Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '14

     
    Kategori
    İlişkiler
    Okunma Sayısı
    197
     

    Tanrım sevme Beni

    Tanrım sevme Beni
     

    Ben Allah'ın "seviyorum bak kıymetini bil ha" dediği bir kulum. Biliyorum çünkü onca kulu varken niye bu kadar dert ile sarmalar ki beni. Seviyor biliyorum, lakin olgunlaşmamış sevdalar nasıl acı verirse ben de öyle çekiyorum bu sevdadan.
     
    Altı kardeşin en büyüğü olarak gecekonduda büyümek, İzmir'de yaşayıp İstanbul Varoşlarının sahip olduğu imtiyazlara sahip olmamak, hergün bir cinayet işlenen, namus kavramının lafta olduğu ev çevresinde zarar görmeden büyümek başka nasıl açıklanır ki. 
     
    Okudum şükürler olsun ki, bunu tüm ekonomik zorluklara rağmen başardım hem de. Akrabalarım vardı var olmasına ama sadece kendileri ile ilgiliydiler. Babam işten ayrılıp sadece para isteyen sıkıntılı bir döneme girince akrabalar da yağışsız hava da kuruyan göl gibi etrafımızdan çekiliverdiler. Bencil bir babanın evladı olarak büyüyen var mı aranızda, siz anladınız beni.. Evlatlar olarak hiç gözünde olmadığımız babam bir de evi terkedince kaldık mı cıscıplak ortada. Ben erken başladım çalışmaya, daha ortaokula giderken yazlar para kazanma zamanıydı benim için. Tatili, denizi, kumu hep sonradan sonradan öğrendim ben. 
     
    Çalışma hayatına başladığımda çalışkan, becerikli buldular beni. Sevildim, desteklendim, maaşımda fena olmadı. Sevmese Tanrım farklı olurdu herşey sanırım. Mesela  babam eve döndükten sonra yeni girdiğim iş yerinde "tedirginim baba gel görün bir kere" dediğimde gelmeyen babam, eve telefon bağlandığında koşa koşa gelip patronumdan avans isteyip beni dehşete düşürmezdi. Namusumun değil de babam için kazandığım paranın önemli olduğunu anladığımda dağılabilirdim ama dağılmadım..
     
    Allah'ın beni sevdiği ama benim bunu anlamadığım o döneme ait o kadar çok yaşanmışlıklarım var ki.. Tek tek anlatacağım hepsini ama şimdi değil.
     
    O'nu ilk gördüğümde karanlığın içinde ışık hüzmesiydi. Karizmatik, esprili, yakışıklı ..bunlar değildi tabii ki beni en çok etkileyen özelliği, kara fırtınamın içinde güvenli liman olmasıydı. Gözlerinde verdiği geleceğe dair umut, yanında hissettiğim güven, aşk en çok da o tutunmamı sağladı hayata, yoksa yaşamak falan zordu o dönem benim için.
     
    Fırsatçı olabilirdi, fırsata açıktım çünkü. Sevdi aşık olduğum gibi o da bana aşkla baktı.  Hayat hikayemi öğrenince daha bir sarıp sarmaladı beni şehvet yoktu bu dokunuşlarda. Değer verdiğini gördükçe bana utandım kendime değer vermediğim için. Başımızdan geçen onca maceraya -bazıları ne kadar çılgıncaydı Tanrım-  değdi her yaşadığım an. Evlendim, çocuklarımız oldu, peri masalı gibi. Ama bilirim ki her masal da kötüler illaki olur.
     
    Ama beni seven bir Tanrım olduğundan, kötülerle hücre zarı kadar yakın, Ihlara vadisi kadar derin uçurumlarla ayrıldık yürürken hep. Onların dilleri, elleri, kirli yürekleri ile saldırmalarından fırsat buldukça nefes aldık, güldük, eğlendik, yaşadık .. mı ? Siz söyleyeceksiniz bunu, ben bilemiyorum zira..
     
    İlk yıllar evlilikte parasız geçti. Perdem yoktu ve de elbise dolabım mesela. Eve misafir geldimi daha kötüydü döşeğimiz yoktu, battaniye sermek zorunda kalırdık. Hamileliğimde göğüslerim büyüyüp düğmeleri zorlayınca bile alamadım hamile kıyafeti. Bu yüzden İbrahim Tatlısesin söylediği "Tombul Tombul Memeler, Kavuşmuyor Düğmeler" şarkısını hep bana yazılmış diye düşünmeyi yeğlerdim. Yedi aylık hamile iken aldığım ilk kıyafetimin daha keyfini sürmeden doğurdum iki hafta içinde. Şükürler olsun ki hamile fotoğrafı çekildiğim bir resmim var. 
     
    Sonra çalıştık karıkoca, çok çalıştık para biriktirmeye başladık, arsalar aldık, arabalar .. Yıllık ikiyüzyirmibeşbin lira kira ile bir yer işlettik üç yıl.(Masalın kötü kahramanları devreye giriyor burada ama şimdi değil dedim ya sonra anlatacağım)  Zarar ettik, battık. Maddi olarak kaybımız, manevi kaybımızın yanına bile yaklaşamaz. Öyle böyle değil baya baya böyle böyle çektim acılarımı. Bitti mi hayır, ama ben Allah'ın sevdiği bir kulum.
     
    Katil bile olabilirdim, alıp elime bir silah yılların birikimi ile dolmuş örselenmiş yüreğim ile kan gölüne çevirebilirdim, bütün kötüleri temizleyebilirdim ama yapmadım. Örselenmiş yüreğimin içindeki temiz kalan o küçücük nokta o masumiyet çizgisi gözüm, kulağım dilim oldu, mantığım, adaletim, inancım da aynı zamanda.. Sabrım öfkemi bastırmıyor ama vicdanım kötü olmaya, adaleti kendi ellerimle almaya da el vermiyor. 
     
    Hayatta böyle böyle imtihan olurmuşuz meğer. Kötüler illa yaptıklarının bedelini ödermiş birgün. Sabır etmek gerekirmiş çünkü Allah sevdiği kulların günahlarını affetmek için başlarına musibet verirmiş ki bu dünya da çeksin öbür dünyada cennetine alsın onları. Yani cehennemi dünyada yaşatırmış. Ben cehennemimi yaşarken çok yoruldum Tanrım. Şimdiye kadar da kötüleri cezalandırdığını görmedim. Adaletin muallakta benim için (kabullenmesi en zor olan da bu ). Diyeceğim o ki sevme beni, çünkü senin bu zorluklardan kurtulacağıma dair bana olan güvenini ben kendimde bulamıyorum. Ben senin bana güvendiğin kadar kendime güvenmiyorum. Affet beni. 
     
    Ya da bir mucize ver ve beni hayata bağlayacak bitti artık dedirtecek o aydınlık günler gelsin artık. Senin sevginden, şevkatinden, merhanetinden mahrum etme beni.. Istırapsız ver sevgini.. Duam sev beni..  Kedersiz...

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 197
    Kayıt tarihi
    : 23.07.06
     
     

    Yaşamayı seven her insan gibi yaşam standartımı etkileyen olumsuzluklara karşı tepkiliyim. Bu iş ..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster