Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
862
 

Tadı kaçmış kara incir

Tadı kaçmış kara incir
 

Rahmetli kayınpederimin yeri geldiğinde anlattığı bir fıkra vardı. Bugünlerde hava gitgide cehennemi andıran bir sıcaklığa doğru koşar adım gittikçe, aklıma hep o fıkra gelir oldu.

Ülkemize ilk kez gelen bir turist, oteline yakın bir manavda kara incir görmüş. Manav, turistin kara inciri ilk kez gördüğünü anlamış ve birini ikram etmiş. Turist öyle beğenmiş ki inciri, ülkemizde kaldığı sürece sık sık manava uğrayıp kara incir satın almış. Tatili bitmiş ve ülkesine dönmüş sonrasında.

Ertesi yıl gene aynı otele gelmiş tatil için ve dolaşmaya çıktığında bir yıl önce yediği kara incir gelmiş aklına ve hemen manava uğramış. Uğramış ama, manav kendisini hatırlayamamış. Turist de kırık dökük Türkçesiyle anlatmaya başlamış; rengi siyahtı, tadı çok güzeldi, içinde minicik çekirdek gibi bir şeyler vardı...falan diye. Manav tezgâhına göz gezdirmiş ve patlıcanı görünce ' Hah! ' demiş, ' Kesinlikle patlıcanı anlatıyor bu adam. Hem rengi siyah, hem tadı güzel, hem de içinde minicik çekirdekleri var '. Hemen bir kilo patlıcan doldurmuş poşete ve turiste uzatmış.

Turist ertesi sabah elinde patlıcan poşetiyle soluğu manavda almış.' Bu verdiğin şey geçen yıl yediğime hiç benzemiyor. Hem uzatmış, hem de tadını kaçırmışsın bu yıl ' demiş.

Antalya iyi, hoş da; bu aralar kara incirden patlıcana dönüş yapmış durumda. Günlerdir öyle sıcak, öyle nemli ki; hem uzattı, hem de tadını kaçırdı havamız!

Bu satırları yazan ben; hiçbir koşulda sızlanmayı sevmeyenlerdenim. Yağmur-çamur, deli poyraz, fırtına, gökgürültüsü, ayaz, 45 derece sıcaklık vız gelir bana gerçekten. Bir başıma olduğum zaman; kışsa ısınmak için, yazsa serinlemek için klimanın kumandasını elime bile almam. Hele ki kaloriferli eve hiç dayanamam, uyuduğum oda çivi gibi olmalı, rahatça soluk alabilmeliyim. Dayanamam dedim ya, sızlanmak olarak almayın bunu. Kış kışlığını yapmalı, yaz yazlığını. Hava soğuk diye 30 derecelere kadar ısıtılmış odalar bana göre değil. 20 derece benim favori sıcaklığımdır. Serde Antalyalı olmak ve yarım asırı bu şehirde geçirmek var ya, ' Nedir bu sıcaklar? ' cümlesini kurmamışımdır bu yüzden. Cumhuriyet Meydanı'nda 49 dereceyi görmüşlüğüm var ne de olsa, hem de o derecede şapkasız ve gayet neşeli köşe-bucak dolaşmışlığım.

Amma ve lâkin!

Şehir önlenemez bir şekilde betonlaştığı için midir, nedir, eski sıcak günleri mumla arar olduk şu son günlerde. Hiç değilse eskiden esinti diye bir şey vardı. Tül perdeler havalanır, çamaşırlar asılı olduğu iplerde birbirine dolanır, kimi zaman da mandala isyan edip kendilerini sokağa atarlardı. Oda kapılarının aniden çarpmasını ise hiç saymıyorum. Öylesine bir esintiydi, anlayın. Konyaaltı Plajı'nda geçirdiğimiz yaz günlerinde poyraz estiği zaman babam bağırırdı ' Es deli poyraz, koç yiğidin bağrına! ' diye. Öğlene doğru Adrasan'dan Konyaaltı sahiline doğru denizin rengi değişmeye başlardı. Ya da tam tersi olur, Manavgat'tan eserdi, denizi laciverte boyayarak. Babam ve arkadaşları koro halinde, neşe içinde bağırırlardı bu kez ' Haydar geliyoooor! ' diye. Çünkü Adrasan'dan ve Manavgat'tan esen rüzgâr ferahlık, serinlik demekti. Kimsenin evinde klima, hattâ vantilatör bile yoktu. Eski, ahşap Antalya evleri hiç sıcak olmazdı ki. Şimdiki evlerde balkonun zeminine çıplak ayakla basıp 10 dakika durmak yürek ister.

Kendime şu soruyu da sordum tabii; tahammül sınırlarım mı değişti? diye. Değişmediğini biliyordum ama, gene de sordum işte. İklim değişmişti kesinlikle, tahammül sınırlarım değil. O sahilde geçirdiğimiz yazlarda az mı ıslanmıştık yağmurlardan, hem de bir kez değil, defalarca. Ağustos gecelerinde bir grup arkadaş mehtabı ve yıldızları seyredeceğiz diye neredeyse sabahladığımızda, şezlonglardaki havlulara sarılırdık esintiden.

Başka şehirleri bilemem ama, biz yanıyoruz uzun zamandır. Cehennemde indirimli bir sıcaklık düşünülecektir tahminimce Antalyalılar için. Öyle ya, akşam haberlerinde Erzurum'daki sıcaklığı hiç kaçırmıyorum; gece sıcaklığı ( serinliği ) kaç derecedir diye. 6 Ağustos Cumartesi günü Erzurum'da en düşük sıcaklık 8 derece olacakmış. Biz kışın bile 8 dereceyi görmüyoruz. Sahi, mevsimlerden yazdı, değil mi Erzurumlular?

Evet, tıpkı 70'li yılların meşhur TV dizisi The long hot Summer gibi, uzun ve sıcak bir yaz yaşıyoruz. Bu bloğumun da tadı kaçacak uzadıkça. Gidip perdeler kıpırdıyor mu bakayım ben:-)



Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kıvırcık saçına fön çeker düzleştirirsin. Antalya'da 15 dakika içinde geri kıvırcıklaşır. Erzurum'da bir dahaki yıkamaya kadar düz kalır. :))

Nilgün Akad 
 11.08.2011 19:46
Cevap :
Ben de nemli havaya bir örnek daha vereyim; Eğer kampta falan kalınıyorsa ve minderleri bir şekilde dışarıda unutmuşsan, sabah hepsini ıslak olarak bulursun ve öğleye kadar kurutamazsın:-) Hele çerez kavanozunun ağzı aralık kalmışsa, hepsini tekrar fırınlaman gerekir:-)  11.08.2011 20:58
 

derken ciddi değildin di mi arkadaşım :)) Değil 45 derece, 30 derecede bile fenalaşırım ben. İdeal sıcaklık benim için de 20 derecedir :)) Yalnız, Antalya ve Erzurum'u kıyaslamakla hata etmişsin. Erzurum'da okudum ben, iyi bilirim, orada nem diye bir şey yoktur. Eksi 40 derecede üşümezsin oralarda. Eh, haliyle yazın da yapış yapış olmazsın. Ne diyeyim, Allah kolaylık versin tüm Antalyalılara :))

Nilgün Akad 
 11.08.2011 15:22
Cevap :
Sevgili Nilgün, aksine son derece ciddiydim:-) Şu anda bizim balkonun sıcaklığı gölgede 40'ın üstünde ne yazık ki:-( Odalarımızın klimasız sıcaklığı da 31'in altına düşmedi bir aydır. Erzurum'u bilemem ama, komşumun kızı Sarıkamış'ta öğretmenlik yapmıştı ve demişti ki; Tülin teyze, yemin ederim Antalya'da üşüyorum, Sarıkamış'ta üşümüyorum! Sahi, nemsiz hava nasıl oluyordu ki?:-)  11.08.2011 16:26
 

Mehmet Burak'ın peşi sıra gitmiştik, döndük ama kavuşmalar güzel de, ayrılıklar zor oluyor. Yine gideceğiz, bu yaz mevsimini biraz orada, biraz burada geçirmeye çalışacağız. Senin Kara inciri hiç tanımamış turist fıkranı orada anlattım ki, bir tek ben değil millet çok beğendi...Keyif ile okunmasını sağlayan; böyle bir olayı ustaca kaleme almak, işte bütün maharet burada...Sevgilerimle arkadaşım...

Yurdagül Alkan 
 09.08.2011 12:50
Cevap :
Minik Burak çok şanslı, kaçacak yeri var:) Bizler şehrin kadrolu bekçileri gibi bir yere gitmiyoruz:) Bende fıkra çok ama, yerine göre kullanınca tadına varılıyor. Güzel sözlerin için teşekkürler Yurdagül'cüğüm. Sevgilerimle...  10.08.2011 16:50
 

Antalya gerçekten çok sıcak ve insanı bunaltıyor. Biz karasal iklim insanları için işkence halini alıyor. Sizler oralı olduğunuz halde zorlanıyorsunuz, Allah yardımcınız olsun. Sıcağa bir de nem eklenince dayanılmaz oluyor. Sizlere serin, bol esintili, limonata gibi havalar diliyorum :) Saygılar, sevgiler, selamlar.

A.Nilgün Aktaş 
 08.08.2011 9:21
Cevap :
Bizler de kara-buza-kışa alışkın değiliz sevgili Nilgün:) Yani kaldırımları buz tutmuş bir şehirde nasıl yürünür bilmem:) Bildiğim bir şey varsa; duvarı da, insanı da nem yıkıyor. Sevgilerimle...  10.08.2011 16:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2078
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster