Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '18

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
1269
 

Tahir'in Yusuf'u

Tahir'in Yusuf'u
 

"Herkesin bir Yusuf'u vardır."


-Sabah namazı birazdan vakti mi şaşırdın ?

-Şaşırdığım kesinde vakti değil.

-Duaya mı geldin, tövbeye mi ?

-İkisine de ...

-Günahtan kaçınmak tövbe etmekten daha kolaydır biliyor musun?

-Öyle midir?

-Öyledir. Tövbenin kabul olup olmadığını bilmeden bir ömür geçirmek zordur.

- Anladım Allah razı olsun hocam.

-Hapiste daha zordur uşağım.

-Allah'ın peygamberi de hapise girmedi mi, hocam?

-Hz.Yusufu diyorsun; günahtan kaçtı.

-Bence nefsinden kaçtı, hapise razı oldu da diyebiliriz demi hocam.

-Diyebiliriz.

-Bende nefsimden kaçayım Nefese hemnefes olayım diyorum ama olamıyorum. Çünkü Ebu Cehil Nefesin peşini bırakmıyor banada tek yol kalıyor onun için tövbe namazı kıldım diyelim hocam.

-Sana düşen güzel bir sabırdır.

Bu sahnede o kadar çok şey saklı ki o kadar çok anlam o kadar çok hikaye... Bizim hikayemize de hepsinden bir elma düşüyor sanki.

1) YUSUF ile ZÜLEYHA 'yı elbet duymuşsunuzdur.Bu aşk hikayesi bildiğimiz diğer hikayelerden bir şekilde ayrılır burada aşkı için dağları delen de çölleri aşan da erkek değil kadındır.O nedenle benim için ayrı bir yeri vardır Züleyha'nın cesaretinin ve sonsuz aşkının...

Züleyha, Mağrip şahı Taymus’un kızıdır. Güzelliği dillere destan bir kızdır. Ve bir gün rüyasında bir suret görerek ona vurulur. Günden güne eriyip solunca aşık olduğu anlaşılır. Ailesi ne yapsa vazgeçiremez. Babası kontrol altında tutmak için karanlık odada bir kaç yıl tecrit eder. Züleyha bir gün yine rüyasında aşık olduğu kişinin Mısır azizi olduğunu öğrenir ve bundan sonra düzelir.Öyle ya artık sevgilinin yeri bellidir.Babası bunu azize mektupla bildirir.Aziz çok sevinir ve Züleyha yı ister.Züleyha çeyizi ile birlikte gönderilir ve evlenirler.Ama Züleyha haliyle bu adamın rüyasındaki aşık olduğu kişi olmadığını anlar.Adam onun için her şeyi yapsa da Züleyha onu bir türlü sevemez o rüyasında gördüğü kişiye aşıktır. Züleyha'nın kulağına sürekli sabretmesi fısıldanır ve Züleyha da sabreder.

Diğer taraftan ise Yusuf rüyasında kendisine secde edildiğini görür ve babasına söyler. Babası bunun peygamberlik müjdesi olduğunu söyler ve kardeşlerine dahi bahsetmemesini söyler ama kardeşleri bu rüyayı öğrenirler. Ve bildiğiniz gibi kardeşleri Yusuf'u da gezdirme bahanesi ile yanlarına alarak onu bir kuyuya atıp, kanlı gömleğini babaları Yakup'a götürürler. Yusuf üç gün kuyuda kaldıktan sonra sonra bir kervan tarafından bulunur güzelliğinin işe para edeceği düşünülerek köle pazarında satılmak üzere Mısıra götürülür.

Züleyha da, Yusuf'u burada görür ve aşık olduğu kişi olduğunu anlar. Tonla ödeme yaparak onu satın alır. Önüne dünyaları serer ama aşkına karşılık alamaz. Hatta yine onu ikna etmeye çalışırken kendisini öldürmeye bile kalkar. Ama Yusuf ona engel olur. Odadan çıkarken Züleyha'nın elinde Yusuf'un eteğinden bir parça kalır. Sonra Yusuf'u azizin yanında görünce her şeyi anlattığını sanıp kendisine saldırdığı iftirasını atar ve Yusuf zindana atılır. Bu sırada tabi Züleyha'nın dedikodusu tüm Mısır'a yayılır. Çünkü her gün Yusuf'u görmek için bahanelerle zindana gidiyordur. Züleyha'da meramını anlatmak için tüm o kadınları yemeğe davet eder. Yusuf'un odaya girip hizmet etmesini ister. O sırada önlerinde meyveler ve bıçaklar olan kadınlar, Yusuf'u görünce farkında olmadan kendilerini keserler ve Züleyha'ya hak verirler. Sonra Yusuf Mısır'ın kıtlığında bir rüyayı yorumlayıp kıtlığı durdurunca zindandan kurtulur ve Mısıra aziz olur...  Züleyha'nın ise kocası ölmüştür. Yusuf'un yolunda parasını, güzelliğini, gençliğini, itibarını her şeyini vermiş yaşlı ve gözleri artık körleşmiş bir kadındır. Yusuf onun eski haline dönmesi için dua eder ve kabul olur sonrada evlenirler...

Şimdi Züleyha güzelliği dillere destan ve Yusuf uğruna her şeyden vazgeçmiş bir kadın ama, Yusuf ona ne yaparsa yapsın karşılık vermiyor.  Lakin Züleyha'nın ne artık dayanamayıp kendisini öldürmesine izin veriyor ne de korku ile attığı iftirayı bertaraf ediyor. İstese bunu çok kolay yapabilir. Züleyha'nın aşkı zaten ayan beyandır, Yusuf'un suretinin işlendiği duvarların olduğu saray yaptırmış, herkesin diline düşmüştür bile. Ama  Yusuf, hapiste olmayı tercih eder.

İşte bu yüzden Osman Hoca nın "günahtan kaçtı" lafına karşılık, Tahir diyor ki ... "Nefsinden kaçtı hapise razı oldu. "
Ve Osman Hoca düşünüp güncelliyor  "diyebiliriz"... Yusuf,  nefsine yenilirse eğer günaha girmiş olacaktı. Çünkü onun gözleri Züleyha'yı göremez, kolları Züleyha'yı saramazdı, o ona haramdı. Ama yine de seviyordu belli ki belki o da sabrediyordu zamanın gelmesini bekliyordu ama kim olursan ol kendinle savaşmak zordu. O da bu savaşta bir kusurlu harekette bulunmamayı garanti altına almak için hapse girmeye razı oldu . Yani evet günaha girmekten kaçtı ve bu günah nefsine yenilmekti...

2) "Ben de Nefes' e hem nefes olayım diyorum ama Ebu Cehil Nefes'in peşini bırakmıyor"... Ebu Cehil' in gerçek adı Amr bin Hişam'dır. Mekke' nin en önde gelenlerindendir.  Hz. Muhammed ve diğer Müslümanlara aşırı tepkisinden dolayı bu lakap sonradan takılmıştır. Asıl sorunu ne Allah, ne Hz. Muhammed, ne ibadetlerdir. Sonuçta Allah o topraklarda İslamdan önce de vardır. Keza oruç tutmak gibi ibadetler de. Ama Amr bin Hişam bir bezirgandır. Köle, kadın alıp satar. Ve İslamiyet bu yönde onun düzenine engel oluşturmaktadır. O nedenle de şiddetle karşı çıkar suikaste bile kalkışır. Bedir Savaşında öldürülene kadar da asla vazgeçmez amacından.

3) "Sana düşen güzel bir sabırdır "diyor Osman Hoca konuşmadan sonra Tahir 'in arkasından. Bu cümle Yusuf Suresi'nden alıntıdır. Bildiğiniz gibi kardeşlerini bir kuyuya atan abiler eve dönüp babalarına bir kanlı gömlek verirler ve kurtların baskınına uğradıklarını Yusuf'u kurtaramadıklarını, öldüğünü söylerler. Hz. Yakup 'a Yusuf'un bir yerlere gittiği önceden bildirilmiştir, bu hikayeye inanmaz ama ayrılık her halukarda kaçınılmazdır. Bu nedenle şöyle der. “Bana düşen kebir bir sabırdır.”

Sahnede geçen kişi şahıs ve hikayelerinden sonra gelelim bize düşen elmalara…

-Tahir kendisini Hz.Yusuf ile özdeşleştirir. Ama Osman Hoca, onun için Hz.Yakup ‘un sözlerini tekrar eder. Nefsinden kaçma yönü bu hikayeden başımıza düşen elmadır, Tahir için . Ama bizim hikayemizde Yusuf daha çok Nefes‘tir aslında. Ona sahip olmak isteyenlerin bunu başaramayınca gerçek duvarlar arasına hapsettiği Yusuf’u, Nefes’tir bizim hikayemizin. Diğer yandan tek hapis Yusuf değildir. O sadece gerçek duvarlar arasına hapsolan tek kişidir, ruhu asla hapis olmamıştır. Tıpkı Nefes gibi. Ama diğer yandan dışarıda bile olsalar aşkları ve sevgilerinde hapsolmuş, ikisininde gözleri kör olmuş Hz.Yakup ve Züleyha da vardır.

-Tahir daha çok Yusuf aşkı ile kör olmuş Yakup ve Züleyha’dır. Bu nefsinden kaçma isteği de aslında Züleyha’nın ulaştığı sonuç yüzündendir. Züleyha’ya sürekli sabretmesi telkin edilir, Allah tarafından. Züleyha bir süre bunu başarır, bekler ama Yusuf’u tekrar görünce ona yakın olmak istemekten kendisini alıkoyamaz ve bu nihayetinde sevdiğine zarar vermesine neden olur. Züleyha Yusuf için ölür, aşkı tartışılmazdır ama çok seviyor olmak zararsız olduğumuz anlamına gelmez. Tahir de burdan yola çıkar. Hem nefes olacaktır, sabredecektir ama Yusuf’una bu denli yakın olup uzak durmak zannettiği kadar kolay değildir. Aşk irade üstüdür. Elleri dokunmak, gözleri gözüne değmek için yanıp tutuşur ve bu yenilgilerin Nefes’in Vedat hayali görmeye başlaması ile Nefes’e zarar verdiği şüphesi onun felaketi olur. Belki de ona telkin edildiği gibi sabretseydi en çok sevdiğine zarar vermemiş ona en kötü kabusunu hatırlatmamış olacağını düşünür.Buna sebep olmuş olabilmek Tahir için ölümden beterdir.

Ama bir konuda yanılır ona gerek olan hapislik değildir. Külbe-i ahzan‘dır. Bu yüzden Osman Hoca onun arkasından Hz.Yakup ‘un sözlerini tekrar eder. Allah, Hz.Yakup’a, Yusuf’un bir yerlere gittiğini bir gün ona kavuşacağını sadece sabretmesini söyler. Hz.Yakup sabreder etmesine ama kendisini bu özlemle ağlamaktan alıkoyamaz. Zamanla insanlar  sürekli ağlamasından rahatsız olur. O da yerleşim yerlerinden uzakta bir tek odalı kulübe yaptırır. Burada yüzünü duvara dönüp ağlar. Kör oluncaya, ta ki vakti gelinceye kadar. İşte bu külübeye Külbe-i ahzan denir . “Gam kulübesidir, hüzünler evi…”

Nefes, henüz uzaklarda olan bir Yusuf’tur ama bir gün gelecektir yurduna(Tahir’e), sadece sabır gerektir. Özlemekten hasretten gözleri kör olurcasına ağlatsa da bu acı, ona kavuşmak, yolculuğunu tamamlamasını beklemekle mümkündür ancak. Sabretmekle mümkündür. Bu yüzden Tahir’e düşen güzel bir sabırdır.

Diğer yandan yine Züleyha gibi Yusuf yolunda ,her şeyden ve herkesten vazgeçilmiştir.Paraları, ailesi, itibarları, malları, mülkleri kaybedilmeye başlanmış. Üstelik dile düşmüştür hepsi. Ama işte Nefes’te, Tahir’in gördüğü gibi Yusuf’u göremeyen bilemez ondaki güzelliği ona duyulan aşkı .

“Herkesin bir ‘yusuf’u vardır,
Söyleyemediği.
Vazgeçemediği.
Beklediği..”

Ancak onların da bir Yusuf’u varsa anlarlar.

Vedat, Ebu Cehil‘dir. Tek amacı Tahir’i öldürmek ve onun bozduğu düzenini eski haline getirmektir. Ve bu amacından da ölene kadar vazgeçmeyecektir.

– Yakup ta, Züleyha da sabrının sonunda Yusuf’a kavuşmuştur. Yusuf ta yolculuğunu tamamlayıp yaşaması gerekenleri yaşayıp yapması gerekenleri yapıp onlara dönmüştür. Yani;

” O KAYIP YUSUF DÖNER GELİR YURDUNA, ÜZÜLME !
HÜZÜNLER EVİ DÖNER GÜL BAHÇESİNE, ÜZÜLME!”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 715
Kayıt tarihi
: 18.11.17
 
 

Tarih Bölümü okudum.Güzel hikayeleri severim.Çünkü içinde bu dünyadan kaçıp saklanacak bir yerler..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster