Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '15

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
5
 

Taammüden

Bu sevgili Sırrı ÖZBEK’İN son yayınlanan kitabının ismi. BELGE yayınları’ndan
 
TAAMMÜDEN arapça bir deyimdir. Tasarlayaral, Planlayarak manasına gelir. Kürtçesi ise Zanebun, bi qestani. Almancası Vorsaetslich. Fransızcası: deliberet. İngilizcesi : İntentional.
 
Kürtlerin Cumhuriyet devrinde rejimin Kürtlere müstehak gördüğü gaddarca, zalimce tatbikatlarının adeta roman, hikaye tarzında anlatılışı. Kürtler açısından değerlendirilmesi. Türkler resmi tarihlerinde istiklal mücadelesi veren bütün milletleri asi olarak, hıyanetle suçlamışlardır. Halbuki Anadoluyu Rumların istilasında yaptıkları mücadeleyi KURTULUŞ savaşı, Kıbrıstaki müdaheleyide BARIŞ çıkarması olarak ifade etmişlerdir.
 
Rumların yaşadığı coğrafi bölgeye YUNANİSTAN. Macarların ekseriyette oldukları bölgeye Macaristan. Gürcülerin oturduğu bölgeye Gürcüstan, Bulgarların ekseriyette oldukları bölgeye Bulgaristan, Lehlerin ekseriyette oldukları yerlere Lehistan v.s.derler , Fakat Kürtlerin asırlardır oturdukları bölgeye KÜRDİSTAN denmesini bugüne kadar içlerine sindiremiyorlar, Irakta resmen kabullenilen Kürdistan federasyonuna bile TBMM de MHP li vekiller ‘’Kürdistan diye bir yer var mı?’’ diye kendilerini gülünç konuma düşürmektedirler.
 
DEMİREL’’ inde ifade ettiği gibi Kürtler son iki asırda 30 defa istiklallerine kavuşmak için mevcut idarelere isyan etmişlerdir. Bir halk 30 defa isyan etmişse bunun asilikle değilde ‘’Kurtuluş mücadelesi’’ olarak kabullenmesi gerekmez mi?
 
Sırrı ÖZBEK Kürtlerin çok acılı geçen , insan varlığına yapılacak en hunhar yaptırımları dile getiren, okudukça insanın feveran etmemesi mümkün olmayan, hadiseleri adeta bir tarihçi, edebiyatcı gözlemcisi olarak kitabında tasvir etmiştir.
 
Gerçi kitabının başlangıcında ve sonunda ‘’İstanbula sevdasını’’ bir şair duygusallığı ile, lirik bir anlatışımla aşkını açıklarken, İstanbulun mimari güzelliklerinin yanında ,adeta lavanta kokulu , erguvan renkli çiçekleriyle acılı hikayelere bir kompensasyon sağlamağa çalışmış.
 
Anlatış tarzında, sanki o geçen travmatik zulümleri kendisi yaşamış gibi aksettirmekte ustaca edebi bir eser yaratmış. Şu günlerde DERSİM hadisesi aktuel bir konu olduğunu düşünürsek, her KÜRDÜN bu eseri okuyunca ‘’ olan olmuş, yaraları kazımanın ne lüzumu var ‘’ diyenlerin hadiselerin vehametine bilinçlenmeleri mümkün olur.
 
Bugün Suriyede olan bitenin, iktidarın müslüman kardeşlerine veba gördüğü katliamın Türkiye dede Cumhuriyet teki idarecilerin gözlerini kırpmadan, ayni vahşeti Kürtlere vacip saymalarını normal insan havsalasının alamayacağinın idraki içinde olacaklarını söyleyebilirim.
 
Ben Sırrıyı altı aylıkken görmüştüm. Daha yeni yeni sürünüyordu. Babası benim en sevdiğim bir dayızademdi. Her sabah saat beşte birlikte aptes alıp camiye gider, birlikte namaz kılardık. O günlerde öylesine fanatik bir müslüman olmuştum ki camideki o loş atmosferde, ilahilerin etkisi ile VAHİY beklentisi içinde idim. Hemen hergün Kahta da yaz tatilinde iken biraraya gelirdik. Sırrı abimi daha çok sevdiği için olacak ilk çocuğuna abimin ismi SIRRI’ ismini koymuştu. Kaderin ironik bir cilvesimidir ki amcası oğlu Sabri abim Dersim harekatında Malatyadaki 62 inci alayda yedek subay, asteğmen olarak iştirak etmişti. Ben daha 7-8 yaşlarında onu Dersime yolcu ederken, Dedem ve kardeşlerinide karavagonlarda Malatya garında sürgüne yollamıştık.
 
Bir büyük elçinin hatıratında okuduğuma göre, Ankaradaki Ulus meydanında idam sehpalarından geçilemiyormuş. Sırrı’nın kitabındaki idam sehpalarının sayısını saymadımsada ayni manzara gözlerimin önüne geliyor. Eski dışişleri bakanı İhsan Sabri Çağlayangil bir akşam Bonn büyükelçisi Vahit Halefoğluna misafirken benide yemeğe çağırmıştı. O akşam hatıratında anlattığı gibi Dersimde başından geçenleri teferruatı ile anlattığı gibi Malatyada emniyet müdürü iken Dedemin her hafta emniyete gelip imza attığınıda sözlerine ilave etti.
 
Bu asırda Türklerin, Kürtlerin bağımsızlık haklarını istemelerini bir suçmuş gibi algılamalarını, ifadelerini hayretle dinliyorum. Almanlar yahudilere yapılanlar için ‘’Kollektif Suç’’ itirafında bulunurlar.. AB’’ye girmeyişimizin sebeplerinden biride işte o kollektif suçtan Türklerin öziür dileyecek medeni gelişimi sağlamamış olmalarıdr. Gerçi her Alman genci KARL MAY’ın ‘’ Durch Wilde Kurdistan- Vahşi Kürdistandan’’ kitabını okumuştur. Gene Alman Kurmay başkanı General Moltkenin ‘’Türkiye mektublarında’’ o zamanki Kürt –Türk, daha doğrusu Osmanlı münasebetlerinden bahsederken şöyle der: ‘’ Ne osmanlının topu tüfeği tükenir, nede Kürtlerin gençleri’’: Onun içinde Osmanlı onlara saldırınca Kürtlerde dağlara çekilirler. Bu günde PKK lı gençler dağa çekilmekteler. Yüzlerce senedenberi bu kavga devam etmektedir. ‘’Tarihten ders alınsa idi Tarih tekerrür edermiydi’’ demişti bir politikacı.
 
Daha fazlasını kitabı okuyunca hafızanıza kayıt düşersiniz. Benden size haber vermek düşer. Mutlaka bu kitabı okuyun sevgili okuyucularım.
 
Dr.İsmet Turanlı. Antalya. 05.12.14

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 69
Kayıt tarihi
: 31.05.13
 
 

Emekli Tıp Doktoru ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster