Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '06

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
2253
 

Takalar geçiyor allı yeşilli

Takalar geçiyor allı yeşilli
 

Siyah beyaz fotoğraf, 1976 yılına ait… Yirmi dördünde bir adam; o yılların modası uzun saç ve favorisiyle gülümseyerek bakıyor objektife... Adamın kucağında henüz üç aylık bir bebek; babasının kucağında olmasına aldırmadan ağlıyor İstanbul’da bir evde… Duvardaki kocaman tabloda, esmer, bıyıklı bir adam var; güven verici bir tebessüm yüzünde…

İlk fotoğrafım bu benim. Duvarda asılı olan kocaman tablodaki esmer adamsa, rahmetli dedemin kullandığı tek adıyla Karaoğlan…

Dağa taşa nice umutlarla “Karaoğlan” yazıldığı, yeni doğan erkek çocuklarına isminin verildiği bir dönemde, adımın Bülent olmamasının yegâne müsebbibi amcamdır.

O siyah beyaz fotoğraftaki bebek birazcık büyüyüp de dünyayı algılamaya, tanımaya, sorgulamaya başladığı zaman, minicik parmaklarını uzatıp duvardaki tabloya, sormuş dedesine:

- Dede bu kim?

- Karaoğlan o

- Kara değil bu; kırmızı! Hem neden burada ki?

Rahmetlinin bunu anlatabilmesi pek de mümkün olmamış o zaman. O resmin neden orada olduğunu, çok yıllar sonra anlayacaktım ben. Dedemin nasıl bir ‘Ecevitçi’ olduğunu, nasıl da sarsılmaz bir inançla güvendiğini, dedem hayatta olduğu sürece o resmin o duvardan indirilmesinin mümkün olmayacağını anlamam için, çok seneler geçmesi gerekti.

Öyleydi yani. Aileden gelen bir gelenekle ya ‘Halk Partili’ydiniz, ya da ‘Demokrat Partili’… Ya Bülent Ecevit resimleri süslerdi evinizi, ya da Adnan Menderes posterleri. Benim çocukluğumdan kalan ilk siyasi izlenimlerim, bunlardı.

Daha ileriki yaşlarımda, özellikle yirmilerime gelip de CHP içinde aktif siyaset yapmaya başladığımda, artısıyla eksisiyle tanımaya, yorumlamaya, değerlendirmeye başladım Karaoğlan’ı. Tabi salt bir siyasetçiydi o zaman benim için Ecevit.

Oysa sadece temiz, dürüst, ahlaklı ve onurlu bir siyaset anlayışını miras bırakmadı Karaoğlan. Aktif siyasetin içine girmeden önce uzun yıllar gazetecilik yapmış olan Ecevit’le, şimdiki konumumdan dolayı değil yalnızca mesleki bağım. Bir de Doğan Canku tarafından bestelenmiş şiiri nedeniyle, müzik dünyasına bıraktığı eşsiz bir mirası var kendisinin. Sahne aldığım dönemlerde gitarımla keyifle çaldığım bir şarkının sözleriydi Ecevit’in meşhur şiiri.

Ruhun şad olsun Karaoğlan…

Takalar geçiyor allı yeşilli
Takalar geçiyor dümenleri nazlı
Takalar geçiyor en nazlı
Yelkenlilerden de güzel
Güvenli sularda işsiz dönenen
Gezi yelkenlilerinden çok duyarak denizi
Takalar geçiyor enginlere
Yamalı göğsünü gere gere
Takalar geçiyor yükle yürekle
Takalar geçiyor emekle dolu
Günlük güneşlik kıyılardan kopmuş
Denizlerde Anadolu
Kıyılar kadın olmuş
Açılır gider erkeği
Takalar takalar
Toprağın denizde çarpan yüreği

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu kadar geç yorum yazdığım için üzgünüm. Ölümünden bu yana Mustafa Bülent Ecevit hakkında yazılan yazıların hepsi birbirinden anlamlı, seviyeli, herkesin anısının olduğu, çocukluğunu, gençliğini veya duydukları ile tanıyarak dile getirdiği saygı duyulan bir insanı anlatıyor. Bu özellik herkes te olamaz düşüncesindeyim. Sevenlerinin yanı sıra olumsuz olarak eleştirenler de var doğal olarak. Değişmeyen, adından, saygıyla, saygınlıkla, seviyeli bir üslupla anılması. Aynen, kendisinin yaptığı gibi. Paylaşımınız için teşekkürler.

Tuğba 
 01.12.2006 1:08
Cevap :
Mutlaka olumsuz birşeyler de vardır dile getirilebilecek. Hangimizin yok ki? Bir döneme damgasını vurmuş ve hepimizin hayatında izler bırakmış bir liderin gidişi, bir şekilde acıtıyor galiba... Yorumunuz için çok teşekkür ederim...  01.12.2006 10:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 411
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1597
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

Milliyet Blog'un ilk yazarlarındanım. Uzun yıllar gazetecilik yaptım, sonra bir sabah uyandım ki ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster