Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '17

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
307
 

Tanrı aşkı neden yarattı?

Tanrı aşkı neden yarattı?
 

Herkes kendi sevgisini sonsuz zanneder belkide.


“Ben hiç senin kadar sevilmedim biliyor musun? En azından senin kadar sevilebildiğimi itiraf edeni görmedim, duymadım. Herkes kendi sevgisini sonsuz zanneder belkide.
 
Martı çığlıklarıyla denizin köpüğünü ayak bileklerime çekip iterken, güneş güne göz kırparken ya da vedalaşırken, yağmur bedenimden gelip geçerken, kar parmak uçlarımı üşütürken, rüzgar beni sarsarken, ay karanlığı yok ederken ve yalnızlığımı her hissettiğimde seni düşündüm. Seni tanımlamak istedim. İnsan olarak bahşedilen ne varsa her biri ile adını andım ve anladım ki hiç biri yakışmadı sana, üstelik  bir türlü seni anlatamadılar bana.  Sen benzetilebilecek bir varlık değilsin.
 
İnsan neden doğayı ve yaratılanların adlarını aşk denen kişi için kullanır biliyor musun? Bildiği başka güzel bir tanım olmadığı için elbette. Sen o bilemediğim yerlerden geldin hayatıma. Henüz keşfedilmemiş bir alemin varlığısın. Bilmediğim kelimeler olduğunu fark ettirdin bana. Seninle anılabilecek kelimelerimin olmadığını anladım. Aslında tüm mesele seni tanımlandırmamakmış. Seni tanımak, anlamak, tanımlamak, etiketlemek ile seni anlatamayacağımı anladım. Sen beni hiçleştiren hiç olabildiğin için hayatımın en görkemli varlığısın zaten.
 
İnsan kızgınlıklarımın sıfırlanma sınırısın. Bir yere kadar yükselen tüm hislerimin limiti senin bende yarattığın limitsizlikte saklı. Kırgınlıklarımın yok olduğu an, varlığını hissettiğim zamanlarda saklı. Varlığın benimle daima ancak ruhunun temassız dokunuşuyla hissettirdiğin, aşkın saklandığı yerden firarına neden olan nefesin, sesin, gülüşün ve bakışın olmalı bazı anlarda. Benim için olmayan gülüşlerinde, heyecanında, kızgınlığında, açlığında, huysuzluğunda ve mutluluğunda da bunu başarabiliyorsun. Ben yalnız benim için ol diye sevmedim ki seni. Senin yaşamanı izlerken de, seni yalnızca kendimde yaşatırken de aynı evdeyiz biz. Birbirimize temas etmeden, aşk harcından imal edilmiş dört duvarın içindeyiz.” 
 
Tanrı aşkı neden yarattı diye düşündün mü hiç? Yeryüzündeki test sürecini anlamlı bir hale getirip, insan için bir amaç, hedef, arzu, heyecan, mutluluk gibi tanımlar olsun diye belki de. Aslında kendisi için daha eğlenceli bir dünya yaratmak istemiş de olabilir. Neyse ne işte, “olsa da olur olmasa da” diyemediğimiz bir varlık aşk. Vazgeçilmezimiz. İnsanı insan yapan tüm değerler neredeyse aşktan geçerek hayata yerleşiyor. Beden ve ruh doyumu yalnızca aşk içinde mümkün. Bedensel dürtülerin hazzına ait bir doyuma ermek yalnızca bir aşk ile anlatılamaz. Aşktır denilemez. O bedensel arzu içerisinde en büyük tamamlayıcı, ruhu doyuran aşktır şüphesiz. Aslında Tanrı tam bir insani doyum için aşkı yaratmıştır. Tamamlanmak için aşk vardır. arayışta olmamızın nedeni de budur. Eksikliğini hissettiğimiz aşk, bizim tamamlayıcımızdır.
 
Aşık olduğunu düşündüğün birini yüksek limitli olasılıklar içinde kalabalığın arasından seçiyorsun. Denk geliyormuşsun gibi görünse de bu öyle değil aslında. Mesela sırf bu denk gelme işi gerçek olsa, yıllardır tanıdığın, yakın olduğunun birinin aşkını hiç hissetmeden yaşamak ne diye tanımlanabilir. Tercih esas. Sizin o fark etmediğiniz yıllanmış aşk hikayesinde kahraman olmanız size aşk diyen kişinin tercihidir. Sizin değil. O yüzden denk gelemezsiniz. Siz aşk için farklı bir beden tercihinde yaşarsınız. Bir anın içinde onayladığın bir karar sonucunda başlıyor her şey. Ne muazzam bir an değil mi?
 
Neden kolay kolay aşk olamıyoruz peki? Aşkın çift madalyonu etkisi yüzünden elbette. Güzel olanın kaybedilebilir olması madalyonun ters yüzü işte. Kendimizi iyi hissettiren, hayata bağlayıcı, muazzam hislerin kökü aşk, bizden alındığında ikinci bir kişilik çıkıyor içerilerden bir yerlerden. “Zeki insanlar kolay aşık olamıyor” diye bir kalıp cümle geziniyor ortalıkta ve aşk yaşamayanların ne kadar da gururlandığı bir durum. Sesli gülüyorum inanın. Zeka ile aşk bir arada ilerleyen bir durum değildir aksine zihin çalıştırarak aşk yaşamakta mümkün değildir. Aşkın kazançlarından uzak bırakır sizi zihin ve aslında kayıpta olursunuz. Zihin yüzünden aşksız zamanlarınız olur boşuna harcadığınız. 
 
“Eeee. Ne yapacağız şimdi?” dediğinizi duyar gibi oldum. Ben de soruyorum bunu kendime ve bir cevabım var. Aramadan, sorgulamadan, yargılamadan, korkmadan, cesurca, beklemeden aşk vaktinizin geleceğine inanmak ile başlayalım. İnanmak ve hazır hissettiğini kabullenmek. Cesur olmak.
 
“Doğru dürüst adam mı – kadın mı var” demeden. “Benim için en doğru ilişkiyi yaşamak için hazırım” inanışında kalmak iyidir. Hazır olduğumuzu hissetmeliyiz. “Ben ne kadar doğruyum” diye sorgulamaktan vazgeçmeden elbette. Kendiniz dahil kimseye haksızlık yapmamayı ilke edinerek ve mutlaka şeffaf olmayı sağlayarak, netleşerek, gerçek hisler ve bu hislerin limitlerinin gerçekliğine uygun davranışlarınızı göstererek, anlaşılmayı değil anlamayı da arzulayarak aşk sürdürme olasılığı yüksektir. Kısaca iki taraflı insanca yaşayıp aşk olmayı arzulamak sorunu çözecektir. Sizin aşk dediğiniz size aşk demek zorunda değil. Bu durumu da kabullenerek ilerlemek en doğrusu.
 
Zihinsel kusurlarınızı masaya yatırın. Bencillik, hırslar, yönetme arzusu, sahiplenme duygusu ve kaygılar, korkular aşk için yok edilmesi gereken unsurlardır. Yok edin. Kimlik kusurlarınızı tespit edip, yok sayın. Zihnin fişini çekin ve şuna inanın. Benim ruh ikizim dediğim bendeki benlere uyan bir aşk bedeni var ve o da beni bekliyor. Doğru zaman şimdi. Hazırım. Tanrı’ nın insan için bahşettiği aşkı limitsizlikte yaşamaya hazırım. Geçekliğimi zihnin zindanlarından çıkartıp ruhumla yaşamak için hazırım. Cesurum ve korkmuyorum. Kabul ediyorum. Zamanı geldi.
 
Hadi gel limitlerin olmadığı bir yerlerde buluşalım. Ben aşka inanıyorum ve en doğru şekilde yaşamak için hazırım. Ya sen?
Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bence siz bu sayfayı fazla boş, okuyucunuzu sizden mahrum bırakmayın. Bildik bir konu üzerine sıradışı bir yazı. Derinlemesine damıtan, düsünce ve duygu düalitesini akıllıca sentezleyip ama menü olarak sunan, öneren, çağiran ve bu anlamda sorumluluktan kaçmayan bir çizgi var bu yazınızda. Çoğu kez mutlulukla karıştırılan hazzın bedensel bileşenini aşka eşitleyen sığ lezzetleri esasın yedeğinde sıfırlamadan nazikçe kapı önüne koyarak gösterdiğiniz hüsnü niyet hafif gülümsemeleriniz arasında göz kırpıyor. Siz aşk için cennetten olmaya değer diyorsunuz bir bakıma ama, aslında demek istediğiniz; aşk için cennet ve cennet için AŞK tır diye düsünüyorum. Ya da canım öyle istiyor. Selam ve Saygılar...

Birkan Can 
 21.07.2017 16:04
Cevap :
Merhaba, Yine harika bir yorum. Teşekkürler. Blog boş kaldı haklısınız yoğunluk süreçler. Buralardayım merak etmeyin. Sevgiler.  21.07.2017 17:47
 

Bulanık ve karışık olsa da canlılığın ortak işlevidir aşk,ama insanda ruha dokunulduğunda ancak aşklaşır ilişkiler;yoksa insanlığımızın hayvani yanlarıyla yetinmek zorunda kalırız. Canlılığın sürekli kılınması için yaratılmış düşüncesindeyim ben...Güzeldi!Elinize sağlık sayın Arısoy.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 20.07.2017 17:42
Cevap :
Çok teşekkürler. sizin tanımınızda harika olmuş. Okurlarımın kalitesi ortada. İyi ki varsınız. Sevgiler.   21.07.2017 10:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 151
Toplam yorum
: 83
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 212
Kayıt tarihi
: 22.08.15
 
 

Karşı kıyıdan kendi topraklarına geri dönmüş bir ailenin İstanbul'daki bolca edebiyat kokan evind..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster