldular. Annem Ayşe Galibe Bayar adına Amerika'da bir avukata yetki verdik. Bu yıl şansımız oldukça iyi gidiyor. Parayı kısa zamanda alacağımızı söylediler. Bekliyoruz."

Eski Başbakanlardan Adnan Menderes'in yargılandığı mahkemede, 3 Kasım 1960 tarihinde yapılan duruşmada, Adnan Menderes ile hakim arasında karşılıklı olarak yapılan konuşmalar içerisinde Suzan ve ailesi hakkında şu bilgiler geçmişti:

"Sual: …Suzan Sözen'i tanır mısınız? Ve ne zamandan beri tanırsınız, aslen nerelidir?

Cevap: Bildiğiniz gibi, yani aslen babası Türk, validesi Polonyalı.

Sual: Rus.

Cevap: Evet.

Sual: Galina. Mama Galina; annesi.

Cevap: Evet.

Sual: Moskova'da bulunmuş, orada terbiye görmüş, aslen Moskova'lıdır. Türkiye'ye gelmiş ve sonra yine… Annesinin son derece nüfuz ve tesiri altında bilahare bazı alâkaları dolayısıyla yabancı servislerin çalışmasına yardımda bulunmuş, size de hayret ettiğimiz şu ki, o zamanlar hiç ikazda bulunmadılar mı bu kadının böyle bazı alâkaları dolayısıyla? Cidden çok yazık. Yâni ne için şu mecraya geldik… Sualin gelişini herhalde anlıyorsunuz."

Beş kız kardeşin en büyüğü olan Suzan, bu konuda şunları söylüyor:

"Dört kız kardeşim var… Benden küçük. Beşiklerini salladım. Çocuk hevesimi kardeşlerimden aldım."

Notre Dame De Sion'dan mezun oldu.

Güzel bir kadındı. Etli dudakları, uzun boynu, ince beli, yuvarlak güzel kalçaları vardı.

17 yaşında iken, işadamı Nejat Verdi ile evlendi.

1950'li yıllarda, Notre Dame De Sion'da okuyupta, roman yazan bir başka genç kız daha vardı.

Bu genç kızın ismi: Oya Baydar'dı.

Notre Dame De Sion son sınıf öğrencisi Oya Baydar, "Kalbimin Aradığı Erkek" adlı romanı yazmış, bu roman, 1959 yılında, Hürriyet gazetesinde yayınlandığında Oya Baydar hakkında okul idaresi tarafından soruşturma açılmıştı.

Oya Baydar, "Kalbimin Aradığı Erkek" adlı bu kitabı, gazetede yayınlanmağa başlamadan iki sene önce 17 yaşında iken yazmıştı. Kitaptan bir parça şöyleydi:

"Beyaz geceliğin altındaki vücudun çıplak olduğunu Suat derhal anlamıştı. Ayşin'in kumral saçları dağılmış, Suat'ın göğsünün üzerine dökülmüştü. Suat o saçları kana kana öptü, sonra alevli dudakları Ayşin'in yüzünde ürpererek dolaşmağa başladı."

Notre Dame De Sion okulu mezunu Suzan, 1970 yılının Ocak ayında yayınlanan bir açıklamasında Nejat Verdi ile olan evliliği hakkında özetle şunları anlatmıştı:

"Bu, benim için İspanya'da şatoların kurulduğu bir yaş olmamıştı… On yedi yaşında işadamı Nejat Verdi'ye evlenmiştim. Beş kız kardeşin en büyüğü bendim. Öbür kızların sırası çabuk gelsin diye beni çabucak evlendirmişlerdi. Romantik ve hayalperesttim. Kocamın işi dolayısıyla evlendiğimiz ilk yıl Harput'a gitmiştik. Şehri gezdikten sonra, etkisi altında kalarak bir roman yazmıştım. 'Rahika' adlı roman Harput'ta kocasını Plevne harbine gönderen ve çocuklarıyla yalnız kalan bir kadının acıklı hikâyesiydi. Son derece duygulu olan bu roman, yazarken önce beni, sonra da okuyucuları ağlatmıştı. Bu ilk romanım 'Fatma Esen' adı altında çıkmıştı. Ama, sokakta biri bana biraz dikkatlice baksa hemen kendi kendime 'Beni tanıdılar da onun için baktılar' derdim. Herkesin beni tanıyıp takdir etmesini 'Gencecik kız roman yazmış' demesini istiyordum. Hayat bana o zaman bitmeyecek kadar uzun görünürdü. 'Kırk yaşıma geldiğim gün intihar edeceğim mutlaka' derdim. Çünkü, ona göre kırk yaş kadının hayatının bittiği gündü. Bugün insan sadece gülüyor, bu düşüncelere. Kadının en güzel çağı deseler tereddüt etmeden 40 yaş derim. Çünkü, kadının en güzel ve isabetli kararlarını o yaşta verir ve yanılmaz. Olayları ve insanları artık daha tarafsız tanır ve değerlendirir. Harput'ta çadırda geçen 1 aylık balayından sonra İstanbul'a gelmiştik. Evimi, elimle, zevkimle döşemiştim. Taksim'de otururduk. Ailem mutaassıp ve muhafazakârdı. Her şeyi kocamın evinde görmüştüm. Kocam büyük bir işadamıydı, çok yoruluyordu. Bütün gün fransızca yemek kitaplarını karıştırıp akşam için değişik yemekler hazırlardım. Bana o günler evlilikten ziyade, evcilik oyunu oynuyormuşum gibi gelirdi. Bir yandan da yazmak isterdim. Dame De Sion mezunuydum. Çok okurdum. 'Büyük yazar olacağım' derdim. Fakat, bu hayal dolu günlerin bir gerçek yanı vardı ki, o toy yaşta bir roman yazmış, ilgi de toplamıştım."

Harput, Elazığ'ın merkez ilçesine bağlı bir bucaktı.

*

"O YIL AMERİKA'YA GİTTİK. CENNET KAPILARI AÇILMIŞ. BEN DE İÇİNE GİRMİŞTİM SANKİ"

Suzan, 17 yaşında iken işadamı Nejat Verdi ile yaptığı evliliğinin nasıl devam ettiğini özetle şöyle anlatmıştı:

"O yıl Amerika'ya gittik. Cennet kapıları açılmış, ben de içine girmiştim sanki. Kocamın günleri iş ziyaretleri ve toplantılarıyla geçmişti. Ben de günlerimi vitrin gezmekle geçirmiştim. Fakat, bütün ileri medeniyetine rağmen, oranın maddileşen insanlarına intibak edemedim. Her şey bana soğuk geldi. Kendimi büyük bir kalabalık içinde yabancı hissettim. Sonra, bütün bu yıllar geride kaldı. Hayatımın akışı bambaşka bir seyir aldı. Bugün maziyi hiç özlemiyorum, hele on yedi yaşımı. Çünkü mutlu olamamıştım. Benim için on yedi yaş, yeşil ve pempe renklerden çok, gri ve bej renklerin hâkim olduğu bir devirdi."

Suzan Sözen’le ilgili iddialar değişik kitle iletişim yayınlarında yeraldı.

Örneğin, 12 Eylül 1960 tarihli bir dergide şunlar yazılmıştı:

"Başka bir itham Suzan Sözen'e ilk kocasının da bir takım Amerikalı iş adamlarıyla münasebetler kurduğu yolunda olmuştur. İddialardan biri de Refik Koraltan'ın Suzan Sözen'e antikacı Krupi'den eşya almış olduğudur.

*

TÜRK SAGAN'I OLARAK ADLANDIRILAN : SUZAN

Suzan, İtalyan dergilerinde "Türk Sagan"ı diye bahsediliyor, bazı İtalyan dergilerine bu konuda kapak oluyordu.

Suzan'ın bir diğer adı da, ABD'li sinema oyuncusu Dorothy Lamour'a benzetilerek, "Dorothy Lamoure Suzan" lakabı verilmişti.

Fransız yazarı Françoise Sagan'ın kocası, tanınmış editör Guy Schoeller de "Türk Sagan'ı olarak adlandırılan Suzan Sözen ile yakından ilgileniyor ve Türkiye'de bulunan Haşet Kitabevi müdürü Morrison'a 1958 yılının Mart ayında yazdığı mektupta "Türk Sagan"ı olarak adlandırılan Suzan Sözen'in son romanını hemen kendisine göndermesini istiyordu.

Suzan Sözen'in yazdığı romanlardan birisi de, "Sanera" adlı romanı idi ve bir günlük gazetede yayınlandı.

"Sanera" adlı roman, günlük gazetede yayınlanırken, romanın kahramanı olan seks düşkünü kadın kahramanı Sanera, gazetede yayınlanan otuzüçüncü bölümüne kadar:

1) Vapur kaptanı, 2) Boğa güreşçisi Dargo, 3) Yarış atı yetiştiricisi Zorno, 4) Çiftlik kahyası Keribat, 5) Zenci bekçi Matho, 6) Çiftlik sahibi Razminar, 7) Hapishane müdürü Gomol, 8) Hapishane doktoru Kamir, 9) Çölde rastlmadığı bir hacı, 10) Kervancı Laor, 11) Prens Nut, 12) Aşiret reisi Noan (Okuyucu için bilgi: Prens Nut ile reis Non baba oğul idi), 13) Zenci kayıkçı Oka ile yatmıştı.

"Sanera" romanı bu ilişkilerle birlikte kurulan yeni ilişkilerin anlatımı ile sürüyor ve öyle bitiyor.

"Sanera" adlı romanın özeti kısaca şöyle:

Senara, şehvet düşkünü bir kadındır. At arabası sürücüsünden otomobil sürücüsüne, işçiden krala kadar kadar hiç bir fark gözetmeksizin romanda adı geçen bütün erkeklerle yatmıştı.

*

FRANSIZ YAZAR SAGAN, FRANSA CUMHURBAŞKANI MİTTERAND ve CUMHURBAŞKANI POMPİDOU'NUN OĞLU İLE BİRLİKTE YAŞAMIŞTI

Suzan, sadece "Türk Sagan"ı olarak tanınmıyor, "Türk Dorotyh Lamour"u diye adlandırılıyordu.

Çok büyük bir bez portresi Beyoğlu'nda eski Kaymakamlık binasının duvarına asılarak İstanbul'un çeşitli yerlerinden görülmesi sağlanıyordu.

Suzan'ın benzetildiği Fransız kadın Yazar Françoise Sagan, Başbakan ile ilişkiye giren Suzan Sözen gibi bir dönem Fransa Cumhurbaşkanı olan François Mitterand'ın sevgilisi olmuştu. Françoise Sagan, ayrıca, Cumhurbaşkanı Pompidou'nun oğlu Claude Pompidou ile ilişkiye girdi.

Bir ara Franco Mancinelli Scotti isimli bir Kont ile ilişkiye girmişti. Kont ile sinema oyuncusu Elsa Martinelli bir ara evli idiler.

Sagan, "Günaydın Hüzün" adlı romanı yayınlanıp büyük paralar kazandığında babasına,

"Ben bu kadar çok parayı ne yapacağım?", diye sormuştu. Babası,

"Parayla yapılması gereken şey, onu harcamaktır kızım", diye yanıt verdi.

Para harcamayı seviyordu. Lükse çok düşkündü.

Fransız kadın yazar Françoise Sagan, akciğer rahatsızlığı nedeniyle bulunduğu Normandiya'daki hastahanede 24 Eylül 2004'te öldü.

*

GÖMLEK DEĞİŞTİRİR GİBİ SEVGİLİ DEĞİŞTİREN YAZAR COLLETTE

73 kitap yazmış Fransız kadın yazar Collette de daha çok seks skandallarıyla ünlüydü. Gazeteci Henri Gauthier-Villards ile evlendi. Kocası çok çapkındı.

Köpeğini yanından ayırmayan Collette, Polaire adlı kendinden küçük bir gençle ilişkiye girdi. Daha sonra kocasından boşandı Morny adlı bir kadınla yaşamaya başladı. Morny'u terketti Robert adlı bir gençle yaşamaya başladı. Colette, gömlek değiştirir gibi sevgili değiştiriyordu. Gazeteci Henry de Jouverel ile ilişkiye girdi. Evlendiler. Kısa bir süre sonra boşandılar. Colette, üvey oğlu 19 yaşındaki Bertrand de Jouvenel ile de aşk yaşadı.

Collette, 1954 yılında öldü. Devlet töreni ile toprağa verildi.

*

"DÜZENLİ CİNSEL İLİŞKİ BANA YAŞAM GÜCÜ VERİYOR" DİYEN YAZAR ALBERTO MORAVİA

Kadın yazar Esther Vilar, 1974 yılında yaptığı açıklamada, "Her erkeğin iki kadına hakkı vardır. Bunun biri ev, diğeri de yatak için gereklidir", diye yazmıştı.

Esther Vilar, kitabında, erkekler iki kadınla evlendikleri takdirde boşanmaların büyük ölçüde azalacağını, her ihtiyacı eksiksiz görülen erkeğin boşanmayı aklına bile getirmeyeceğini, hem kendisinin, hem de eşlerinin mutlu olacağını söylemişti.

Esther Vilar, kadınların evde bir rakipleri oldu mu, daha iyi eş olacaklarını ve kocalarına daha iyi hizmet edeceklerini, ileri sürmüştü.

Türkiye'de, "Romalı Kadın", "Kıskançlık-Beni Aldatabilirsin" ve "Konformist" adlı üç kitabı yayınlanan İtalyan yazar Alberto Moravia, 81 yaşında iken, 1989 yılında, nasıl enerji ve hayat dolu olduğunu özetle şöyle açıklıyordu:

"Bunu seks gücüme borçluyum. Düzenli cinsel ilişki bana yaşam gücü veriyor. Seksle yaşıyor, seksle yazıyorum."

Alberto Moravia, kadın erkek ilişkilerini ve çapkınlığı şöyle değerlendiriyordu:

"Cinsel gücümden en küçük bir şey kaybetmedim. Hayatta bana en az sıkıntı veren şey kadın vücududur. Ben asla bir çapkın değilim. Çapkınlık belli bir strateji ister. Oysa ben içimden geldiği gibi davranıyorum. Kadın güzelliğinde zaman içinde büyük değişiklik söz konusu olmadı. Kadın geçmişte ne idiyse bugün de aynı. Tek farklılık bugün kadının çıplaklılığı tanımasıdır. Ayrıca, erkekler kadınları değil, kadınlar erkekleri tavlamaktadır."

Aşk-seks ilişkilerinde orospuları ve fahişeleri, evliliklerinde ise gazetecileri ve yazarları seçen Alberto Moravia'nın 33 yaşındaki İspanya'da doğmuş karısı Carmen (Liera) Moravia da, bir dönem, Lübnanlı Dürzi lider Velid Canpolat ve Libya lideri Muammer Kaddafi ile birlikte olmuştu.

Alberto Moravia ile Elsa Morante, tam 25 yıl evli kalmışlardı. Kendisi gibi yazar olan Elsa Morante'den ayrıldıktan sonra Dacia Maraini ile ilişkiye girmiş , yirmi yıl süren bu ilişkiden sonra İspanyol Carmen Liera ile lişkiye girmişti.

Carmen Liera, yaşadıkları ile ilgili olarak şunları anlatmıştı:

"Ben İspanya'da doğdum. Orada tahsilimi tamamladım. Sert bir katolik disiplini ile yetiştirildim. Liseden sonra klasik edebiyat ve tarih tahsili yapmaya başladım. O sıralarda felsefe öğretmeni ile aramızda aşk başladı. Çevremiz, bu olayı bir skandal olarak netelendirip evlenmemiz gerektiğini söyleyerek baskı yapmaya başladılar. Sonunda hiç düşünmediğim bir yaşta kendimi evli buluverdim… Derken oğlum Hektor doğdu…Alberto Moravia'yı daha oniki yaşındaşken okumaya başladığım kitaplardan tanıyordum. O yıllarda aileme göre Moravia gerçekten büyük bir yazardı ama, yetişme çağında olyan gençlerin okuması iyi değildi. Çünkü onların ahlak değerlerine kötü etki yapabilirdi. Ben hep tuvalette gizli okuyordum."

*

"ADNAN GELİNCE KOCAM GİDERDİ"

Suzan Verdi, kocası Nejat Verdi'den boşandıktan sonra polis memuru olan Ferit Avni Sözen ile evlendi. Ferit Avni Sözen, polis memurluğunun yanında ayrıca avukatlık da yapıyordu.

Ferit Avni Sözen, Hukuk Fakültesi'nden 1939 yılında mezun olmuştu.

Suzan Sözen'in evlendiği iki kocası da çok zengindi.

İnternet'te yaptığım araştırmada, Nejat Verdi, "The Propeller Club of The U.S. Port of İstanbul Turkey" üyesi görünüyordu.

Nejat Verdi, bir dönem, Türk Eğitim Vakfı (TEV)’nın kurucusu da olmuştu.

Suzan Sözen, bu ilişkileri nedeniyle edindiği zenginlik sonucu Ticaret Odasına kayıtlı şirketler kurdu.

Ferit Avni Sözen, Ordu ili eşrafından Hüseyin Avni Sözen ve Ayşe Sözen'in oğluydu.

Ferit Avni Sözen'in iki kardeşi vardı. Birisi Seniha Avni Barlas, diğeri avukat Meliha Avni Sözen’di.

Akrabalarından Ord. Prof. Mete Avni Sözen'in ilk karısı Neşe Tunca idi.

Ferit Avni Sözen, karısı Suzan ile boşandıktan sonra Neriman Nükte Okandan adlı bir kadınla evlendi.

Başbakan Adnan Menderes, Suzan Sözen'le ilişkiye girdiğinde opera sanatçısı Ayhan Aydan adında bir kadınla ilişkisi devam ediyordu. Ayhan Aydan, bu ilişkiyi öğrenince Adnan Menderes ile ilişkisini 1955 yılında kesti.

Ayhan Aydan ile Adnan Menderes, 1951 yılında tanışmışlardı.

Ayhan Aydan'ın ilk kocası Ferit Alnar'dan olan oğlu Aydan Alnar, Londra'da mimarlık tahsili yaparken, 17 Mart 1964 salı günü, evinin banyosunda ölü bulundu.

Suzan Sözen’le Başbakan Adnan Menderes, dillere destan bir ilişki yaşamıştı.

Suzan Sözen, DP lideri ve Başbakan Adnan Menderes’le daha yakın ilişkiye girebilmek için DP Kadınlar Koluna üye bile olmuştu.

Suzan Sözen'in açıklamasına göre, Başbakan Adnan Menderes ile Kervansaray Pavyonu'nda tanışmıştı.

Adnan Menderes'in karısının dışında başka kadınlarla da ilişkisi vardı.

Berrin Menderes ile evli iken bir çok kadınla ilişkiye girdi. Bu kadınlardan birisi opera sanatçısı Ayhan Aydan, diğeri yazar Suzan Sözen idi.

2004 yılında, "Yarım Bardak Su" adlı tiyatro oyunu ile Adnan Menderes ile Ayhan Aydan ilişkisini konu alan bir tiyatro oyunu sahnelendi.

Başbakan Adnan Menderes, Ankara'dan İstanbul'a geldiğinde, resmi Cadillac otomobiliyle, Suzan Sözen ile dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Ferit Avni Sözen'in Teşvikiye'deki Teşvikiye Caddesi'nde bulunan Belveder Apartmanı'nın birinci katındaki evi önünde gidip duruyordu.

Başbakan Adnan Menderes'in Cadillac otomobiliyle Maçka'daki Belveder Palas adlı apartmanın önünde durduğu zaman Ferit Avni Sözen evden ayrılıyor, Başbakan Adnan Menderes eve giriyor ve Suzan ile ilişkiye giriyordu.

Bunun nedeni sonra ortaya çıktı.

1957 yılında, Ferit Avni Sözen'in tayini görev yeri olarak İstanbul'dan Gümüşhane'ye çıkmıştı.

21 Şubat 1961 tarihinde yapılan duruşmada bu konuda mahkemede şunlar açıklanmıştı:

"Başol: Ethem Menderesi'in hatıratında 7 Ağustos 1957 günü, 'Suzan, amcamın başını yiyecek. İleride muaazzam bir skandal yapabilir' diyor. Suzan kim? Ferit Sözen: Benim eşim olacak. Bundan ne kastettiğini yazana sormalı. Nasıl başını yiyecek? Casus muymuş? Buradan bir şey anlaşılmıyor. Başol: Siz münasebetlerini bilirmişsiniz. En sonunda Suzan, Menderes'le olan münasebetini kesmek istemiş, kendisinden size şikayet etmiş. Siz, 'Dişini sık, yakında seçim olacak' demişsiniz. Bu yüzden sizin bu vazifeye tâyininiz temin edilmiş. Bu durum meslek mensubu arkadaşlarınızı üzüntüye sevketmiş. Ayrıca randevu evlerinden para toplarmışsınız." Yukarıda bahsedilen seçim, 27 Ekim 1957'de yapılan genel seçimlerdi. Bu seçimlerde de DP, 419 milletvekili çıkartarak yeniden hükümet olmuştu. Suzan Sözen, bu konuda özetle şunları anlatmıştı: "Kocam Ferit Sözen, o tarihte İstanbul Polis Okulu'nda hoca idi. Gümüşhane'ye tayin edildi. Gitmedik. Burada kalmak için çok çalıştık., Menderes'e bu işi yaptırmanın çarelerini aradım. Bir gün Tarabya'da, Piliç Osman ile tanıştım. Bize Başbakan'ı çok iyi tanıdığını ve Menderes ile tanıştırabileceğini söyledi. Ertesi gün, Menderes telefon ettirdi ve imzalı kitabımı istetti. Kocama sordum, muvaffak etti. Bu şekilde tanıştık, eve gelmeye başladı. O geleceği vakit, kocam hasta hasta dahi olsa evden çıkardı. Pencerede parolamız vardı. Kocam anlardı, dönerdi." Bu ilişkiyi ortaya çıkartan gazeteci Erol Dallı idi. Suzan Sözen, Başbakan Adnan Menderes ile girdiği ilişki sonucu kocası Ferit Avni Sözen, Gümüşhane'ye tayin edilmekten kurtuldu ve İstanbul Emniyet Müdür Muavini olarak atandı. İlişkiye girdiklerinde Suzan Sözen 32, Adnan Menderes 62 yaşındaydı. 20 Nisan 1959 tarihli bir gazete haberi özetle şöyledir: "İstanbul Emniyet Müdürlüğünü vekaleten yapan Faruk Oktay'ın eski vazifesi olan Gümüşhane Valiliğine ve halen Emniyet Müdür Muavini olarak vazife gören: Adana Emniyet Müdürü Ferit Sözen'in İstanbul Emniyet Müdürlüğüne tayini kararlaştırılmıştır. Eski Emniyet Müdürü ve halen Samsun Valisi olan Alâettin Eriş de Emniyet Umum Müdürlüğüne tayin edilecek: Umum Müdürü Cemal Göktan da Dahiliye Vekâleti Müsteşarlığına getirilecektir. Bu arada 9 vali de emekliye ayrılacaktır. Başbakan Adnan Menderes, yurda gelir gelmez tayinler yüksek onaya sunulacaktır.."

Birisi İstanbul'da diğeri Ankara'da bulunuyordu daha çok.

Ayrı kaldıklarında Suzan Sözen, Adnan Menderes'e neredeyse hemen hergün mektup yazdı. Suzan Sözen'in Adnan Menderes'e yazdığı ilk mektubu, 22 Nisan 1955 tarihini taşıyor.

24 Nisan 1955 tarihli mektubunda Suzan Sözen, Adnan Menderes ile yaptığı bir sohbette, Adnan Menderes'in "İkinci Cumhuriyet" demiştin diye bahsediyor.

"İkinci Cumhuriyet" adına hareket edenler, 2004 yılında da var.

"İkinci Cumhuriyet" adına hareket edip, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu birinci cumhuriyeti yıkmak isteyenlere karşı 27 Mayıs 1960'da yapılan darbe sonucu devrin bazı yöneticileri tutuklanıp, mahkemede yargılandı. Tutuklananlar arasında Başbakan Adnan Menderes ile İstanbul Emniyet Müdürü Muavini Ferit Avni Sözen de vardı.

Suzan Sözen ile Adnan Menderes, bazan Florya'da buluşuyorlardı. Bu buluşmalarda Rıfat Kadızade de bulunuyordu. Adnan Menderes'in Taksim-Gümüşsuyu'nda bulunun Park Otel'de özel odası vardı. Adnan Menderes, tutuklandıktan sonra, Park Otel'deki özel odası da aranmış ve Suzan Sözen'in yazdığı Sanera" adlı roman da bulunmuştu. Suzan Sözen, kitabını, "Adnan, her satırında sen varsın" diye imzalayarak Adnan Menderes'e vermişti. Adnan Menderes, bu otelden Suzan Sözen'in evine gidiyordu. Her şey aleni yapılıyordu. Çünkü, Adnan Menderes, özel otomobiliyle değil resmi otomobiliyle gidiyordu bu buluşmalara.

*

"BERRİN HANIM MİT'DEN YARDIM ALARAK İSTANBUL'UN EN GÜZEL KADINLARINDAN BİRİ OLAN SUZAN SÖZEN'DEN YARDIM ALMIŞ"

2004 yılının Kasım ayında, bir kısım gazetelerde yayınlanan iddialara göre, Başbakan Adnan Menderes, 27 Mayıs 1960 ihtilalinden bir gün önce sevgilisi Suzan Sözen'e çanta içinde yüklü miktarda para göndermiş. Ama Suzan Sözen evde olmayınca bu para kapıcıya bırakılmış. Sonra da bu parayı arayan soran olmamış. O dönemin değeriyle bu paranın 180 bin lira olduğu iddia edilmektedir. Yeni Şafak gazetesi yazarı Şamil Tayyar, 29 Kasım 2004 tarihinde, "Menderes'in Kapıcısı, Nasıl Holding Patronu Oldu?" başlığıyla yayınlanan yazısında, Yılmaz Karakoyunlu'nun "Yurgun Mayıs Kısrakları" adlı kitabına atıfta bulunularak bu konuda özetle şunları belirtiyordu: "Kitapta Adnan Menderes'in Suzan Sözen'le buluştuğu iki yerden söz ediliyor. Biri Ralli Apartmanı, diğeri Belveder Palas. Buraya kadar doğru. Ancak kitapta olmayan başka önemli bir konu var. Burada kapıcılık yapan bir şahıs var. Menderes, Suzan Hanım'ın yanına gelip giderken bu kapıcıyla tanışıyor. İhtilâle yakın bir zaman, Menderes Suzan Hanım'a bir paket gönderiyor, içinde yüklü miktarda para varmış. Suzan Hanım evde bulunamayınca, paket, kapıcıya bırakılmış. Menderes, ihtilâl olursa Suzan Hanım'ın mağdur olmaması için bu parayı göndermiş. Ancak kapıcı bu parayı Suzan Hanım'a vermemiş, bir süre sonra ihtilâl olunca parayı arayan soran olmamış…" Gazeteci Şamil Tayyar, iki dönem milletvekilliği ve bir dönem Devlet Bakanlığı yapmış olan Yılmaz Karakoyunlu'yu telefonla arayarak bu iddiaları sormuş. Yılmaz Karakoyunlu, bu iddialar hakkında özetle şunu söylemiş gazeteci Tayyar Şamil'e: "Öyle para paketi falan yok. Sanıyorum, o dönemde Menderes'ten ufak tefek ihaleler almış, öyle büyümeye başlamış."

Gazeteci Esra Tüzün'ün 1.12.2004 tarihinde yayınlanan haberinde gazeteci Şamil Tayyar, bu konuda şunları söylemiş: "MİT'ten belgeler ele geçirmeye çalışıyorum. Çünkü Ayhan Aydan'la o dönemde ilişkisi ayyuka çıkan Adnan Menderes'i bu ilişkiden soğutmak için Berrin Hanım MİT'den yardım alarak İstanbul'un en güzel kadınlarından biri olan Suzan Sözen'den yardım almış. Bu sırada Suzan Sözen'le Maçka'daki apartmanın görevlisi olarak da o kişi seçilmiş. Aslında bugün işadamı olan o şahıs kapıcıdın çok görevli olarak burada bulunuyormuş." Bu kapıcının İbrahim Polat olduğu iddia edildi. Bu iddialar İbrahim Polat hakkında onbeş yıl önce de gündeme getirilmişti. Gazeteci Seyhan Sevinç'in 1.12.2004 tarihinde Vatan gazetesinde, yayınlanan haberinde İbrahim Polat'ın oğlu olan ve ismini Adnan Menderes'in isminden alan Adnan Polat'ın bu iddialar hakkında verdiği yanıtlar özetle şöyledir: "-Babanız Teşvikiye'deki Belveder Apartmanı'nda kapıcılık yapmadı mı? -Öncelikle şunu söyleyeyim Belveren Apartmanı'yla bizim bir alakamız olmadı. Bu kapıcılık olayını o zaman ben de babama sormuştum. 'Kapıcılık yapmış olsam yaptım derim' demişti. …'Kapıcılık neticede hırsızlık değildir. Biz ekmek paramızı kazanıyorduk… Ama yapmadım' dedi ve 'Kapıcılık değil ama amelelik yaptım' diye ekledi. -Peki babanız Suzan Sözen'i tanıyor muymuş? Bu konuda hakkında bir şey söyledi mi? -Evet bunu da sordum elbette ki… Bana dediği şuydu: 'O zamanlar oralar da bir yerde bir apartman yapmıştık, ben küçük bir hissedardım. Aynı zamanda inşaatın kayfasıydım. Bizim yaptığımız inşaatta Adnan Menderes, Suzan sözen'in bir akrabasına, kardeşi mi, kuzeni mi nedir, bir daire almıştı… Menderes de o bina yapılırken, bitmeye yakın iki defa inşaatı ziyarete geldi."

*

RÜŞVET DAVASI

Suzan Sözen, 13 Ekim 1960 sabahı, eski Başbakan Adnan Menderes ile yaşadığı aşk nedeniyle İstanbul Valiliği'nde ifade vermişti. Suzan Sözen, daha sonra başka ifadelerde verdi. Bir dönem İstanbul Emniyet Müdür Muavini olan Ferit Avni Sözen, "randevu evlerinden haraç aldığı", iddiası ile tutuklandı, bir süre cezaevinde kaldı ve bu suç nedeniyle yargılandı. Eski Başbakan Adnan Menderes'in metresi Suzan Sözen'in 13 Ekim 1960 sabahı verdiği ifadesinin, Başbakan Adnan Menderes'in kendisine verdiği 180 bin lira ile ilgili olduğu sanılmakta idi. İfadeyi tahkik heyetinden hesap uzmanları almıştı. "Lüks Nermin" olarak adlandırılan ve 1946 yılından itibaren genelev patroniçeliği yapan Şaziye Zeren (Topçu), soruşturmalar sırasında verdiği ifadede, özetle şu açıklamayı yapmıştı: "Ferit Sözen'i de tanırım. Emniyet Müdür Muavini iken İstanbul'u haraca kesmiştir. Ferit benden Bedri Bülent Yüksel vasıtasıyla para isterdi. Bu adam önceden serserinin biri idi. Sonradan zengin oldu."

*

DEVLET ADAMLARINA KADIN GÖNDEREN GENELEV PATRONİÇESİ

Eski İstanbul Valisi Ethem Yetkiner, Emniyet Müdür Muavini Ferit Avni Sözen, Ahlâk Zabıtası Şefi Bahri İnoğlu., Ferit Avni Sözen'in şoförü Bedrettin Tuncel hakkında "rüşvet alma" suçundan açılan davaya İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 8 Şubat 1961 günü bakıldı. "Lüks Nermin" olarak adlandırılan Şaziye Zeren (Topçu), verdiği ifadede, İstanbul'a gelen yabancı devlet büyüklerine kadın temin ettiğini, krallara verdiği tek kadına karşılık 1000 lira aldığını, sırasında 7 kadın dahi istendiğini, söylemişti. "Lüks Nermin" olarak adlandırılan genelev çalıştırıcısı Şaziye Zeren (Topçu)'in kadın götürdüğü yabancı devlet adamlarından birisi de Endonezya'nın Başkanı Ahmet Sukarno'ydu. Ahmet Sukarno, 24 Nisan 1959 cuma günü Türkiye'ye geldi. 28 Nisan 1959 salı günü, Endonezya devlet başkanı Ahmet Sukarno'ya bir kadın gönderildi. Fakat gönderilen "Nil" adlı kadın "belsoğukluğu" hastalığı taşıyordu. Endonezya Devlet başkanı Ahmet Sukarno, ilişkiye girdiği "Nil" isimli bu kadından "belsoğukluğu" hastalığını kaptı. Bu nedenle iki devlet arasında bazı sorunlar yaşandı. "Lüks Nermin" olarak adlandırılan Şaziye Zeren, Bahçelievler'de işlettiği evde gözaltına alındı ve 18 Mayıs 1959 Pazartesi günü, tutuklandı. Endonezya Cumhurbaşkanı Ahmet Sukarno, 1 Ekim 1963 salı günü, üniversitede gençlere yaptığı bir konuşmada, "İhtilâlimizin hâlâ devam etmekte olduğu sırada, büyük bir mücadeleye girişmişken ve bütün gücümüzü toplamamazı gerekirken nasıl olur da twist yaparsınız" dedikten sonra kalçasını oynatarak twist yapanların taklidini yapmış ve "kalça oynatarak twist veya twiste benzer şekilde dans edenlerin tutuklanacaklarını" açıklamıştı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Ahlâk Zabıtası Şefi Bahri İnoğlu ile eski Emniyet Müdür Muavini Ferit Avni Sözen'in şoförü Bedrettin Yüksel, 4 Ekim 1960 Salı günü tutuklandı. Bedrettin Yüksel, 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nde yapılan sorgusunda özetle şunları söylemişti: "Ben randevu evlerinden kendim için değil Ferit bey adına para toplardım. Her ay bu para en aşağı 3 bin, 5 bin lira olurdu." 22 Şubat 1961 Çarşamba günü yapılan duruşmada, Manolya Oteli'nde şef garsonluk yapan Mehmet Bilgi, duruşmada şunları söylemişti: "Bir gün otelin sahibi Mustafa Arslan çok sıkıntılıydı. Sebebini sordum. Emniyet'ten 5000 lira haraç istediklerini söyledi. Parayı ben verdim." "Gazinocular Kralı" olarak adlandırılan Fahrettin Arslan'ın ağabeysi ve Manolya Oteli'nin sahibi olan Mustafa Arslan da duruşmada şunları söyledi: "Bir gün Ahlâk Zabıtası Şefi Bahri İnoğlu beni çağırttı. Bana her ay Emniyet'e 10 bin lira vereceksin, dedi. Sebebini sordum. Oktay ile Ferit Sözen'in emri dediler. Yoksa kendin kilidi vur git, dedi. Ben bunu düşüneyim derken, otel basıldı. Beni tekrar çağırdılar. Evrakı muameleye koymamak için bu parayı ver dediler. Peki dedim. İnoğlu ile Langa Karakolunda buluştuk. Sokak arasında 10 bin lirayı verdim. Bilâhare tetkik ettim. Bütün sahil otellerinden aynı para alınıyordu. Otel sahiplerine Ankara'ya şikayet edelim dedim. Korktular. Ertesi ay gene on bin lira verdim. Üçüncü ay İnoğlu tekrar beni çağırdı ve senden para almıyorlar, otelini kapatacaklar, git Oktay ile Sözen'i gör, dedi. Ben Halk Partiliydim. Sözen beni Oktay'a gönderdi. O da, 'Hem otelcilik, hem particilik olmaz. Sen Türk polisinin şerefi ile oynuyormuşsun. Otelini kapattım' diyerek beni kovdu. Ankara'ya gittim. Cemal Göktan ile görüştüm. Peki İstanbul'a telefon ederim, dedi. İstanbul'a döndüm ve Ferit Sözen'e gittim. Sözen işi şef garson Mehmet Bilgi'ye havale et, dedi." Mustafa Arslan'dan sonra "Gazinocular Karalı" olarak adlandırılan İspirli Fahrettin Arslan, duruşmada dinlendi. Miami Oteli'nin sahibi Fahrettin Arslan da, bizzat Ferit Sözen'e her ay 3000 lira verdiğini, ayrıca otelde "bakara" oynattığı geceler de 1.000 lira ödediğini söyledi. Suzan Sözen de, 2 Mayıs 1961 Salı günü, 4. Ağır Ceza Mahkemesinde ifade verdi ve "Rüşvet olayları hakkında hiç bir bilgisi olmadığını" söyledi.

Adnan Menderes, mahkemede yapılan yargılama sonucu suçlu bulundu ve 17 Eylül 1961 günü, saat: 13.23'te asıldı.

Ferit Avni Sözen, 12 Ocak 1997'de öldü.

*

"PİLİÇ OSMAN"

Suzan Sözen ile kocası Ferit Avni Sözen arasında miras sorunu ortaya çıktı. Eski polis memuru Ferit Avni Sözen, bir dönem karısı olan Suzan Sözen'in Adnan Menderes ile yasak aşk yaşadığı için mirasından hiç bir şey bırakmadı. Suzan Sözen'i Başbakan Adnan Menderes ile tanıştıran "Piliç Osman" lakaplı şahsın esas adı Osman Aytuğ idi ve dolandırıcılık suçundan bir kaç kez polis tarafından gözaltına alınmıştı. "Piliç" namı ile adlandırılan Osman Aytuğ, 28 Ocak 1959 Çarşamba günü, "dolandırıcılık" iddiası ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alındı. "Piliç Osman" olarak adlandırılan Osman Aytuğ'un karısı bu sırada Hollywood'daydı ve "Piliç Osman"ın onun yanına gideceği konusunda iddialar vardı.

Osman Aytuğ, bu dönem, Cumhuriyet Caddesi'nde "Şahane" kulübü işletiyordu.

Eski Başbakan Adnan Menderes, eski İstanbul Emniyet Müdür Muavini Ferit Avni Sözen'le birlikte yargılananlardan birisi de, "Muhabbet Tellalı" olarak yargılanan Arif Hanoğlu'ydu.

6 Ağustos 1970 Pazar günü, işlettiği yazıhanesinde gözaltına alınmıştı bu suç iddiası nedeniyle. Arif Hanoğlu, ayrıca, "seksüel yapımcı" olarak adlandırılıyordu. Adlandırılmakta kalmıyor, Arif Hanoğlu'nuin hazırladığı ve kendini tanıttığı kimlik kartında bu ifade yeralıyordu.

Arif Hanoğlu, 1938 yılında üsteğmendi. Gölcük'te subay olarak görevliyken Gölcük'lü bazı küçük kızların müstehcen resimlerini çektiği ve adı bazı "rezalet" diye adlandırılan olaylara karıştığı için 1944 yılında silahlı kuvvetlerden istifa etti.

Arif Hanoğlu, 1945 yılında, İstanbul Emniyet Müdürlüğü 2. Şube Baş Komiserliği ile 2. Şube Yankesicilik Masası'nda 5. Şube Baş Komiserliği ile Parmak İzi bölümünde çalıştı. Bu bölümde görülen yolsuzluk hareketleri iddiaları nedeniyle Mersin'e tayin edildi.

Arif Hanoğlu, DP Kadıköy ilçe başkanlığı, Beyoğlu DP İlçe Teşkilatı İkinci Başkanlığı, bir dönem, Erenköy, Çengelköy Demokrat Parti (DP) Ocak Başkanlığı yapmıştı.

Arif Hanoğlu, ayrıca, 1960 yılına kadar, Hurşide Bileda, Ayşe Baysan, Altan Karındaş ve Nahide Sarıca adlı kadınlarla 4 evlilik yapmıştı.

Arif Hanoğlu, nerede görev yapmışsa orada yolsuzluk, rüşvet, görevi kötü ve kendi çıkarı için kullanma ortaya çıkmıştı.

*

"CİNSEL BİR İLİŞKİNİN HAKİMİYETİNİ HİSSEDİYORUM"

Yılmaz Karakoyunlu, DP'nin devamı olduğu söylenen ANAP hükümetinin bakanlarındandı. Roman yazdı. Romanlardan birisinin adı "Yorgun Mayıs Kısrakları" dır.

Yılmaz Karakoyunlu, bu romanında, Adnan Menderes ile Ayhan Aydan ilişkisini, Yahya Kemal Beyatlı ile Nâzım Hikmet'in annesi Celile ile ilişkisini, Adnan Menderes ile Suzan Sözen arasındaki ilişkileri yazmıştı. Gazeteci Tuba Akyol ile yaptığı ve 29.8.2004 tarihinde yayınlanan söyleşisinde Yılmaz Karakoyunlu, Suzan Sözen ile ilgili olarak özetle şunları söylemişti:

"AKYOL: Bir de Adnan Menderes-Suzan Sözen ilişkisi var kitapta. Suzan Sözen yaşıyor mu? Onunla da konuştunuz mu?

KARAKOYUNLU: Suzan hanım zannederim hâlâ yaşıyordur. Onunla bir kaç kez telefonla konuştuk. Hatıralarını anlatmadı, mahfuz tutacağını söyledi. Bu yüzden onların ilişkisini Suzan hanımın 'Sahibini Arayan Kadın' adlı romanından aldığım cümlelerle aktardım. Suzan Sözen bu kitapta Razminar diye bir karakter yaratmıştır. O karakter Adnan Menderes'tir. Şunu söyleyebilirim: Suzan hanım ile Adnan Menderes arasında sadece cinsel bir ilişkinin hakimiyetini hissediyorum. Bu benim romancı hissedişim. Bence kadın bir Menderes hayali yarattı ve Menderes vuslatıyla rahatladı. Ayhan hanımda ise bir Menderes gerçeği var. Ayhan hanım o gerçeği avuçladı ve beraber oldu.

AKYOL: Nasıl birisiydi Suzan Sözen?

KARAKOYUNLU: Suzan Sözen eski İstanbul polis müdürünün eşiydi. Çok güzel bir kadındı. Onu bir gün Teşvikiye'deki bir manavdan incir alırken seyrettim. Zannedersiniz ki Aden'den kopup gelmiş bir kadını uzaktan seyrediyorsunuz. O kadar muhteşemdi. Simsiyah saçlar, bembeyaz sedef gibi bir ten, o sedef gibi bir tende lacivert-mavi gözler… Dudaklar yanaklara kıvrılırken iki yanda iki tane küçük gamze yapıyor. Çenesinin boynuna uzandığı yerde Afrodit'in omzu dönmüş gibi sanki. Üstelik omuzlarını açıkta bırakan dekolte bir kıyafetle görmüştüm onu. Boynu bir karış uzunluğundaydı. O kadar muazzam bir kadın.

AKYOL: Nasıl bir yazardı sizce?

KARAKOYUNLU: Bakmayın, herkes onu sıradan bir romancı olarak görür ama bence Menderes'e duyduğu bu aşk olmasaydı, bir Kerime Nadir ya da bir Muazzez Tahsin olabilirdi. Hayal hanesini bir adamın varlığında zengin tutmaya çalıştığı için üretici niteliklerinde aşınmalar olmuştur. Dolayısıyla tasvirlerinde muhteşemdir ama hadise tesbitlerinde ve takdimlerinde zaaf içindedir. Niye? Aşık çünkü. Onu anlatır. Bu bir insanın kendi rüyasını kendi lehine yorumlaması için gösterdiği gayrete benzer. Bu olmasaydı, bir Peride Celal olurdu demiyorum ama Kerim Nadir olurdu mesela."

Suzan Sözen, 1964 yılı Haziran ayında, kocası Ferit Avni Sözen'den boşanmak için mahkemeye başvurdu ve Nişantaşı'ndaki Belveder apartmanını terk ederek Ataköy'deki dairesine taşındı.

*

"ŞAHANE KADIN" SEVİM ÇAĞLAYAN

"Şahane Kadın" olarak adlandırılan Sevim Çağlayan da 1960 öncesi siyasetçilerle ilişkisi olan kadınlardan birisiydi. 1934 yılı Eylül ayında Konya'da dünyaya gelmişti. Babası polis memuru idi. Babasının adı Mustafa Avni Sivrikaya idi. Sevim Çağlayan'ın anne tarafı Karaosmanoğulları'na dayanıyordu. Baba tarafı, Halep'ten gelme idi. 13 yaşında iken Ankara'da bir Harp Okulu öğrencisine aşık oldu. Nişanlandılar.

Sevim Çağlayan'ı ilk öpen nişanlısı topçu teğmen idi.

Sevim Çağlayan, şunu söylüyordu: "13 yaşındaydım ama içim fıkır fıkır kaynıyordu."

13 yaşında iken Ankara'da babasının matbaacı N.A. adlı bir arkadaşının yanında sekreter olarak çalışmaya başladı. Patronu ile ilişkiye girdi hamile kaldı. Matbaacı daha sonra avukat oldu ve Ankara'da avukatlık yapmaya başladı. Sevim Çağlayan, altı aylık hamile iken Konya'ya götürülüp sezeryan yapıldı ve çocuğunun ölü olduğu söylendi. Bu olaydan sonra Sevim Çağlayan, kendisini hamile bırakan N.A ile imam nikahı ile evlendi. 1947 yılında İstanbul'a gitti. O dönem, Harp Okulu öğrencisi olan nişanlısı, imam nikahlı olan kocası N.A.'dan Sevim Çağlayan'ı kaçırıyor ve Balıkesir'e götürüyordu. Sonuçta, hem nişanlısı hem de imam nikahlı kocasından ayrılan Sevim Çağlayan ailesi ile birlikte yaşamaya başladı. Ailesi ile birlikte iken Cavit Oral'ın matbaasında sekreter olarak çalışmaya başladı Sevim Çağlayan. Cavit Oral, Sevim Çağlayan'ı sekiz yıl yetiştirdi. Sevim Çağlayan, buradaki çalışmasından -yetişmesinden sonra Radyoda çalışmaya başladı. 1952 yılında güzellik yarışmasına katıldı. Günseli Başar birinci, Sevim Çağlayan üçüncü oldu bu yarışmada. 1952 yılında, Refik Koraltan, Sevim Çağlayan'ı "Manevi evlât" olarak ilân etti. İlanın yapıldığı yerde o devrin Başbabakanı Adnan Menderes de bulunuyordu. Başbakan Adnan Menderes, Sevim Çağlayan'ı beğeniyordu. Zaman zaman telefon açıyordu. Sevim Çağlayan, bu dönemde, tabip İlhan adlı bir kişi ile .birlikteydi. Sevim Çağlayan, daha sonra tabip İlhan ile imam nikahı ile evlenmişti. Bu evliliği öğrenen tabip İlhan'ın annesi intihar etti. Tabip İlhan, bunun üzerine ABD'ye gitti. Hemen ardından Sevim Çağlayan'ı ABD'ye aldırdı. Sevim Çağlayan ABD'de dört ay kaldıktan sonra Türkiye'ye geri döndü. Sevim Çağlayan, Refik Koraltan ile "imam nikahı" ile evli olmasına rağmen sinema oyuncusu Ayhan Işık ile üç ay ilişkiye girdi. Ayrıca, tabip doktor Alaettin Yavaşça ile birlikte oldu. Sevim Çağlayan, Adnan Menderes ile olan ilişkisi hakkında özetle şunları söylemişti: "Menderes, 37 nolu özel arabasını evime göndererek beni aldırıyordu. Hep beraber, Devlet Bakanı Emin Kalafat da olmak üzere çay içmeye gidiyorduk köşke. Bazı akşamlar da Mithat Dülger'in evinde toplanıyorduk…." Sevim Çağlayan'ın en uzun ilişkisi Yılmaz Gündüz ile oldu. Yılmaz Gündüz ile ilişkisi başladığında Yılmaz Gündüz evli idi. Sevim Çağlayan, Yılmaz Gündüz ile ilişkisini özetle şöyle anlatmıştı: "Yılmaz Gündüz bir türlü yerinde duramıyor. İlle de tutturmuş: -'Sevim, sen benim kısmetimsin, birbirimizi kaçırmayalım. Allahın izniyle seni annenden isteyeyim', diyor. -'Aman sakın annemden böyle bir şey isteme. Çünkü bu iş o zaman hiç olmaz.' Bu ara hiç bilmediği bir şeyi hatırlatıp: -'Yılmaz her şey güzel ama, ben şu anda bir başkasıyla imam nikahıyla evliyim. Bu iş nasıl olacak', dedim. -'Kimmiş bu yahu…' -'Refik Koraltan…', deyince iyice aptallaşıyor. -'Refik beyden seni Allah'ın emriyle isterim. O senin baban yaşında… Herhalde anlayış gösterecektir', diyor. Ve hemen Yılmaz Gündüz beni istemek için köşke gidiyor. O sırada köşkte Refik Koraltan'la birlikte Namık Gedik ve Celâl Bayar da var. Yılmaz Gündüz durumu anlatıyor. Koraltan bu olaya için için gülerek: -'Verdim gitti oğlum, hadi hayırlısı olsun…', diyor. Yılmaz Gündüz ile Sevim Çağlayan, 1959 yılı Haziran ayında resmi olarak evlendi. Sevim Çağlayan, Yılmaz Gündüz için Harbiye'de taverna bile açtı. Ortakları Tevfik Bilge idi. Sevim Çağlayan ile Yılmaz Gündüz, sonra boşandı. "Şahane Kadın" Sevim Çağlayan, 1960 yılının Ocak ayında bir basın toplantısı düzenledi. Sevim Çağlayan, basın toplahtısında, "Ben çırılçıplak şarkı okurum", demişti. Sevim Çağlayan, 1969'da Altay spor klübünün top oyuncusu Necdet'le ilişkiye girdi. Ayrıldılar. Yalçın Gülhan ile ilişkiye girdi. Yalçın Gülhan'ın annesi, Sevim Çağlayan'ı oğlu Yalçın Gülhan'a istemeye gidiyor. Bu sıra Sevim Çağlayan, top oyuncusu Necdet'den hamiledir. Çocuk doğuyor. Adını Necdet koyuyor. Ardından, Karşıyaka spor kulübünün top oyuncularından Müjdat ile ilişkiye giriyor Sevim Çağlayan. Müjdat ile Sevim Çağlayan, imam nikâhı ile evleniyor. Refik Koraltan'ın diğer ilişki kurduğu başka bir kadın da Mualla Mukadder Atakan'dı. Mualla Mukadder Atakan, 1955 yılında "Ses Kraliçesi" seçilmişti.

*

SUZAN SÖZEN DOLANDIRILIYOR

Türk Hava Yolları (THY) Şirketine ait üniformayı giyerek, bir tüccarın 350 bin lirasını almak isteyen Ahmet Tezel adındaki baharatçı ile Rum asıllı arkadaşı İradados Tarabyanos, aynı usulle dört kişiyi dolandırarak 1 milyon liraya yakın parasını almıştı. Aralarında roman yazarı Suzan Sözen, Emine Kalaycı adındaki bir ev kadını, tüccar Haydar Küçük ve İhsan Uğurlu'nun da dolandırıldığı mağdurların ileri sürdüklerine göre, sanıklardan İradados Tarabyanos, bir Havayolları Şirketi mensubunun üniformasını giyerek evlerine gitmiş, kendilerine yabancı memleketlerdeki ahbaplarının hediyelik eşya gönderdiklerini söyledikten sonra imza karşılığında tesellüm makbuzu almıştı. İradados Tarabyanos ve ortağı Ahmet Tezel, bilahare bu dört kişiden aldıkları tesellüm makbuzlarının alt ve üstünü doldurarak bono haline getirmişler, icraya vererek tahsiline girişmişlerdi. Olay polise, mağdurlara İcra Dairesinden gönderilen Ödeme Emirlerinin tebliğinden sonra intikal etmiş, haberleri olmadan 1 milyon liraya yakın borç altına giren iki tüccar, bir ev kadını ve roman yazarı Suzan Sözen, 27 Ocak 1966 Perşembe günü, Emniyet Mali Şubede sanıkları teşhis etmişlerdi. İki dolandırıcı Adliyeye verilmiş, yargılanmışlardı.

*

SUZAN SÖZEN’İN GAZETEDE YAYINLANAN ROMAN TEFRİKASI

Suzan Verdi, 17 yaşında iken "Akbaba" dergisine gitmiş, Yusuf Ziya Ortaç ile görüşmüştü. Genç kız, Yusuf Ziya Ortaç'a, "yazı yazmaya meraklı olduğunu, bir tercüme getirdiğini, uygun görülürse Akbaba dergisinde yayınlanmasını istediğini", söyledi. Genç kızın, getirdiği yazı Andre Maurois'den bir tercümeydi.

Melih Özbay'ın hazırladığı, "Sabıkların Gizli Dosyaları" adlı kitapta, şunlar belirtilmiştir: "Suzan Sözen'in roman satmakta bazı özel taktikleri olduğu eskiden beri Babıali'de söylenir dururdu. Romanını ille satmak istediği günlük bir gazete sahibihi ısrarla evine davet ederek, romanı ona evinde okumak istemesi, aynı zamanda Suzan'ın inatçı karakterine de bir örnektir. Tabii ki Türkiye Başvekili ile iyi geçinmek zorunda olan bu gazete sahibi, genç kadının gece davetini kabul etmemek dirayetini göstermiştir. Türk Sagan'ı Sözen'in ilk romanlarından biri eski 'Milliyet'te tefrika edilmişti. Bu romandan kalan hatıra belki sadece, rahmetli (7 Temmuz 1955 perşembe günü ölmüştü) Ali Naci Karacan'ın, onun hakkındaki şu sözleridir: 'Güzel kadın amma ağzı kokuyor.' Suzan Sözen, edebi sahada olduğu gibi siyasi sahada da kendisinde büyük kabiliyet ve kudret tevehhüm etmiş bir kadındır. Fakat asıl kabiliyet ve kudreti bu sahalarda değil de 'aşk' sahasında (eskiden vuslat olarak vasıflandırılan fiile şimdi aşk deniliyor) göstermiş olduğu da kendisini yakından tanıyanlar tarafından itirazsız kabul edilmektedir."

Suzan Sözen'in "Sahibini Arayan kadın" adlı romanı, Milliyet gazetesinde 3 Haziran 1952 tarihinden 10 Ağustos 1952 tarihine kadar tefrika olarak 67 gün yayınlanmıştı.

Tefrika, şu şekilde tanıtılmıştı 2 Haziran 1952 tarihli Milliyet gazetesinde:

"İstanbul'da başlayan, kısmen İsviçre'de cereyan eden, nihayet Amerika'da biten ayrı ayrı aşk maceralarının içinde 'Sahibini Arayan Kadın', hakikatte aşka susamış ve kafasına, ruhuna, vücuduna tamamen hakim olarak kendisinde ecdattan rabıta köle ruhunu yüzde yüz tatmin edebilecek damı arıyan kadındır."

*

FATMA ESEN ADIYLA YAYIMLANAN KİTAPLAR

Suzan Sözen adına yayınlanan roman ve şiir kitaplarından bazıları şunlardır:

"Kiralık Ruh" adlı roman İstanbul Cumhuriyet Matbaası tarafından 1952 yılında yayınlandı. Kitabın, 10.8.1951 tarihi taşıyan önsözünde, "Aşk her şeye galip gelir" diye yazılmıştı. Kitabın önsözünde, ayrıca, "Muharririn ilk eseri Fatma Esen müstear adı ile yayınladığı 'Rahika' romandır. 'denilmişti.

"Fatma Esen" adıyla yayınlanan iki kitap vardır.

1- "Denemeler" adı ile 1948 yılında yayınlanan şiir kitabı.

Bu şiir kitabında "İkimiz" adıyla yayınlanan şiir şöyledir:

"Kırmızı bir yorgan,

İsmimi fısıldayan dudaklar,

Kaba el, kaba kol, kaba omuz,

Koyu gecede açık bakışlar,

Erkek teninin tatlı sıcağı,

Üstümü ezen aktif bir kuvvet,

Oynuyoruz beraber faciayı,

Ortası aydınlık, etrafı kasvet."

2- 1949 yılı Ağustos ayında İstanbul’da İnkilap Kitabevi tarafından yayınlanan "Rahika" adlı roman.

“Rahika” adlı kitabında anlatılan olaylar Elazığ'ın Harput ilçesinde geçiyordu.

Suzan, Nejat Verdi ile evlenmiş, Harput’a gitmiş bir süre kalmıştı.

Cevat Fehmi Başkut'un "Harput'ta Bir Amerikalı" adlı bir oyunu da 1955 yılında sahnelenmişti.

*

SUZAN SÖZEN ADINA YAYIMLANAN KİTAPLAR

Suzan Sözen’in yazdığı diğer kitaplarının adları şöyle:

1-"Sana Döneceğim (roman, İnkılap Kitabevi tarafından 1954 yılında yayınlandı)”,

2-"Sanera (İnkilâp Kitabevi, Hamle Matbaası, İstanbul, 1959, 176 sayfa)”,

3-“Sahibini Arayan Kadın (İnkilâp Kitabevi, İstanbul, 4. Baskı, 1959)”,

4-"Boş Kalan Çerçeve",

5-"Pas Damlası (şiir, İnkilâp Yayınevi, İstanbul)",

6-"Beni Unut (roman, Hamle Matbaası tarafından İstanbul'da 1958 yılında yayınlandı)”. Suzan Sözen, bu kitabın önsüzünü 28.3.1958 tarihinde yazmıştı.

7-"İlahlar Affetmez (İstanbul 1967)”. Suzan Sözen, bu kitabı için, "Aşksız Yaşıyamam" ve "İlahlar Affetmez" olarak iki tane ad bulmuş. Sonra, "İlahlar Affetmez" adını tercih etmiş. 8-8-"Siyah Zambak (İnkilâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul)”. Osmanlı Padişahı 4. Murad'ı anlattığı "Siyah Zambak/ Mahşer Gününe Kadar" adlı roman, 10.1.1960-11.8.1960 tarihlerinde Akşam gazetesinde tefrika olarak yayımlanmıştı.

*

ROMANLARI YABANCI DİLDE YAYIMLANDI

Suzan Sözen’in yazdığı romanlarından ve şiir kitaplarından bazıları bazıları İtalyanca ve Fransızca olarak yayınlanmıştı.

Suzan Sözen'in 1959 yılına kadar Fransa'da basılan kitapları şöyledir: La Femme qui Cherche Son Maitre (Fasquelle-Paris), 2) Ouible-Moi (Scorpion-Paris).

İtalya'da basılan kitapları da şöyledir: 1) Gocce di Ruggine (Casa Editrice Romans), 2) Dimentica Mi (Frateli Palumbi-Roma).

*

ŞİİR KİTAPLARI

Suzan Sözen, şiir de yazmıştı.

Suzan Sözen'in şiirlerinin sıraya konmasına şair Behçet Kemal Çağlar yardımcı olmuştu. "Pas Damlası", İnkilâp Yayınevi, İstanbul.

Suzan Sözen'in kitaplarını yayınlayan "İnkilâp" ve "İnkilâp ve Aka Kitabevi" hakkında bazı bilgiler vermek istiyorum. "İnkılâp Kitabevi, 1927 yılında Garbis Fikri tarafından kuruldu. 1961'de Aka Kitabevi ile birleşerek "İnkılâp ve Aka Kitabevi" adını aldı. Garbis Fikri'nin 1971'de ölmesinden sonra yayınevinin yönetimine, oğlu Nazar Fikri geçti. Nazar Fikri, 1982 yılında ortaklıktan ayrıldı ve "İnkılâp Kitabevi ve Yayın Sanayii ve Ticaret A.Ş. 'ni kurdu. Yayınevinin genel müdürlüğünü 1996 yılınhdan itibaren Nazar Fikri'nin oğlu Arman Fikri sürdürmektedir.

Suzan Sözen’in yazdığı bazı kitaplar hakkında bir iddia da bulunulmaktadır.

Dergilerde kitap tanıtımı yazıları yayınlanan ve edebiyat dünyasında yeralan kişilerle yaptığı söyleşilerle tanınan Celâl Karaca, çok yönlü bir kişiliği olan Esat Nermi Erendor'la da söyleşi yapmıştı.

Bir dönem Emniyet Müdürlüğü de yapan Esat Nermi Erendor, Celâl Karaca ile yaptığı söyleşisinde Suzan Sözen adına yayınlanan romanlar hakkında özetle şu iddialarda bulunuyor: "Adnan Menderes'in bir metresi vardı. Kocası da İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı'ydı o dönem. Suzan Hanım romancı olarak ortaya çıktı. Başkalarına yazdırıldı. Suzan Hanım'ın adını kullandılar. Ne zaman ki Adnan Menderes devrildi Suzan Hanım'ın romancılığı da sona erdi. Bu nedenle kimse bana Suzan Sözen'in bir romancı olduğunu kabul ettiremez." Esat Nermi Erendor'un iddialarının bir kısmı doğru olabilir, ama bir kısmı doğru değildir. Çünkü, Adnan Menderes, 16 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimlerden sonra Başbakan oldu.

"Fatma Esen" adıyla 1950 yılından önce yayınlanmış iki tane kitabı vardır Suzan Sözen'in. Ayrıca, 1967 yılında bir dergide tefrike edilen romanı da söz konusudur.

Yalnız, şu olabilir.

Başbakan Adnan Menderes, Suzan Sözen'le ilişkiye girdikten sonra Suzan Sözen'in yazdığı bazı kitaplarının yurt dışında, ve bazı gazetelerde yayınlanması konusunda yardımları olmuş olabilir. Hatta, ilişkide oldukları bu dönemde, bazı kitaplarının başkaları tarafından yazıldığı iddia edilebilir ama Suzan Sözen'in hiç kitap yazmamış iddiasının bütünüyle doğru olmasına olanak yok.

Suzan Sözen’in bir kitabı filme de alınmak istenmiş ama sanıyorum bu gerçekleşmemiş.

12 Ekim 1963 tarihli bir dergide Suzan Sözen ile ilgili olarak şöyle bir haber yayınlanmış: Suzan Sözen'in yazdığı "Beni Unut" romanı rejisör Rahmi Kafadar tarafından filme alınıyor. Kafadar'ın söylediğine bakılırsa, Suzan Sözen bu filmde ufak bir rolde sinema seyircilerine görünecek. Diğer rollerde Önder Somer, Semra Sar, Attilâ Engin, Hulusi Kentmen ve Atıf Kaptan oynıyacaklar.

*

"ROMAN KAHRAMANLARIMI İYİ HİSSEDİYOR ve TANIYORUM"

"Batmayan Güneş", adlı romanı İnkilap ve Aka Kitabevleri tarafından 1963 yılında yayınlanan Suzan Sözen, 1964 yılında, Ferit Avni Sözen'den boşanmak için mahkemeye başvurdu ve Nişantaşı'ndaki Belveder Apartmanı'ndan Ataköy'deki dairesine taşındı.

1967 yılında Ataköy'de bir apartmanın 3 numaralı dairesinde yaşıyan Suzan Sözen'in yazdığı romanlardan birisi, 1967 yılında, bir dergide yayınlandı.

"Unutulan Yemin" başlığıyla yayınlanan roman hakkında Suzan Sözen, özetle şunları belirtiyordu:

"Yaşamış olduğum günleri düşünüyorum. Kalbimi doldurmuş mutlu ve mutsuz anları tesbih taneleri gibi sıralamaya çalışıyorum. İmkânsız…İçimde çöl rüzgarlarının dahi silemediği birkaç derin iz vardı. Bunları toplayıp bir demet haline getirmeye çalıştım. Romanımın konusu hayli eskiye dayanmakla beraber, Hayat okuyucuları 'Unutulan Yemin' ile yakın tarihimiz ve günümüz arasında büyük benzerlikler bulacaklardır… Bu romanımda yazı sanatımın birçok şeyini verdiğini sanıyorum. İlk satırından son satırına kadar, kahramanlarıma büyülenmişçesine bağlanarak, onların her hareketini, her düşüncesini ifadeye çalıştım. İşte Erzurum'un genç Sancak Beyi Köprülü Fazıl Ahmet; muhteşem bir sadrazam! Ama benim anlattığım sıralarda, fakir bir müderris. Gençliği, zekası ve aşkı tek serveti. Turhan Sultan… Osmanlı sarayının genç valide sultanı… Şimal ülkelerinin perileri kadar güzel… Köprülü Fazıl Ahmet'e söz vermişti bir zamanlar; onu daima her şeye rağmen seveceğine dair!… Acaba sözünü tutacak mı? Perihan… Güzelliği dillere destan. O da sadrazama aşık. Kösem Sultan… Şeytani bir zekâ, sonsuz bir şehvet ihtiyacı. Lotüs çiçeğini andıran vücudu, daima çılgın zevklerin koynunda. Ve bir o kadar insan daha… Hepsi Osmanlı tahtının etrafında sıralanmış. Kimisi aşk, kimisi iktidar peşinde… Yani, ihtiras, şevk ve siyasi entrikalarla kaynaşan bir ortam… Kahramanlarımı iyi hissediyor ve tanıyorum."

*

"BÜYÜK YAZARLARA DAYANAMIYORUM"

1967 yılında, bir anket yapılmış ve dönemin bazı kadınlarına bazı sorular yöneltilmişti. Soru yöneltilen kadınlardan birisi de Suzan Sözen'di.

Sorulan sorular ve Suzan Sözen'in verdiği yanıtlar şöyledir:

Soru: Kadın olmaktan memnun musunuz? Yoksa erkek olmak mı isterdiniz?

Suzan Sözen: Hiç erkekliğe özenmedim.

Soru: Bir erkekte en çok hoşunuza giden nedir?

Suzan Sözen: Bir erkeğin en çok gözleri hoşuma gider. Çünkü, insanın karakteri gözlerinden anlaşılır. Ben, gözlerine bakıp kurnaz, saf ve temiz bakışlı erkekleri ayırt edebiliyorum.

Soru: Sizce gençlik ve aşk peşinde koşmanın bir çağı var mıdır? Bu konuda erkekler ve kadınlar için yaş sınırı çiziyor musunuz?

Suzan Sözen: İnsan her yaşta aşkı ve gençliği düşünebilir. Bence sınır yoktur.

Soru: Şimdiye kadar tanıdığınız en fevkalede insan kimdir?

Suzan Sözen: Muhakkak cevap istiyorsanız, tanıdığım en fevkalede insan, babamdır, diyebilirim.

Soru: Aydın, şöhretli ve kabiliyetli bir kadın olarak, bugünkü hüviyetinizin çevrenizdeki erkekler üzerinde bir çekingenlik yarattığına inanıyor ve bundan endişe duyuyor musunuz? Suzan Sözen: Bunu şimdiye kadar hiç düşünmemiştim. Ama doğrusunu söylemek icap ederse, böyle bir problem yoktur. Çünkü, erkekler karakterleri icabı, kadınların kabiliyetini küçümserler.

Soru: Siz de bir kadın yazarın dediği gibi şan ve şöhretin saadeti parlak bir şekilde defnettiğine kani misiniz?

Suzan Sözen: Şan ve şöhretin soru ile katiyen bir ilgisi yoktur. Bu konuda en doğru sözü Diyojen söylemiş. O da şöyle: "Gölge etme, başka ihsan istemem."

Soru: Her şeye yeniden başlamanız gerekseydi, saadeti mi, yoksa şan ve şöhreti mi tercih ederdiniz?

Suzan Sözen: Şan, şöhret ve saadetten birini tercih edeceğim muhakkak. Ama bu tercihte bir rolümün olacağını sanmıyorum. Bunları tayin eden kuvvet, kader değil midir?

Soru: Varsa, eserinizden veya insanlardan sonra en çok neye değer verir siniz? Sizi dünyaya, hayata bağlayan nedir?

Suzan Sözen: Bunlardan başka ne kaldı ki? Beni dünyaya her şey bağlıyor.

Soru: Modern hayat içinde kalp ve ruh arasında lüzumsuz ve endişe verici bir karışıklık yaratıldığına inanıyor musunuz?

Suzan Sözen: Bilakis! Kalp ve ruh birbirini tamamlarlar. Soru: Şahsiyetinizin dış belirtisi olarak giyiminizde, hareketlerinizde en çok neye önem verirsiniz?

Suzan Sözen: Hareketlerimde, giyimimde önem verdiğim bir şey yoktur. Onun içzin görünmeyen insan olmak isterdim. O ne saadet!.

Soru: "Büyük Aşk" denen şeye hayatta bir kereden fazla rastlanacağını düşünüyor musunuz? Cevabınız evet ise, kaç defa rastlanabilir?

Suzan Sözen: Büyük aşk denen şey, karakter ve tesadüflere göre değişir. Sayı mevzubahis değildir.

Soru: Bir kadının erkeği aldatmasının, bir erkeğin kadını aldatmasından çok daha ciddi olduğuna inanıyor musunuz?

Suzan Sözen:Aldatmak! Cinsiyet ne olursa olsun, iki halde de çok çirkin bir hareket. Bence erkek veya kadın aldatmış, bir farz yok.

Soru: Bugün şan ve şöhretinizi bir erkeğe mi, yoksa kendinize mi medyunsunuz?

Suzan Sözen: Yine cevap istiyorsanız, babama medyunum diyebilirim.

Soru: Çağımızda "dayanamayacağınız kadar" cazip erkekler kimlerdir? Sinema artistleri mi? Yazarlar mı? Sporcular mı? Politikacılar mı Yoksa bilim adamları mı?

Suzan Sözen: Büyük yazarlara dayanamıyorum.

Suzan Sözen, kendinden yaşça küçük bir adamla 1968 yılında evlendi. Bu üçüncü evliliğiydi. 1972 yılı Temmuz ayında İstanbul'da antikacı dükkanı açan Suzan Sözen, 2000 yılında öldü.

N Aglağu D bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba, Suzan Sözen ile ilgili küçük bir araştırma yaparken, büyük bir emekle derleyerek hazırlamış olduğunuz bu sürükleyici yazınızı büyük bir merakla okudum. Yüreğinize sağlık. Çok teşekkür ederim. Saygılarımla

N Aglağu D 
 16.12.2011 14:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 3330
Kayıt tarihi
: 11.03.07
 
 

9 Eylül 1958, İspir/Erzurum doğumlu. İspir Lisesi (1980) mezunu. İstanbul Üniversitesi Yabancı Dille..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster