Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
561
 

Talip Apaydın'ın anısı: Karanlığın kuvveti

Talip Apaydın'ın anısı: Karanlığın kuvveti
 

ÇALIŞANLAR


Kurban bayramı tam kışın ortasına rastlıyordu. O günler bir soğuktu, bir soğuktu… Kar, fırtına, tipi… Eskişehir ortalarında papaz harmanı savruluyordu. Göz gözü görmüyordu dışarılarda. Sular donmuştu hep. Seydi Suyu iri buz parçaları akıtıyordu. Santral kanalı kapandığından, elektriklerimiz kaç gündür doğru dürüst yanmıyordu. Akşam seminerlerinde kitap okuyamıyorduk, ders çalışamıyorduk. Lambalar ikide bir usulca sönüveriyordu. Dersliklerimizde pelerinlerimizle oturuyorduk da, gene de ısınamıyorduk. Musluklarımızdan su akmıyordu. Elimizi yüzümüzü yıkamak için dere kıyısına gidiyorduk. İçme suyumuz yoktu. Üç gün bayram iznimiz vardı ama bu soğukta nereye gidecektik? Ancak köyü yakın olanlar gidebildi. Bayram sabahı kampana çaldı. Dışarıda toplanılacak dediler. Başımızı gözümüzü sararak, büzülerek çıktık. Müdürümüz Rauf İnan merdivende bizi bekliyordu. Üstünde palto bile yoktu. Ellerini arkasına bağlamıştı. Boz urbaları içinde, yağsız çehresiyle bir heykel gibiydi. Savrulan karlardan gözlerini kırpıştırıyordu. O halini görünce usulca pelerinlerimizin yakalarını indirdik. Ellerimizi cebimizden çıkardık. “Arkadaşlar!” diye başladı. Bir canlıydı sesi, bir heybetliydi...

    Önce yılgınlık psikolojisinin zararlarını anlattı. Korkan insanın muhakkak yenileceğini ve korktuğuna uğrayacağını söyledi, "bu hava soğuk evet, fakat siz isterseniz üşümezsiniz" dedi. Olduğumuz yerde birkaç kez sıçramamızı ve kuvvetli tepinmemizi istedi. Dediğini yaptık. Birden ısınmıştık sanki. Hoşumuza gitmişti. "Bugün bayram" dedi. Şimdi birbirimizi tebrik edeceğiz. Sonra yapacağımız iki iş var: ya tekrar içeri girip sıralara büzülmek, mıymıntı, mıymıntı oturmak, bu üç günü böyle faydasız, hatta zararına geçirmek, can sıkıntısından patlamak, boşuna içlenmek, üstelik üşümek... Yahut da kazmayı, küreği alıp, santral kanalını temizlemeye gitmek. Emin olun gidenler, kalanlar kadar üşümeyecektir, çünkü; inanarak çalışan insan ne soğukta üşür, ne sıcakta yanar. O; yücelten, dirilten, kuvvetli kılan bir heyecan içinde her türlü güçlüğün üstüne çıkmıştır… Onu hiçbir karşı kuvvet yolundan alıkoyamaz. Yeter ki bir insan yaptığı işin gereğine inansın...

    -"Ben şimdi kazmamı küreğimi alıp kanala gidiyorum" dedi. "Çünkü kanal açılınca elektriklerimiz yanacak. Elektrik yanınca okulun işleri yoluna girecek. Kitap okuyabileceksiniz, ders çalışabileceksiniz. Sularınız akacak, yıkanabileceksiniz. Size şunu söylüyorum, bizim asıl bayramımız, yurdumuz bu gerilikten, bu karanlıktan kurtulduğu gün başlayacaktır. Şimdilik bize düşen milletçe çalışmak, çok çalışmaktır. Parolamız şu olmalıdır: Bayramlarda çalışırız bayramlar için. Ben gidiyorum, gelmek isteyenler gelsin".

 Heyecanlanmıştık, üşümemiz geçmişti...

 —Hepimiz geleceğiz! diye bağırmıştık.

—Bayramda çalışırız bayramlar için!

—Bayramda çalışırız bayramlar için!

 Altı yüz kişi böyle bağırdık. Sonra da kazma kürekleri koyduğumuz işliğe doğru bir koşuşma başladı. İnsanların böyle canlanması, bir amaca doğru saldırması belki sadece savaşlarda görülür. Santral havuzundan başlayarak onar metre arayla su kanalına dizildik. Çıplak Hamidiye Ovası ayaz. Kırık kız Dağı’ndan doğru zehir gibi bir rüzgar esiyor. Pelerinlerimizin etekleri uçuşuyor. Kazmayı vurdukça yüzlerimize buz parçaları fırlıyor. Bazı yerlerde kar her yeri doldurmuş, kanal dümdüz olmuş, nereyi kazacağımız belli değil. Müdürümüz, öğretmenlerimiz başımızda dört dönüyorlar. Bir o yana koşuyorlar, bir bu yana. öyle çalışıyoruz ki; boyunlarımızdan buğu çıkıyor. Bazen adam boyunda buz parçalarını elleyip çıkarıyoruz kıyıya. Kimisi bağırıyor, kimisi kazmalara tempo tutuyor. Bir gürültü gidiyor kanal boyunca. Yeşilyurt köylüleri evlerinin önüne çıkmış, bize bakıyorlar.Böyle çalışmamıza alışkınlar ama, bayram günü, bu soğukta nasıl donmadığımıza şaşıyorlar. Yeşilyurtlu arkadaşımız Azmi, -köyü yakın olduğu için izinli ya! – bize evlerden bazlama ekmek taşıyor. Köylü ekmeğini özlemişiz, aramızda kapışıyoruz. Yukarılardan, aşağılardan ikide bir sesler yükseliyor:

 —Bayramda çalışırız bayramlar için!

 Koca ova çınlıyor. Taa uzaktan Hamidiye’nin, Mesudiye’nin köpekleri ürüyorlar. Bu kış günü böyle seslere anlam veremiyorlar herhalde. Ayaz ovanın ıssızlığı yırtılıyor. O gün o kanalın yarı yerini açtık. Bir buçuk metre derinliğinde, uzun, derin bir çukur karları yara, yara gitti. Ertesi gün Taa bende kadar tamamladık. Sonra merasimle suyu saldık. Nazlı bir gelin getirir gibi önünden ardından yürüyerek, türküler marşlar söyleyerek getirdik ve geç zamanda, santral havuzuna döndük, sonra bir baktık, okulumuzun balkonuna çakılı “ÇKE” yandı… ( Çifteler Köyü Enstitüsü ). O zamanki sevincimizi nasıl anlatmalı? üşümüş ellerimiz alkıştan ısındı. “Yaşa Varol” seslerimiz ufukları kapattı. Dünyanın en içten gelen, en coşkun bayramı oldu belki. Hiç unutmam bir arkadaşımız kendi ellerini öpüyordu. “Aferin ulan eller, diyordu, bu elektriğin yanmasında senin de hissen var, yaşasın.” Sevinçten gözlerimiz yaşarmıştı. Müdürümüz bir tümseğe çıktı. Birkaç kelimeyle başarımızı tebrik etti. Her nokta koyuşta “sağ ol!” diye bağırıyorduk.

— Şimdi, dedi, depomuza su dolacak, banyoyu yakacağız. Yıkanın ve çalışıp başarmış insanların huzuru içinde uyuyun. İşte gördünüz, inanarak çalışan yapar! Amacına ulaşır! Bu heyecanla çalışmaya devam edersek, biz Türkiye’yi de yükseltebiliriz!

 - Yükselteceğiz!, diye bağırdık.

—Bayramda çalışırız bayramlar için!

—Bayramda çalışırız bayramlar için!

İçeri girdik, musluklardan şarıl, şarıl sular akıyordu. Birbirimizi tebrik ediyorduk...

 Unutulmaz bir bayramdı.

 TALİP APAYDIN’IN 1967 yılında yayınlanan “KARANLIĞIN KUVVETİ” adlı kitabında yer alan anısını okudunuz.

Başaran insanlar, dürüstçe, yılmadan çok çalışmayla karanlıklardan, aydınlıklara ulaşabilirler.

Korkak, yılgın, tembel, huzursuz, ümitsiz insanlar karanlıklarda kalmaya mahkûmdurlar.

NAHİDE ÇELEBİ  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

herkesin okuyup örnek alması gereken bir yazıydı Nahide Hanım. Özellikle DNA sında tembellik olanlar için inşallah bir başlangıç olur, güç verir. teşekkürler bu faydalı yazınız için.selamlar,sevgiler

merve ballı 
 17.01.2012 20:09
Cevap :
SAĞ OL TATLI KARDEŞİM TOPLUMUMUZA BİR NEBZE FAYDALI OLABİLİRSEM NE MUTLU BANA ÖPTÜM nahide  17.01.2012 23:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1201
Toplam yorum
: 5053
Toplam mesaj
: 112
Ort. okunma sayısı
: 666
Kayıt tarihi
: 25.11.08
 
 

Erzurum doğumlu, Ankara'da yaşıyor. D.T.C.F mezunu, emekli lise öğretmeni, evli, 2 çocuklu. "İsya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster