Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '08

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
326
 

Tanrılar ülkesi

Tanrılar ülkesi
 

“…Hiçbir yönetim demokrasi ya da halk yönetimi kadar iç savaş ve karışıklığa elverişli değildir. Çünkü demokrasi kadar durmadan biçim değiştirmeye alabildiğine kayan, varlığını korumak için de daha çok uyanıklık ve yiğitlik isteyen hiçbir yönetim yoktur...[1] Bu değerlendirmeler, bundan yüzyıllarca önce yaşamış, ünlü Fransız yazar J.J.Rousseau’nun 1756-1760 yılları arasında yazmış olduğu “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinde hayat bulmuştur.

Fransız yazarın yaşadığı dönemde demokrasi çok yaygın bir yönetim ideali değildi. Fakat yaptığı değerlendirmeler ve ön görüler ile günümüz demokrasisinin ne tür bir hal alabileceğini, kendi yaşadığı dönemden görebildiğini göstermektedir.

Ak Parti’nin kapatılması için açılan dava ile başlayan süreçten günümüze kadar gelinen noktada, demokrasinin nasıl da sakıncalı bir yönetim şekli olabileceğini gördük. Demokratik bir ortamda yapılan Temmuz 2007 Türkiye Genel seçimleri sonucunda oyların yarısına yakınını alan Ak Parti, seçim zaferiyle birlikte adeta zafer sarhoşluğu yaşadı. Tabii kolay değil bir ülkenin yarısı tarafından kabul görmek; fakat ya ülkenin diğer yarısı… “Her kesimin sorunlarına duyarlı ve herkesi kucaklayıcı” bir hükümet olacaklarını belirten Başbakan, o günden günümüze kadar geçen süre zarfında sözünde pek durmuş gibi gözükmüyor. Daha çok kendi tabanına yönelik girişimler sonucunda Ak Parti, Türkiye’yi bu krizin eşiğine getirdi diyebiliriz.

Demokrasinin asıl sorunu sürekli problem çıkarmak ve ortalığı karıştırmak değildir. İnsanların bir arada daha rahat ve huzurlu yaşamaları amacıyla ortaya çıkmış bir yönetim şeklidir. Fakat özü itibariyle demokrasi, karışıklık ve huzursuzluk ortamı oluşması için de oldukça elverişlidir. İşte günümüzde geldiğimiz nokta, aslında budur. Demokrasinin kimlerin ellerinde hayat bulduğunun önemi hayli fazladır. Yani demokrasiyi kullananlar bir cennet de ortaya çıkarabilir, bir cehennem de.

Günümüzde gelinen noktada Ak Parti, Türk demokrasisinin gelişmesi adına olumlu hareketler yapmıştır. Siyasi katılımı arttırma çabaları, birey özgürlüklerinin korunması ve yapılan birçok hukuki düzenleme vb. sonucunda Türkiye’nin demokrasisi ilerleme kaydetmiştir. Bu önemli adımlara rağmen Ak Parti’nin demokrasi adına önemli hataları da olmuştur. Özellikle toplumu kutuplara ayırabilecek ve tarafları karşı karşıya getirebilecek kritik hataları da bünyesinde barındırmıştır AK Parti. Burada sadece Ak Parti’yi suçlu görmek tabii ki haksızlık olur; CHP, ANAP, MHP ve diğer siyasi partilerin de bu noktada hataları ve yanlışları mevcuttur. Fakat hükümeti elinde bulunduran partinin sorumluluğu her zaman daha fazladır. Bundan dolayıdır ki Ak Parti, diğer partilerden daha fazla eleştiriyi alma potansiyeli bulunan partidir.

Aslında A ya da B partisi… Parti isminin ve o partinin benimsediği siyasi ideolojinin çok da bir önemi yoktur. Önemli olan demokrasinin insan elinde nasıl şekil aldığıdır. Demokrasinin varlığında bulunan mozaikten kaynaklanan problemlerin birçoğu yaşanıyor ülkemizde. Büyük bir zanaatkarın elinde dünya harikası şekiller alabilecek olan demokrasi, aynı şekilde beceriksiz bir zanaatkarın elinde de dünyanın en berbat şekilleri olarak karşımıza çıkabilmektedir.

…Bir tanrılar ulusu olsaydı, demokrasi ile yönetilirdi. Böylesi olgun bir yönetim insanların harcı değil.”[2] Türkiye, bir tanrılar ülkesi olsaydı, belki yaşanan bu sorunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Ancak Türkiye, bir tanrılar ülkesi değildir. Türkiye, derin bir demokrasi geçmişine sahip ve bilinçli vatandaşların çokça bulunduğu bir ülke de değildir. Siyasi gerginlikler yaşanabilir, partiler kapatılabilir, siyasi yasak cezaları verilebilir. Fakat bu şartlar altında bir siyasi gerginlik atlatıldıktan sonra, başka kisvelere bürünerek yeni siyasi gerginlikler ortaya çıkar. A partisi kapatılır, B partisi ortaya çıkar. On kişi siyasi yasak cezasına çarptırılır; fakat elli kişi olarak geri dönerler. Türkiye bir tanrılar ülkesi olmadığına göre ve Recep Tayyip Erdoğan da Tanrılar ülkesinin değil de Türkiye’nin başbakanı olduğuna göre, bu şartları göze alarak Türkiye’yi yönetmelidir. Aksi takdirde Türkiye’de yaşanan problemler asla bitmeyecek; sadece isim değiştirerek yeniden karşımıza çıkacaktır.


[1] J.J.Rousseau, Toplum Sözleşmesi, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2007, s.64.

[2] A.g.e. s.64

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 1011
Kayıt tarihi
: 10.12.07
 
 

Karadeniz Teknik Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümü 4. sınıf öğrencisiyim. Kitap okumayı, yazı yazmay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster