Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
265
 

Takıldıklarım -2-

Bazen tarafsızlık naraları atanlara takılırım.
Kendini tarafsız sanan, fakat cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i
tarafsız davranmamakla suçlayanlara….
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine bağlı, Atatürkçü düşünceye sahip
bir hukuk adamının,
tarafsız davranmak için bu ülkeye zarar verenlere ılımlı bir açıdan yaklaşması mı
tarafsızlık, yoksa bu ülkenin çıkarları için çaba sarf etmesi mi?
Bazen inançlı olduğunu iddia edip, inancın ne olduğunu bilmeyen insanlara takılırım.
Bir bez parçasını dinin en önemli gerekliliğiymiş gibi yansıtmaya çalışanlara…
Türbanı kişisel bir özgürlük olmaktan çıkarıp,
toplumsal bir baskı aracı olarak kullanmaya çalışan ve siyasal İslamın simgesi
haline getiren bu insanların amaçlarının ne olduğunu çok merak ederim.
Bazen demokrasi vaadiyle bir ülkeyi işgal edenlere takılırım.
Demokrasiden bahsedip,
mahkemelerinde bile demokratik bir yargılama süreci uygulayamayanlara…
Bu güçlerin hangi amaçla ağızlarına demokrasi kelimesini alabildiklerine anlam veremem.
Bazen yanlışlara takılırım.
Bir yanlışı başka bir yanlışla meşru kılmaya çalışanlara…
Bir erkeğin testislerinin ultrasonunu çekmeyen kadın doktorları meşru kılabilmek için,
hastanelere türbanlı kadın hastaların alınmadığını iddia eden yanlış zihniyetlere…
Kendi zihniyetlerindeki insanların yaptıkları yanlışları,
hayali bir yanlışla örtbas etmeye çalışmanın anlamı nedir?
Bazen milliyetçi-ırkçı ayrımını yapamayanlara takılırım.
Atatürk’ün kurmaya çalıştığı ulus-devlet bilincini ırkçılık olarak algılayanlara…
Bu ülkede yaşayan her insanın Türk olduğunu cesurca söyleyemeyip,
alt kimlik-üst kimlik tanımları yapmaya çalışarak ırkçılığa ortam hazırlayan zihniyetlere…
Bazen sanatın ne olduğunu bilmeyen insanlara takılırım.
Sanatın ne olduğunu bilmeyip,
önüne gelen her beğendiği şeyi sanat olarak niteleyen insanlara…
Bir futbol maçının sanatla ne ilgisi olabileceğini merak edip dururum!
Bazen eleştirilere takılırım.
Eleştirinin ne olduğunu bilmeden, sadece karalama amaçlı söylemlerin
eleştiri olduğunu iddia edenlere…
İnsanları karalayarak eleştirdiklerini sanan, sonra da bu tür karalamalara
tepki gösterenleri “saygısız” olarak niteleyen kişilerin ne tür bir provokasyon amacıyla
hareket ettiklerini anlayamam!
Bazen düşünenleri engellemeye çalışanlara takılırım.
Düşünen insanları yargıladıkları yetmiyormuş gibi, bir de bilimi yargılamayı başaranlara…
Sadece kendi düşüncesinin doğru olduğunu sanan bu insanların,
bu ülkeye verdiği zarar beni üzüntüye boğar.
Bazen devrimci geçinenlere takılırım.
Solcu olduğunu söyleyen, fakat bu ülkede yapılan devrimi görmezden gelenlere…
Atatürk’ü anlamadan nasıl bu ülkede devrimden bahsedileceğini hiç ama hiç anlamam.
Bazen milliyetçilere takılırım.
Milliyetçi geçinip, aslında cemaatlerin içinde bulunanlara…
Milliyetçiliği İslam-Milliyetçiliğine dönüştürenlere…
Bu ülkenin bölünmez bütünlüğünün ulus-devlet modelinden geçtiğini bilmeyip,
insanları dini temellerde birleştirmeye çalışan bu insanların Milliyetçiyim demesi
benim Milliyetçiliğe sonuna kadar sahip çıkmama engel olur.
O nedenle de ben kendimi onlardan farklı olarak “Atatürk Milliyetçisi” olarak nitelerim.
Tıpkı devrimci geçinenlere karşı da “Atatürk devrimcisiyim” dediğim gibi.
Bazen başbakanlara takılırım.
Demokrasiyi engelleyebilmek uğruna
her önüne gelen farklı görüşlü gazeteciye dava açan başbakanlara…
Sadece Bülent Ecevit’i bu konuda ayrı bir yere koyarım.
Hiçbir gazeteciye dava açmayarak, bu ülkeye sadece bir konuda
çok büyük örnek olduğu için.
Keşke Bülent Ecevit’in diğer icraatlarını da bu şekilde anabilsem diye düşünüp,
bu tavrının bütün başbakanlara örnek olmasını isterim.
Bazen bilgisayar oyunlarına takılırım.
Gününün büyük bir kısmını bu oyunlara verenlere…
Belli bir yaştan sonra bu oyunların insana hiçbir yararı olmadığı halde,
niçin bunca insanın vaktini bu şekilde boşa geçirdiğine anlam veremem.
Bazen güzel bir göze takılırım.
Dünyanın en güzel insanındaki, smyrna mavisi, büyüleyici gözlere…
Bu gözlerin içine bakarak bütün takıldıklarımı unutacağımdan eminim.

Tuna Başar
/yediocakikibinyedi sıfırbeşsıfırbir Afyonkarahisar/

Not: Bu yazı "Mavi" isimli derginin Ocak 2007 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 250
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 397
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

1985 yılının soğuk bir Ocak sabahında gözlerimi dünyaya açmışım. Gerçek ismim Mustafa. Sıradanlık..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster