Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '08

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
806
 

Takımlarımızdaki Başarı Anlayışı

Takımlarımızdaki Başarı Anlayışı
 

Türk futbol takımlarının Avrupa maceraları hep konuşulur. Macera denilmesinin nedeni, istikrarlı ve tekrarlı başarıların olmamasındandır. Aslında bu başarıların sürekli olması için de bir neden yoktur. Çünkü beklenti, verilenden veya olan durumdan fazla olunca, Avrupa’daki hiçbir takımla eşit şartlarda olmayan Türk takımlarından sürekli başarı beklenmektedir. Burada “eşit şartlar” deyince hemen bir parantez açmak gerekir. Bizde “eşit şartlar” deyince hemen aklımıza yabancı oyuncu sınırlamasının kaldırılması gelir. Aslında hiç de yeterli olmayan bu gerekçe, konuyu enine boyuna düşünmeyen ve günü kurtarmaya çalışan yöneticilerin sözümona savunmalarıdır.

Kulüpleşme var mıdır, parasal gelirler Avrupa ile boy ölçüşecek durumda mıdır, alt yapıya ne kadar önem verilmektedir, ülke nüfusu ile orantılandığında futbolcu sayısı Avrupa ile aynı mıdır, teknik alt yapı oluşması için teknik adamlar bilimsel bir programla mı yetişmektedirler? Eline her düdüğü alan ve altına da bir eşofman geçirerek bir grubun karşısına geçen kişinin bir takım çalıştırması engellenebilmekte midir? Böyle bir yasa, yönetmelik, tüzük ve kural var mıdır? Araştırın bakalım Türkiye’de antrenör olmak için gerekli kurallar nelerdir ve bu kuralları kaç kişi sağlayamaz? Büyük çoğunluk sağlamaktadır. Hatta asıl mesleği herhangi bir spor branşıyla ilgisi olmasa bile, açılan antrenör kurslarına formasyonu ve prosedürü tamamlayan herkes müracaat etmektedir. On beş günlük kurs programından sonra da al eline düdüğü çık sahaya. Var mıdır bir engel?

Var mıdır da var mıdır? Daha birçok neden sayabiliriz. Ancak bu kadarı bile yeterlidir. Bu saydığımız nedenlerin bir tanesine bile olumlu yanıt verebiliyor muyuz? Neyi verdik de ne istiyoruz? Neyi yaptık da başarı sürekli olsun istiyoruz?

Hani halk arasında bir söz vardır: Ne kadar ekmek o kadar köfte. Veya ne kadar para o kadar köfte. İşte ülke sporumuz aynen bu durumdadır.

Başarı’nın da ne demek olduğunu hiç bilmeyiz.

Sözlük anlamıyla başarı; istendiği varsayılan şey veya şeylere ulaşma işi veya istendiği varsayılan şey veya şeylerin kendisidir.

“KİM İÇİN KİME GÖRE” sorularının içeriği dolduğu anda, başarı’dan da kastedilen amaç ve gereç anlaşılmış olur. Çünkü bizde başarı, farklı adlandırılan bir olgudur. Karşısındakine göre kazanılan başarı aslında ideal başarı değildir, olması gereken başarı değildir. Ama bizim ülke kültürümüzde hedef aldığımız kim veya ne varsa, O’na karşı elde edilen “günlük kazanımlar” başarı olmaktadır. Bu başarı o günü kurtarır, ancak üzerinden bir süre geçtiğinde başarı olarak anlamlandırılan sözde başarının başarı olmadığı çok geçmeden anlaşılır. Anlaşılır anlaşılmasına da, halâ anlamamakta ısrar edenlerin başarı tanımlamalarının asıl nedeni, hedef alınan “KİM İÇİN KİME GÖRE” sorgusunun içeriğini kendisine göre doldurmak istemelerindendir.

Toplumsal, psikolojik, beğeniler, değer yargıları; toplumdan topluma kişiden kişiye farklıklar gösterdiğinden, sosyolojik ve bireysel başarı algılamaları da bazen birbirine tezat oluşturacak biçimde değişikler gösterebilir. Ancak en önemli fark, ülke sporunda gelişmiş ülkelerde, çeyrek finallere, yarı finallere ömür boyu sevinmek olmaz. Ancak bizde bu bile başarı olarak algılanır.

Sporda en önemli olgu, sonuçtur. Gelişmiş ülkelerde bu böyledir.

Bizde ise sonuca giderken çıkılan merdiven basamakları sayılmaktadır.

“Ben 10 basamak çıktım, sen 8 basamak çıktın”.

2008 Pekin Olimpiyatlarının altın çocuğu Jamaika’lı atlet Usain Bolt 100 metre Dünya rekorunu 9.69’la, 200 metre Dünya rekorunu da 19.30’la kırarken arada çıktığı basamaklardan hiç bahseden var mı? Sonuç yaşanır ve biter. Usain Bolt’un sonuca giderken Amerikalı atlet eski Dünya rekortmeni Justin Gatlin’in 9.76’lık derecesine bile yanaşamadığı zamanlarda; (örneğin 8. basamağın karşılığı 9.90, 10. basamağın karşılığı da 9.97 olsun) “Usain Bolt şimdi 8.basamakta veya 10. basamakta” denildiği olmuş mudur? Tabi ki hiç olmamıştır. Bu örneğin atletizmden verilmesinin nedeni, “SONUÇ YÖNELİMLİ HEDEF ANLAYIŞININ” en iyi anlatılmak istenmesindendir. Yoksa atletizm ile futbol tabi ki apayrı ve çok farklı branşlardır. Futbolda gelişmiş ülkelerdeki takımların bizdeki gibi çeyrek finallere, yarı finallere yıllarca sevinmesi olası değildir. İlk 3 derece sporda önemlidir, kürsü bu 3’e aittir. Ama finalde yenilip de ikinci olan takım bile bizdeki çeyrek finallere ve yarı finallere yıllarca sevindiğimiz gibi sevinmez. Hüngür hüngür ağlanır, çünkü sonuç kaybedilmiştir. Ama bizde, maazallah bir ikinci olalım, bir yarı finale, bir çeyrek finale kalalım, yıllarca övünürüz.

Çünkü başarı, gerçeğe göre değil, sonuca göre değil, kendimize göredir. Kültürümüze ve başkasına göredir. Hedefimiz; ülkemizdeki diğer bir takıma göredir. Başarımız da bununla sınırlıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 180
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 1213
Kayıt tarihi
: 11.10.06
 
 

Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Öğretim Üyesi. Spor Sosyolojisi, Popüler Kültü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster