Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
18
 

Tamahkâr

Karantina günlerinde her şey deşelenir oldu malum.
Ben de arşivimdeki fotoğraf albümlerini düzenlerken oğlumun 10'lu yaşlardayken çektiği bir video kaydı ile karşılaştım. Kerata bir yandan video kaydı yaparken bir yandan da konuşuyor:
“Karşınızda çalışmadığım çalışma masam, çalmadığım gitarım, yatmadığım yatağım, okumadığım kitabım.”
Onun kıkır kıkır kıkırdayarak yaptığı bu eğlenceli videoyu izlerken, “Şu anda tam da böyleyiz işte!” dedim.
Şu anda hiçbirisi giyilmeyen kıyafetler, renk renk, model model ayakkabılar, sıra sıra çantalar, çeşit çeşit takılar, güneş gözlükleri, şallar, fularlar, mantolar, kabanlar, kısacası evde dolap bekçisi bilumum eşya.
Oğlumun dediği gibi; “Giymediğim elbiselerim, takmadığım takılarım, sürmediğim rujlarım, binmediğim arabam, gezmediğim sokaklar, yürümediğim caddeler, oynanmayan tiyatrolar, verilmeyen konserler, açılmayan AVM’ler ve dahası ve dahası.”
Pijama ve eşofman arasında dolandığımız bu günlerde her şey nasıl da anlamını kaybetti değil mi?
Şimdi tek derdimiz “Virüs kapmamak ve aç kalmamak!”
Yani, hayatta kalmak…
 
Stok, Stok, Stok!
Olur da bakkal-market kapanırsa diye evlerde un, makarna, pirinç, mercimek, nohut, fasulye, soğan, patates gibi saklanabilir kuru gıda stokları dağ gibi.
Ya bir gün fırınlar kapatılırsa da ekmeksiz kalırsak diye, evlerde ekşi maya ekmekler yapılmaya başlandı bile.
Eee, sıra sıra çizmeler karın doyurmuyor haliyle.
Ekmek lazım, peynir lazım, süt lazım, yumurta lazım, et lazım, meyve-sebze lazım.
Yıllardır her ihtiyacını marketten görmeye alışmış, ekmeğin undan yapıldığını, unun buğdaydan geldiğini, et yemek için hayvan kesildiğini, salam-sucuk-sosislerin kesilmiş hayvanların etinden imal edildiğini, elmanın ağaçta, havuç-patatesin toprağın altında yetiştiğini bilmeyen kitle, Fen Bilgisi, Tabiat Bilgisi, Ziraat, İş Bilgisi, Fizik-Kimya-Biyoloji ve Teknoloji Tasarım derslerinden ne anlamıştı acaba?
Bazı dersler yok artık mı dediniz?
E şaşırmayalım o zaman…
 
Dünyanın Efendisi Kim?
Doğayla iç içe yaşayanlarda sıkıntı yok.
Onlar zaten tavuğu hem eti hem yumurtası için, koyunu-keçiyi hem eti hem yünü hem sütü için, atı-eşeği iş gücü için, köpeği güvenliği için besliyorlar.
Domates de tarladan, soğan da.
Isınmak için doğalgaza ihtiyaç yok, odunlukta odunlar sıra sıra.
Hava temiz, su temiz, gıda dersen taptaze.
Güneş de, ay da sadece ona doğuyor. Işıl ışıl yıldızlar sadece onun için parıldıyor.
Şehirler mi,
Şehrin aydınlığı gökyüzündeki yıldızları bile görünmez kılıyor.
“Ah, gökyüzünde yıldızlar var, görmediğim!”
 
Ne için çalışıyorsun?
Girilmeyen odaları, yıkanılmayan banyoları, yüzülmeyen havuzları, yalın ayak yürünmeyen bahçeleri, çıkılmayan balkonları, kendi ekmediğin, kendi sulamadığın çiçekleri olan evler alıp, o evlere hizmet etmeyeceksin.
Ben ne için çalışıyorum diye soracaksın.
Bir kışlık bir kışlık daha, bir araba bir araba daha, bir yazlık bir yazlık daha, bir uçak bir uçak daha, bir saray bir saray daha almak için mi?
Sonra da onları elinde tutmak için mi?
 
Mal canın yongasıdır derler;
Lakin önce canın sağ olacak, bedenin sağlıklı olacak, malı sonra edineceksin.
Edinirken de ihtiyacın olandan kat be kat fazlasını istemeyeceksin.
E ama tekstil, inşaat, mimari, satış, pazarlama, yatırım, reklam vs vs vs sektörleri ve orada çalışanlar ne olacak?
Cevap:
Hiçbirisi dünyayı kirletecek ve gıda üretiminden çalacak şekilde çalışmayacak.
Her şey sokağa çıkan tok insanlar için, bunu kimse unutmayacak.
Yoksa maazallah birbirimizi yeriz.
 
Köylü milletin efendisidir!
Atamızın “Köylü milletin efendisidir!” sözünün kıymetini anladık mı şimdi?
Bütün mesele önce karnını doyurabilmekte.
Şehirlerde yaşıyorsan köylüye iyi bakacaksın ki aç kalmayasın.
Toprağa iyi bakacaksın ki köylü ekip dikebilsin.
Suya iyi bakacaksın ki köylü ekinini sulayabilsin.
Havaya iyi bakacaksın ki yağmurlar toprağa zehirsiz inebilsin.
Bedenine iyi bakacaksın ki sağlıklı sıhhatli yaşayabilsin.
 
Balkon Yetmez, Depo Tutalım
Kapatılmış Balkonlar Cumhuriyeti yazımda evlerimizin balkonlarını depo olarak kullandığımızdan, eşyaların kölesi olduğumuzdan bahsetmiştim.
ABD vatandaşları ise balkon kapatmıyor, direk depo kiralıyor.
Bizimki belki biraz yokluk günlerinden kalma bir alışkanlık ile “Ya lazım olursa!” psikolojisi.
Onlarınki ise delicesine bir alış veriş hastalığı.
Kara Cuma görüntülerini hatırlayın, açılan kapılardan içeriye hücum edip, ellerine ne geçerse alıp, depolarına atıyorlar. Belki bir daha yüzlerine bile bakmıyorlar.
Bunları yapanların pek çoğu da alt gelir grubuna ait insanlar.
 
Mini Mini Minimalistler
Bir de “Minimalizm”i benimseyenler var.
Minimalistler kimler derseniz, onlar da genellikle her şeyi alabilecek gücü olanlar.
Bill Gates gibi, Mark Zuckerberg gibi, Steve Jobs gibi, Albert Einstein gibi.
Yanlış anlamayın sakın, minimalizm sadece sadelik ve basitlik değildir, hayata konfor ve kalite katabilme hüneridir.
 
Aç Gözlülük Günleri
Annelerimizin bir yazlık bir kışlık mantosunun, bir yazlık bir kışlık ayakkabısının olduğu günlerin tevekkülü ile, “ihtiyacım var” ile “istiyorum” sözlerinin anlamının olmadığı “aç gözlülük günleri” karşı karşıya şimdi.
Gözünü toprak doyursun derlerdi hani eskiden, bir avuç toprak olacaksın, bu neyin hırsı derlerdi.
Dünyadaki açlığın sebebinin de bir türlü doymak bilmeyen aç gözlü zenginler olduğunu söylerlerdi.
 
Toprak değil, altın doyursun!
Söylentiye göre serveti Roma’nın toplam bütçesine eşit olan Romalı siyasetçi ve general Marcus Crassus, yine söylentiye göre Partlar ile girdiği savaşta yenilerek boğazından aşağı eritilmiş altın dökülüp infaz edilmiş.
“Mideni altın doyursun!” dediler ihtimal…
 
Halil İbrahim Sofrası şarkısında,
“Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum,
İçi boş insanların bu dünyada yeri yok.”
… derken “tamah” eden insanların aczini anlatır Barış Manço.
 
Tamah etmeyeceksin kızım derdi babam hep. Bilgeydi.
Gönül ve beden ihtiyacımın dışına taşmadım ben de bunca yıldır.
Babamdan öğrenmiştim ki tamah, insanın ruhunu satın alan ve insanı yoldan çıkartan bir zaaf, bir acizlik, bir eksiklik ve hattâ büyük bir günah.
Ve işte artık bu dünyada o tamahkârlara yer yok!
 
9 Nisan 2020 / C.E.Y.
Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili yazarım, çok güzel ve lazım olan konulara değinmişsiniz. Yüreğinize sağlık. Ne demişler "Az tamah çok ziyan getirir " diye...

Abdülkadir Güler 
 10.04.2020 5:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 328
Toplam yorum
: 80
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 289
Kayıt tarihi
: 22.03.16
 
 

Bursa / Karacabey Lisesi / 1979 ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster