Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Nisan '09

 
Kategori
Çocuklar ve ilkler
Okunma Sayısı
3593
 

Tabuları yıkmak usulca !

Tabuları yıkmak usulca !
 

 

Binaların daha az, yeşilin daha çok olduğu günlerdi. Çok severdi gökkuşağını. Her çocuk gibi, o da geçmek isterdi altından. Eve döndüğünde de erişilemezin dürtüsüyle hep aynı çocuksu yalanı söylerdi. Engin hayal dünyası söylediklerine onu da inandırırdı.

“Annecim biliyo musun, ben gökkuşaanın aytından geçtim, yaaa!!"

Annesi de yıkmazdı oğlunun hayallerini, aslan oğlum benim derdi. Akşam da babasına, oğlumuz bugün gökkuşağının altından geçmiş babası, biliyor musun derdi göz kırparak. Omuzlar dikilir, adımlar değişirdi. Kıymızııı, mavii, yeşiil diye sayıverirdi bir nefeste gökkuşağının renklerini.

Leyleklerle beraber gelirdi gökkuşakları. Annesi, seni leylekler getirdi demişti bir keresinde. Gökkuşağını da leylekler mi getiriyordu yoksa! O'nu acaba hangi leylek getirmişti? Günler boyu izledi leylekleri. Hiç bebek yoktu yanlarında. Oysa bir resim görmüştü. Leyleğin ağzında bebek kundağı vardı. Peki, bu bebekleri nereden alıyordu? Allah Baba'nın bir Bebek Bahçesi olmalıydı. Bu görev için acaba neden leylekleri seçmişti. Çocuk zihni çözemiyordu bu bilinmezleri. Yayın bunu Yüzgay’a soyayım diye düşündü. Anne-babası onun bu sessiz hallerini pek severdi. Annesi, büyük adam olacak oğlumuz derdi babasına. Bazen bu kısık sesli konuşmayı duyar, aynada kendini görebileceği için çok sevinirdi.

Sabah erkenden kalktı. Annesinin sürdüğü yağlı-ballı ekmeği yüzünü ekşiterek yedi. Dışarı çıkmak için sabırsızlanıyordu. Annesi de anlıyordu kıpırdanmasından. Camdan dışarı baktı. Abiler, ablalar okula gidiyordu. O da seneye gidecekti. Öyle demişti annesi.

Hadi çık dışarı biraz oyna, hava da çok güzel bugün demesiyle annesinin, kendini dışarı attı. Küçücük ayaklarıyla az ilerideki bostana doğru koşmaya başladı. Etraftaki leyleklerin sayısı artmıştı. Ama ağızlarında yine bebek yoktu. Gökkuşağı da görülmüyordu. Birden silindi görüntüler. Kendini yerde buldu. Dizi çok acıyordu. Annesi hep, önüne bakmadan yürüme, koşma derdi. Her şeyi de bilirdi annesi. Birazcık da kanamış mıydı dizi ne! Yavaş ve seker adımlarla bostana vardı. Duvarın üzerinden atlayıp kolayca domates çalabilsinler diye koymuşlardı o teneke bidonu duvarın önüne abileri. Bakkal Amca'nın dükkanının önünden alırken görmüştü onları. Annesine söylememişti. Bu sırrı saklarsa, abileri onu çok severdi. Dizi çok acıyordu. Parmaklarını tükürükleyip dizinin acıyan yerine sürdü. Babası annesinden gizli vermişti bu öğüdü. Duvarın üzerine çıkıp oturunca ohh dedi. Minicik kalbi dörtnala koşuyordu. Rüzgâr da anlamış olmalıydı onun geldiğini. Gözleri kapalıydı gerçi ama. Aheste aheste dönüyordu kuyunun etrafında. Büyük otlaklarda koştuğunu hayal ediyordu belki de. Yorulduğunu düşünürdü onun hep. Üzülürdü minik kalbi.

“Biyaz daa büyüsün boyum, çıkayıcam o gözündeki gözlüyü. Ben hiç gözleyini göymedim ki.” dedi Rüzgâr'a.

O'nu anlamışçasına yavaşladı Rüzgâr. Kişnemesindeki duygusal nağme pek hoşuna gitti. Kıkırdadı!

“Biliyo musun, beni leylekler getiymiş. Gökkuşaanı da. Ya seni?” Sessiz kaldı bir süre, gözleri Rüzgâr'da. Düşünceleri korkuttu onu. Leyleklerin Rüzgâr'ı getiremeyeceğini düşündü. Yaşlı beygir durdu, çıngırağın sesi kesildi. Bostancı dışarı fırladı.

“Seni gidi velet, boşa eyleyecek benim beygiri mi buldun! Hadi git buradan.” diye bağırdı!

Neden kızmıştı ki Bostancı Amca! Domateslerini de çalmamıştı! Uzaklaştı küçücük zihni oradan. Kendisine anlatılan gerçeklerde bir gariplik vardı. Bunları fark edebilecek; ama anlayamayacak yaştaydı. Başı önünde döndü eve. Sen yine mi düştün derken annesi kızarmış dizine bakarak, Yüzgay’la akadaşlııma kızıyoy babası dedi. Rüzgâr da kim diye sormadı annesi. Hayali arkadaşlarından biri olduğuna emindi. Aklı oğlunun dizindeydi. Düşüncelere daldı küçük adam. Ara sıra da başını sallıyordu. Tendürdiyotla temizliyordu dizini annesi. Hep çok yakardı. Ah yaramaz çocuk diye de söyleniyordu bir yandan.

Annecim, babam geyince ben size bişiy söylicem dedi birden. Annesi meraklandı. Telaşlandı da. Akşam, kapıda karşıladı kocasını. Bey, bizim büyük adamda bir gariplik var. Bizimle konuşacakmış bu akşam derken farklı bir gülümseme yerleşti yüzüne. Şaşkın şaşkın baktı kocası. Dua ettiler yemeğe başlamadan önce. En sevdiği yemek vardı o akşam. Annesi özellikle mi yapmıştı köfte-patatesi. Kim bilir ne kadar üzüleceklerdi duyduklarına. Merakla oğullarına bakıyordu karı-koca. O da onlara baktı. Küçücük gözlerini kaçırmadı. Onlar büyüktü. Belki de çok üzülmezlerdi.

“Annecim, babacım. Ben size bişiy söylicem; ama üzülmiycenize, ağlamıycanıza söz veyin.” dedi.

Meraklandı karı-koca. “Tamam söz, ağlamayız. Hadi, anlat bakalım.” dediler.

“Hani beni leylekler getiymişti ya. Ben günleydiy onlaya bakıyoyum. Onlayın bebek filan getiydii yok. Bugün Yüzgay’a da soydum. Onu da onlay getiymemişler. Zaten o çok büyük. Peki beni kim getiydi? Ananem de seni çingenelerden aydık demişti!”

*****

“Doktor Bey, bu testi neden yaptırmalıyım?” dedi genç kadın.

Karşısındaki kadının dudakları oynuyordu. Duymuyordu; ama okuyabiliyordu. Diğer koltukta oturan çocuk da ona bakıyordu. Elindeki kedi biblosunu kırmasından korktu bir an. Neden eve kedi alamayacaklarını açıkladığında hediye etmişti babası. Masanın sağ köşesinde duran çerçeveye baktı. Anne-babası ona bakıyordu.

“Hamileliğinizin 28'inci haftasındasınız. Bebeğiniz 37 cm ve 1020 gr. İleride olabilecek hamileliklerinizde sorun çıkmaması için Rh-Antibody ölçümlerinizi yapmamız lazım. Ayrıca, Glikoz Yükleme Testi de yapacağız derken gözü hâlâ çocuğun elindeki biblodaydı. Böyle kıymetli eşyalarını masanın üzerinde tutmaması gerektiğini düşündü. Çocuğun gözlerine baktı. O gözlerin gördüğü dünyayı düşündü. Öyle farklıydı ki kendi çocuk dünyasından. Hiç leylek görmüş müydü, gökkuşağının altından geçmiş miydi? Rüzgâr’ı da tanımadığına emindi.

“Doktoy amca, kaydeşimi ne zaman annemin kaynından çıkayacaksın?” dedi çocuk birden.

“Oğlum şimdiden kardeşiyle her akşam yatmadan önce konuşuyor doktor amcası. Kulağını karnıma koyuyor ve kardeşi de ona bir şeyler söylüyor. O an karnımdaki hareketlenme artıyor. Aralarındaki konuşmayı benden gizliyorlar.” dedi genç kadın gülümseyerek.

Acı bir tebessümdü doktorun yüzüne yerleşen. O'nu leylekler mi getirmişti, yoksa çingenelerden mi almışlardı? Gerçeği hiç söylememişti anne-babası!

“Çok az kaldı kardeşinin gelmesine. O da sizlere kavuşmak için sabırsızlanıyor. O gün geldiğinde anneni bir odaya alacağız. Sonra da kardeşini annenin karnından çıkaracağız ve senin kucağına vereceğiz. Hem baban video kaydı da yapacak, sonra izlersin sen de.” dedi doktor. Gözleri yine anne-babasının resmine kaydı. Onlar da gülümsüyorlardı sanki.

Kapıda çocuğun annesine mırıldanışını duydu.

“Anne, kaydeşimi senin kaynına kim koydu?”

“Allah Baba, oğlum.” derken genç kadın, dönüp doktora gülümsedi. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

:)Masalsı bir anlatımla aktarmışsınız çocuk saflığını, zaman değişiyor. Her ne kadar artık kardeşle ilgili sorulara Tubitak-Tudem kitaplarından yanıt arasak da birlikte, gene de şansımı deneseydim ve bir leylek hikayesi anlatsa mıydım acaba_ İnanır mıydı ki? Bence hayır:)

Ayşegül Çakıcı 
 29.01.2013 23:36
Cevap :
Anlattığım benim çocukluğum Ayşegül Hn:) Sadece -şirin bir finali olabilmesi için- son bölüm kurgu, ben mühendisim. Şimdiki bebişlerin default belleği tanrı tarafından doldurulmuş oluyor:) Hele ki kızlar erkeklerden en 5 yaş önde koşuyor:) Teşekkürler, sevgiler.  30.01.2013 14:41
 

Annenin karnına konmuş bir kardeş...leyleklerin getirdiği(ya da çingenelerden alınmış)bir çocuk...Minik kalbinde bir uçurum. Koşsak yetişir miyiz düşmeden? Etkileyiciydi...Selamlar.

Berra 
 04.09.2012 11:23
Cevap :
Şimdiki çocuklar yer mi bu masalları! Bir başkaydı bizim kuşağın çocukluğu:) Teşekkürler Serenay Hn, sevgiler.  04.09.2012 18:03
 

Beni on yedi yıl geriye götürdünüz. İkinci çocuğuma hamileliğimde kızım daha çok küçüktü. Kızıma güzel bir ayakkabı almıştık ve "Bunu sana kardeşin hediye olarak getirdi" demiştik. Bu davranışımız, bir tavsiye üzerineydi. Kızım, oğlumu kıskanmasın diye. Şimdi yüzüme bir gülümseme yerleşti "Karnımdan bir bebek ve bir de çocuk ayakkabısı çıkarmak"müthiş. Harika yazınız için sizi tebrik ederim. Selamlar.

Aysel Yilmaz 
 26.08.2011 8:04
Cevap :
Kızınıza o masum yalanınızı şimdi itiraf ettiğinizde ne diyor:) Teşekkürler, sevgiler.  26.08.2011 15:33
 

Merhabalar..Sevgili dostum ATA KEMAL beycigim... Cok sirin ve cici bir yaziydi.. Leylekler, evlerin bacalari, cingeneler ve sepetleri ne kadar saf ve temiz bir yasamdaki, saf ve dusunceler... Muhafazakarlik, tibbin belirli bir seviyede olusu.. Belki bu sozler bizlere bile soylendi ve bizlerde saf sekilde inandik.. Fakat cok cok guzel duygulardi bunlar..Cogu bebegi doktor yerine ebeler dunyaya getirmislerdir o donemlerde... Simdi ise 3-ay hamilelikte bebegin cinsiyeti bile belli oluyor.. Demek oluyor ki " HAKiKATEN ESKi GUNLERDEKi BEBELERDE SAFTI DUNYA gibi " Size sonsuz sevgiler ve selamlar.... NK-ADA/TR

Necip Köni - Adana / TR 
 01.10.2010 21:11
Cevap :
Evet, ben de günümüz ana-baba adaylarını anlayamıyorum! Çocuklarını özel günlerde doğurmak için de çaba sarf ediyorlar. Benim yeğenim de 23 Nisan doğumlu! Teşekkürler Necip Bey, sevgiler.  01.10.2010 21:29
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8314
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1122
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster