Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
884
 

Tarif etti mutluluğu, çizdi Râb kaderini - II

Tarif etti mutluluğu, çizdi Râb kaderini - II
 

“Öyle güzeldi ki. Bir süre dükkanın önünde gidip geldi, vitrini inceledi. Sonra da ürkek adımlarla içeri girdi. Boyu dizlerinin hemen altında çiçekli bir elbise giymişti. Sapsarı saçları omuzlarına dökülmüş, yemyeşil gözleri sanki uykudan yeni kalkmışçasına masum bir buğuyla bakıyordu. Şoset çorapları ve babetleriyle İsviçre Alpleri’nde koşturan köylü kızlarına benziyordu!

Hemen köşe başındaki direğe yapıştırdığımız Eleman Aranıyor ilanını görmüştü. O yıllarda Tevfik Fikret Caddesi’nde bir ayakkabı-çanta dükkanımız vardı. Karı koca öyle çalışıyorduk ki bazen yemek yiyecek vakit bulamıyorduk. Dükkan aslında kayınpederimindi; ama kocam da en değerli evladıydı. Her gece uyumadan önce ne şanslı bir kadın olduğumu düşünüyor, tanrıya şükrediyordum. Yanımda yatan muhteşem erkek benim her şeyim, yaşama sevincim, varoluş nedenimdi.

Evleneli iki sene olmuştu ve artık çocuk sahibi olmak istiyorduk. Dükkana bir yardımcı alsak iyi olacaktı. Aslında erkek olsa daha iyi olurdu da karşımda duran insan güzeli mantıklı düşünmemi engelliyordu!

İsmi Melek Nur’du ve 18 yaşındaydı, Kız Meslek Lisesi’ni yeni bitirmişti. Babası öğretmen, annesi ev hanımıydı. Bir evin tek çocuğuydu. Zafer Mahallesi’nde oturuyorlardı. Tüm bunları bir solukta anlatmıştı. Üniversiteye hazırlanırken çalışabilir, aile bütçesine katkıda bulunabilirdi.

Hem güzel hem de ayakları yere basan, öz güveni tam bir genç kız duruyordu karşımda. O menekşe gözlere dayanabilecek müşteri olamazdı herhalde! Yarın sabah başla dedim! Evimin-işimin erkeğine sormamıştım; ama Melek Nur hayır denebilecek bir aday değildi ki.

Sabah dükkana geldiğimizde bizi kapının önünde bekliyordu. Tatlı kocamın yüzündeki şaşkınlığı unutamıyorum! Önce müşteri zannetti çünkü akşam ona bahsetmemiştim. Sonra, çalışanımız olduğunu öğrenince sevinçle karışık bir şaşkınlık yaşadı ya da benim hiç görmediğim bir duygu maskesiydi yüzüne yerleşen!

Melek Nur çok çalışkandı. Sabah bizden önce dükkanı açıyor, temizliyor ve çayı da koyup bizi bekliyordu. Poğaçasını dahi yemiyordu. Müşterilerle ilişkisi de yaşından beklenmeyecek kadar iyiydi. Bir cumartesi günü annesiyle babası da geldi. Çok muhterem insanlardı. Melek Nur’un bizim yanımızda çok mutlu olduğunu söylüyorlardı.

Aylar geçiyordu. Melek Nur dükkana iyice hakim olmuştu. Bankalara dahi onu gönderiyorduk. O’na öyle güveniyorduk ki kaytarmaya da başlamıştık. Sabahları yataktan çıkmamanın, oynaşmanın tadına varmıştık! Ben her gün dükkana gitmiyor, eve daha çok vakit ayırıyordum. Kocamla Melek Nur dükkanı gayet güzel idare ediyorlardı.

Hamile kaldığımı ilk o öğrendi. Dükkandan içeri öyle bir gülümsemeyle girdim ki abla n’oldu, yüzünde güller açıyor dedi. Kız mı erkek mi istediğimizi, çocuğumuzu nasıl yetiştireceğimizi konuştuk ve ilk kez ona bir erkek arkadaşının olup olmadığını, evlilik hakkında ne düşündüğünü sordum. Aptal erkeklerle işi yoktu. Şefo’dan Muzo’ya gezecek bir kız değildi o. Sadece, sevip aşık olduğu erkekle yakınlaşacak, yuvasını kuracaktı. Bir kez daha takdir ettim onu. Adı gibi bir melekti.

Ben ağırlaştıkça yavaşlıyor, onların üzerine binen yük artıyordu! İzmir’e mal alımına gidildiğinde biz iki hatun dükkanda kalıyorduk. Müşteri olmadığı anlarda da konu çoğunlukla bebişim oluyordu!

Bir akşam kocam, hayatım perşembe günü İzmir’e Melek’i de götüreyim diyorum. Toptancıları da tanısın, ticaretin mutfağını görsün dedi. Bunu neden ben düşünmemiştim! Belki de kocamı öylesine duru bir güzelliğin yanında kabullenememiştim! Ama düşüncesi çok doğruydu. Melek üzerimizden ne kadar yük alırsa, bize de o kadar çok vakit kalırdı. Yakında çocuğumuz olacaktı ve kocama dükkanda değil, yanımda ihtiyacım vardı.

Onların yokluğunda oldukça zorlandım dükkanda! Göbeğinden eğilemeyen kilolu müşterilere ayakkabıları denemelerinde yardımcı olamadım. Homurdanmalar olduysa da hamileliğime verdiler!

Gece yarısına geliyordu erkeğim eve döndüğünde. İzmir’den yanlarında numuneler de getirmişlerdi ve önce onları dükkana bırakmışlardı. Sonra da Melek’i evine. Kızcağızın anne babası da çok merak etmişti.

Doktorumun da tavsiyesiyle -doğuma iki ay kala- dükkana gitmeyi bıraktım. Hiç de yokluğum hissediliyor gibi değildi. İçerliyordum! Melek çok seyrek arıyordu. Ben aradığımda da Abla, müşteri var. Ben seni sonra arayayım mı diyordu. Ama aramıyordu! Kocam da her sabah tıraşını oluyor, parfümünü sıkıyor, koşa koşa dükkana gidiyordu. Akşam da dokuzdan önce dönmüyordu. Sen yoksun ya hayatım, işlere ancak yetişebiliyoruz diyordu. Bunun doğru olmadığı öyle belliydi ki; ama yüzüne vurmuyordum! Doğum öncesi uğraşılamayacak kadar önemsiz konulardı. Belki de hamilelik nedeniyle ben fazla hassaslaşmıştım!

Nihayet, havanın pırıl pırıl, yüreklerin umut dolu olduğu bir günün sabahında canım oğlum doğdu. Öyle masum, öyle güzeldi ki. Hiç durmaksızın o mis gerdanını koklayabilirdim. Babası gibi çok yakışıklı olacağı, ne canlar yakacağı belliydi. O akşam dükkanı kapattıktan sonra Melek Nur da geldi. Tanımakta zorlandım! Üzerinde daracık bir kot, üstten iki düğmesi açık bir blûz vardı; elleri bakımlı ve ojeli, saçları gölgeliydi. Bu bakımları hangi ara yaptırıyordu! Tabii ki dükkanda bakımlı olmak önemliydi; ama ilk kez kocamı kıskandığımı hissettim. Ben aylardır şişman bir kadındım ve şimdi de lohusalık dönemi vardı. O kiloları nasıl verecektim! Kocam gün boyu bir huriye bakacak, akşam da bebek ağlaması hediyeli uykusuz gecelere ve koca memeli bana gelecekti. Bir daha beni ne zaman arzu edecekti. Aylar olmuştu, sevişmiyorduk!

Oğlumuzun varlığı benim hayatımda çok şey değiştirmişti. Gecede ancak 1-2 saat uyuyabiliyordum. Benim için uyku saatleri bebişimin uyuduğu saatlerdi. Kocam ise normal hayatına devam ediyordu! Erkenden dükkana gitmesi gerekiyordu, gün boyu çok yoruluyordu ve gece uykusu onun için önemliydi. O nedenle ayrı bir odada -evimizde bir bebek olduğundan bihabercesine- sessiz sakin bir yaşam sürdürüyordu.

Diş Buğdayı Partisi’ne hemen herkesi çağırdık. Melek Nur’un anne babası dahi geldi. Melek Nur artık, utana sıkıla dükkandan içeri giren varoş güzeli değildi. Zaman ona yaramıştı. Zaten güzeldi; ama eksik olan çekicilik de gelmişti. O’nu baştan yaratanın kocam olmamasını diledim; ama dileğimin gerçek olmadığını birbirlerine bakışlarını, dokunuşlarını yakaladığımda anladım! Sadece; ama sadece iki damla peydah oldu gözlerimde. Biri kocam biri oğlum için!

Kendimi öyle yalnız ve değersiz hissediyordum ki. Kocam mı kızı yoksa kız mı kocamı baştan çıkarmıştı. Yoksa ikisi de mi baştan çıkmaya hazırdı. Gerçi ne fark ederdi!

Hayatımız rutin haliyle devam ediyor, kuşkular içimi kemiriyordu! Birlikte olmayalı neredeyse bir yıl olacaktı. Bir akşam odasına gidip sırnaştım. Ürktü! Yabancılaşmıştı tenim ona! Ne acıydı. Oğlumun gözyaşlarına karışmaktan gözyaşım da kalmamıştı. Sen de ben de çok yoruluyoruz tatlım. Kendimize biraz zaman tanımalıyız dedi. Benim neden yorulduğum belliydi de o dükkan daha önce de vardı ve ne gibi ilave yorgunluğu olabilirdi ki dinlenebilmesi için zaman gerekliydi. Muhtemel yorgunluğunu düşünmek dahi iğrençti.

Melek Nur beni hiç aramıyordu. Ben arayınca da buyrun Seda Hn diyordu. Seda Abla’dan Seda Hn’a ne anlamsız ve üzücü bir titr yolculuğu geçirmiştim!

Kocam akşamları artık çok sinirli geliyordu eve. Çoğu kez oğluna bile bakmadan odasına kapanıyordu! Bir anlam veremiyordum! Nerede duracağımı da bilemiyordum! O kocamdı, oğlumun babasıydı. Yardım etmek istiyordum; ama bunu nasıl yapacağımın cevabı yoktu. Bir akşam Melek Nur’un annesi aradı. Saat 23:00’e geliyordu. Kızları eve gelmemişti ve dükkanda da yoktu, acaba bize mi gelmişti. Kocam da henüz gelmemişti. Eşim içeride oğlumla ilgileniyor. Bir dakika beklerseniz, ona sorayım dedim. Yeni mallar geldiği için dükkandan geç çıkmış ve bir arkadaşına uğrayacakmış yalanıyla da kadıncağıza bir sürelik rahatlık sağladım. Gece yarısını geçtikten sonra eve gelen kocama nerede olduğunu, Melek Nur’dan haberi olup olmadığını sorduğumda aldığım cevap sana ne oldu!

Aramızda ne sevgi ne de saygı kalmamıştı. Ben de daha 25 yaşımdaydım ve güzel bir kadındım. Bir de erkek çocuk vermiştim. Evet, kilo fazlam vardı; ama hızla veriyordum. Yaşamak zorunda bırakıldığım bu çirkinliğe neden katlanmak zorundaydım! Anneme açtım konuyu ve bebeğim için katlanmam gerektiğini, erkeklerin böyle olduğunu ve bir süre sonra yuvasına döneceğini söyledi. O eski kadınlardandı ve absürt tavsiyesine hiç de şaşırmadım. Kayınvalidem ve küçük görümcem de beni çok severlerdi; ama onlara açılmaya da ben cesaret edemedim!

Bir gece geç vakitte kapımız çalındı. Kucağımda oğlumla açtım. Kapıda iki polis vardı ve kocamı soruyorlardı. Odasındaydı her zamanki gibi. Zoraki geldi kapıya! Karakola davet ediyorlardı onu, bir konuda ifadesine başvuracaklardı. Bana döndü ve hadi siz yatın, ben anahtarımla girerim dedi. Yatmadım. O da dönmedi. Sabah dükkanı aradım, telefon açılmadı. Bunun üzerine oğlumu da alıp karakola gittim. Melek Nur’un anne babası da karakoldaydı ve ağlaşıyorlardı. Kötü bir şeyler olduğunu anladım. Beni görünce yüzlerini çevirdiler!

Melek Nur intihar etmişti. Üstelik de hamileydi !

Öyle çok ağladım ki Melek Nur’un annesi yanıma geldi, sen de kızım gibi kadersizsin dedi.

Güçlü kayınpederim o gece oğlunu nezaretten çıkardı. Kocam olacak yaratık genç bir insanın ölümüne neden olmuştu. Hangi yüzle benim ve oğlumun karşısına çıkabilecekti. Ahlâksız bir uçkur düşkünüydü o. İki aileyi perişan etmişti. Keşke bana itiraf etseydi de boşansaydık. Gidip Melek Nur’la evlenseydi. Karnında bebesiyle ölmeseydi kızcağız!  

Melek Nur’un cenazesine gittim. Sarıldık anne babasıyla. Biricik evlatlarından olmuşlardı.

Dükkan günlerce kapalı kaldı ve kucağımda oğlumla ben gidip açmaya başladım. Kayınbiraderim de sık sık uğruyordu. Ama küçük yer, olanlar duyulmuştu ve komşu esnaf, halk bizi dışlıyordu! Seda Abla, o rezil heriften boşan, kurtar kendini bu lekeden diyorlardı. İşler kötüydü, dükkana gelen giden kalmamıştı.

Akşam eve döndüğümde zil zurna sarhoş buluyordum onu. Saçı sakalı birbirine karışmış, hayattan vazgeçmiş gibi yaşıyordu! Ağzımı açtığımda da tokadı patlatıyordu yüzüme! Madem onu bu kadar çok seviyordun, gelip söyleseydin ya bana; boşanırdık, siz de evlenirdiniz dedim bir gün. Size kıyamadım Allah'ın cezası, sizi bırakamadım ve çocuğu aldırmasını söyledim ona. Bebeğim de, sevdiğim kadın da senin yüzünden öldü diyerek, tekme tokat girişti bana! Sanki oğlumuz onun bebeği değildi. Dudağım patlamış, kaşım yarılmıştı. Kucağımda sen, polise sığındım oğlum ve bir daha da dönmedim o eve. İki ay sonra da boşandık!

Artık koskoca adamsın Demir. Uzun yıllar geçti ve yaşananların üzeri küllendi; ama babanla ilgili tüm gerçekleri öğrenmeliydin oğlum. Bir yabancıya anlatır gibi olanca doğallığıyla anlattım sana. Utanmadan, sıkılmadan!”

“Allah bin defa belasını versin! Nefret ediyorum ondan! Öyle adi bir mahlûkun kanını taşımak istemiyorum  damarlarımda! Neden bu kadar bekledin anacığım, neden şimdi anlattın? Zaten görüşmüyoruz ki o pislikle!”

“Aslan evladım! Benim hayatımı mahvetmekle kalmayıp sana da acıların en büyüğünü yaşattı. Hâlâ da yaşatmaya devam ediyor. Evlendiğini biliyor musun?”

“O’nunla ilgili hiçbir şey bilmiyorum, bilmek de istemiyorum! Bize ne evlenip evlenmediğinden güzel anam!”

“Kiminle evlendiğini duyunca böyle demeyeceksin!”

“Ne demek bu anne, kiminle evlenmiş?”

“Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş oğlum. Gözde’yle! Üstelik de kız hamile!

“Hangi Gözde'yle? Ne diyorsun sen anam, sen ne dediğinin farkında mısın anam, bu nasıl olur anam, Gözde benden de küçük! Birbirlerini nasıl bulmuşlar? Bu doğru olamaz anacığım, anacığım, anneemmm! Çıkar şu yüreğimi anam, geri al canımı anam!!”

“Ağla oğlum. Kana kana ağla Demir'im. Açıl da konuşacağız. Karın olacaktı, ciciannen oldu; bir de kardeş doğuracak sana!”

“Gidelim buralardan anam. Solumayalım şu pis havayı.”

“Gideceğiz oğlum; ama önce onlara yakışır şekilde acımızı çıkartacağız! İyi dinle şimdi beni. Ne Gözde senin Semih’in oğlu olduğunu biliyordur ne de Semih Gözde’nin senin eski sevgilin olduğunu. Bundan faydalanacağız. Hiçbir şey olmamış gibi babanla yakınlaşacaksın. Önce onu ben arayarak tebrik edeceğim ve senin onu çok özlediğinden, buluşup konuşmak istediğinden bahsederek gerekli zemini hazırlayacağım. Sonra da sen arayarak babanla görüşmeye başlayacaksın. Eğer onu biraz tanıyorsam, sana evliliğinden, Gözde’den bahsetmeyecektir. Gözde’ye de senden bahsetmeyecektir. Yanındayken yüzün hep gülecek ve onu çok sevdiğini, affettiğini söyleyeceksin! Seninle ilişkisinin oturduğundan emin olduğunda da hem Gözde’ye hem de sana açılacaktır. Bak oğlum, bir kadın onu ilk öpen erkeği, tattığı ilk teni asla unutmaz! O erkek ömür boyu bir numaradır. Baban Gözde’nin hep senden sonra gelen erkeği kalacaktır! O uçkur düşkünü yaratıkla para düşkünü aşifteye derslerini vermelisin. Bunun bilincinde, soğukkanlılıkla hareket edeceksin. Ancak o zaman Melek Nur’un ruhu, sen ve ben huzura erebiliriz. Bundan sonrası sana kalmış oğlum.”

“İkinci çocuğunun benden mi babamdan mı olduğunu bilememek yeterince ağır bir ceza olur mu Gözde şıllığına anacığım? Ya çıtır karısının benimle bakışmalarını, kaçamak dokunuşlarını yakalayan; kendisinden uzaklaşmaya başlayan Gözde’nin hamileliğine kuşkuyla bakan o rezil insan için bu hayat yaşanır kalır mı? Kalır kalır, çünkü ben onlardan daha insaflıyım! Kıskançlık, şüphe, sadakatsizlik duygularının tavan yaptığı anda Melike’yle evleniyoruz müjdesini vereceğim ve babam olacak yaratık derin bir ohh çekecek! Karnı burnunda Gözde de kıskançlık krizleri içinde çocuğunu doğuracak! Ha babamdan ha benden, ha kardeşi olmuşum ha babası; kan aynı kan değil mi, o reziller için ne fark eder!”

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Uzun zamandır bloga giremiyordum, bir de baktım yeni bir hikayen var...Heyecanla başladım ama...Ters giden bir şey vardı...Ata malesef bir kadının tarafından yazılmadığı o kadar belli olmuş ki:) Tek tek sayardım sana "ancak bir erkeğe ait olabilecek" cümleleri ama buraya sığmayacak gibi. Ne diyeyim yine de kurgu ilginçti, emeğine sağlık...

Esin Nefes 
 23.11.2012 14:45
Cevap :
Oo, "En Başarılı Ceyda" geldii:)) Hoş geldin Esin'cim, nerelerdesin?? Ee, sen vardın da fikrini sormadık mı, "şu Seda'yı bir de sen anlat." demedik mi? Aşk olsun yani:( Ama sen bir hata yapmışsın, ilk bölüm olan bir önceki blog'u okumamışsın! Onu da bir oku, sonra bunu bir daha oku lütfen. Seda belki de "Erkek Fato"dur, hayat onu da öyle yapmıştır:) Teşekkürler, sevgiler.  23.11.2012 17:24
 

Merhabalar Atabey, Titr yolculuğu ile ilgili bilgi verdiğiniz için teşekkür ederim. Selam ve dualarımla.

Recep Altun 
 21.11.2012 0:38
Cevap :
Sağlıcakla kal dostum. Sevgiler.  21.11.2012 17:11
 

Merhabalar Atabey, Uzun bir zamandır Milliyet bloğa uğramamıştım. Hikayeyi baştan sona kadar okudum. Akıcıydı ve beni hiç sıkmadı. Sürükledi götürdü. Bu tür eserlerdeki akıcılık, benim gibi okuma tembelliği olanlara bile okutturuyor. Bu hikayeniz bir kurgu mu, yoksa gerçek yaşamdan alınmış bir kesit midir? Hikayede geçen (Seda abladan Seda hanım hitabıyla ilgili) : "TİTR YOLCULUĞU GEÇİRMEK" ne demek, bu söylemi anlayamadım. Açıklarsanız memnun olurum. Kaleminize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Selam ve dualarımla birlikte en Güzel'e emanet olun. Görüşmek üzere.

Recep Altun 
 19.11.2012 22:30
Cevap :
Merhaba Sevgili Kardeşim! Nerelerdesin? Bir görünüyorsun, sonra aylarca ara ki bulasın! Öyküdeki mekanlar gerçek ama kişiler ve kurgu hayali tabii ki. Titr "san" demek. "Abla" titri samimiyeti, "Hanım" titri ise resmiyeti ifade ediyor! Ondan ona geçiş de "Titr Yolculuğu" olarak tanımlanıyor blog'da! Teşekkürler, sevgiler.  20.11.2012 17:26
 

Harika Ata kemal bloglarından,sözünü ettiğiniz o "Maupassant’ın olay öyküleri gibi değil de Çehov'un kesit öyküleri gibi" yazdığınız bloglardan sonra biraz askıda kaldı benim için. Ben bu tarz yazsaydım belki kendimce çoğaltacağım eleştirilerim olurdu fakat yazar siz olunca(ki öncesinde de kitapları piyasa yapmış bir yazar olarak)beklentilerimin biraz altında kaldı bu bloğunuz. Fakat öyle görünüyor ki, bugüne kadar tüm bloglarınızı beğeniyle takip eden her blog dostunuz gibi,ya da sosyal arkadaşlarınız gibi, özel ve güzel cümlelerden seçili bir yorum mu yapmalıydım diye de düşünüyorum. Sanırım bazı blog yazarları yorumlarla, bazıları da sadece bloglarını sitede yayınlamış olmakla egolarını besliyorlar. Siz iki anlamda da şansı yakalamış durumdasınız,kutlarım.Hikaye bir bilinmeyene doğru gidiyor bence. Bu gidişhat'dan bir den fazla son çıkabilir. Entrikalara çarpabileceğimiz ve "seviyesini koruyan" bir blog daha dökülmüş kaleminizden. Tebrik ederim. sevgilerimle.

Berra 
 19.11.2012 18:13
Cevap :
Kitaplarımı da herkes beğendi mi sanıyorsunuz! Anlatılan yolculuğu yapacak kadar kitabı sevenler olduğu gibi, konusunu berbat bulanlar da oldu! Dolayısıyla, edebi eserler her nabza şerbet değildir! Bu öyküdeki kurgunun da sizi sarmamasının nedeni bence öykünün geçtiği yerleri bilen bir Aydınlı olmanız! Böylesi garip ilişkilerin şehrinizde geçiyor olması da sizi etkilemiş olabilir! Sizin tabirinizle, bana "özel ve güzel" yorumlar yapan Köni, NewYorker, Nedim, Erol, Ersin ve diğer dostlarımın yorumlarıyla tabii ki egom beslenmiyor! Onlarınki de benim yorumlarımla beslenmiyordur! Çünkü edebi hazım bunu gerektirir ve aslolan; kaleme, emeğe saygıdır! Benim yakaladığım tek şans: Öyle dostlara sahip olmaktır. Bu, öykünün sonuydu. Herhalde siz de -herkes gibi- devamını beklerken, öncesini okuyunca şaşırdınız! Boynuz kulağı, çırak da ustayı hep geçmeli. Derinlikli bloglarınızı hele ki öykülerinizi beğenerek okuyorum ama yorumlamaya lâyık mıyım, artık bundan emin değilim! Teşekkürler,sevgiler.  21.11.2012 18:04
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8314
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1121
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster