Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
3451
 

Tarih diyor ki; Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da, Samsun’a neden ve nasıl çıktı (5)

Tarih diyor ki; Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da, Samsun’a neden ve nasıl çıktı (5)
 

“Mustafa Kemal Türk paşasıdır. Benim paşamdır. Hiçbir Türk askerine hakaret edilmesine izin vermem.


Aşağıda bugüne kadar çok tartışılan olayın ayrıntılarını, sırası ile vizeyi veren İngiliz subayından başlayacak, Mustafa Kemal Paşa ve Sultan Vahdettin ile devam edecek, dönemin sadrazamı ve yetkilileri ile noktalayacağız. Özetle; Olayı, sadece birinci dereceden yaşayanların ağzından ve kendi ifadeleriyle verecek, yorumu, kararı okuyanlara bırakacağız. İşte taraflar, işte anılar, işte tarih ve işte 19 Mayıs 1919 Samsun.

D) KAYNAK; Mustafa Kemal Paşaya Samsuna gidişi için vize veren görevli İngiliz istihbarat subayı Yüzbaşı John Godolphin Bennett. Eserin adı; “ Witness” sahife, 14 Kaynağın yayınlandığı kitap; Murat Bardakçı, “Şahbaba” S. 130 paragraf, 7

“…. Günün birinde fark etmeden kaderin vasıtası oldum.

15 Mayıs’ta Yunan kuvvetleri İzmir’e çıkmış ve beklenmedik bir direnişle karşılaşmıştık. Sultan, başında Gelibolu kahramanı Mustafa Kemal Paşa’nın bulunduğu bir heyetin Türk ordusunun ihtilafın dışında kalmasını sağlamak maksadıyla gönderilmesi konusunda Müttefikler’in yüksek Komiserleri’yle anlaşmaya varıldı. 22. Doğum gününde garip bir rastlantı olarak bir Türk subayı odama geldi ve Mustafa Kemal Paşa’yla maiyetindekiler için vize istedi.

Listeyi okuyunca Türk ordusunun en faal 35 generaliyle albayının isimlerinin yazılı olduğunu gördüm.

Vizeleri vermek istemedim. Binbaşı Van M., her zaman olduğu gibi özel işleri için dışarıdaydı. Listeyi karargâha götürüp talimat istemeyi kararlaştırdım. Görevli Subaya “Bu liste bende barışçıdan ziyade savaşçı bir heyet intibaı uyandırıyor” dedim. İngiliz yüksek komisyonuna danışacağını söyleyip beklememi istediler. Yaklaşık bir saat sonra çağırdılar ve gidip vizeleri verme talimatı aldım.

Bana “Mustafa Kemal Paşa, Sultan’ın güvenine tam olarak sahiptir” dendi.

E) KAYNAK; Gazeteci Nezih Uzel . Eylül 1972 tarihinde Yüzbaşı Bennett’le yapılan mülakat.
Alıntı yapılan eser; “ Şahbaba” Belgeler bölümü, 26. Belge

İstihbarat subayı Yüzbaşı bennett, bu vize bahsi açıldığı zaman şunları anlatmıştır;

“….Mustafa Kemal’in vize müracaatı sırasında irtibat zabitiydim. Bir müfettişlik heyeti yapmıştı. Ve Mayıs’ın onunda yahut onikisinde bizden ruhsatname istediler. Ruhsatname yani permission.

O zaman bir Türk zabitinin Boğazdan geçebilmesi için vize alması lazımdı. Vize talebi geldiği zaman Mustafa Kemal’i tanıyordum. Sultan’a yakınlığını da biliyordum.

Padişahın emin bir adamı olduğunu anlamıştık. Vahdettin ona çok güveniyordu. Gitmeden önce padişahla görüşmüştü. Yalnız teşkil ettiği heyet çok kalabalıktı. Büyük zabitler, miralay, mirliva falan.

Erkanı-ı harbin (Genelkurmayın) en mühim isimleri gidiyordu. Bunun bir müfettişlik için çok olduğunu hissettim ve benim mes’uliyetimin üzerinde olduğunu gördüm. Zaten bana “Üç-dört kişi gidecek, vize vereceksiniz” gibi bir emir gelmişti.

Levazım ve mülazım olmayan yüksek rütbeli 35 kişinin ismini görünce dosyayı aldım, bizim Şişli’deki kumandanlığa gittim. Onlara “Üç-dört kişi yerine 35 kişi gitmek istiyor. Vizeyi vereyim mi?” diye sordum.

İngiliz başkomiserliğine, Rumbolt’a telefon ettiler. O zaman sefir yoktu tabii. “Mustafa kemal gitsin, ne lazımsa yapsın. Padişah onlara itimat ediyor. Vizeyi verin” dediler.

Ofisime döndüm, vizeleri imza edip teslim ettim. Bizimkilerin anlamadığı bir şey vardı. Ben, vize isteyenlerin heyecanlı olduklarını fark etmiştim zira onları tanımaya başlamıştım. En ileri gelen en zeki zabitler seçilmişti. Sadece bir müfettişlik için çok fazlaydı. Ama mesuliyet bana ait olmadığı için rahattım.

O sırada hiç kimse milliyetçilerin bir ordu kurabileceklerine inanmıyordu. İzmir de daha işgal edilmemişti.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının da pek acelesi yoktu. Harbiye Nezareti’ndeki hazırlıklar tamam değildi. Ama Yunanlıların İzmir’i işgal ettiği haberi gelince hemen gitmeye karar verdiler. Bunun için biz 35 kişiye vize verdiğimiz halde, 19’u gitti, çünkü hepsi hazır değildi.

…. İsmet Paşa da isteseydi giderdi. Gitmemesi için hiçbir mani yoktu. Vizesi tamamdı ama biraz geç kaldı. Birkaç hafta sonra gitti zannedersem.

* * *

F) KAYNAK; Mustafa Kemal Paşa (anıları)
Alıntı yapılan eser; Murat Bardakçı, “Şahbaba” Sahife, 133. Paragraf, 4 (Belge 30 girişi)

“… Yıldız Sarayının ufak bir salonunda Vahideddin’le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi’ne açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu; birbirine muvazi (paralel) hatlar üzerinde düşman zırhlıları! Bordalarındaki toplar, sanki Yıldız sarayına doğrulmuş! Manzarayı görmek için, oturduğumuz yerden başlarımızı sağa-sola çevirmek kafi idi.

Vahideddin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı;

-Paşa, paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. (Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti:) Tarihe geçmiştir.

O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükunla dinliyordum;

-Bunları unutun, dedi. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsin!

Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahideddin benimle samimi mi konuşuyor? O Vahideddin ki ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece aletleri ile temas arayarak devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu. Bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahmin ile başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim:

-Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz.

Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahdlığında, padişahlığında bütün his ve fikirlerini, temayüllerini, sahtekarlıklarını tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekleyebilirdim? Memleketi kurtarmak lazımdır, istersem bunu yapabilirmişim.

Nasıl hemen hüküm veririm? Vahideddin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz (dayanağımız) İstanbul’a hakim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim onların şikayet ettiği meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem memleket ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri te’dip edersem (cezalandırırsam) Vahideddin’in arzularını yerine getirmiş olacaktım.

-Merak buyurmayın efendimiz, dedim. Nokta-i nazar-ı şahanenizi (görüşünüzü, düşüncenizi) anladım.

İrade-i seniyeniz (emriniz) olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım. “Muvaffak ol!” Hitab-ı şahanesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım.

Naci Paşa padişahın yaveri fakat benim hocam, derhal benimle buluştu. Elinde ufak mahfaza içinde bir şey tutuyordu.

-Zat-ı şahanenin ufak bir hatırası, dedi. Kapağının üzerinde Vahideddin’in inisyalleri işlenmiş bir saatti.

-Peki teşekkür ederim dedim. Yaverim aldı.

Sonra Yıldız sarayından çıktığımızı ve hareket etmek üzere olduğumuzu gizlemek ister gibi ihtiyatla ayaklarımızın patırtısını işittirmekten korkarak saraydan uzaklaştık.

.......

"Mustafa Kemal Paşa Yıllar sonra, 1932 Ağustos’unda Ankara’daki Amerikan Büyükelçisi Sherill’e bir sohbet sırasında bu görüşmeyi hikaye ederken Vahideddin’le bir araya geldiği zaman odanın şeklini kağıda dökecektir…."

(Daha geniş açıklamalar için bahse konu kitabın 30 numaralı belge girişine bakılabilir.)

Resim:www.gaziantep.net'ten alıntıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tarih,yer ve zaman göstererek yazmakla olmuyor.Gerçekler olayı tarihçinin değil ,yaşayanın ağzından doğru yansıtıyor.Tarihte tüm liderlerin,kralların,hatta peygamberlerin akibetleri hep aynı.Yakılmak,giyotin,ip,kelle .Bunların hepsimi haindi? Eğer Atatürk hastalanmasaydı..! Yaşatırlarmıydı.Vasiyetine bir bakın .Kimleri tasarrufuna almış.Brütüs ve sezarı anımsamamak elde değil.Eski paralara baktığımızda.Akıl bu işte düşündükçe zanlar doğuyor.Çünkü olaylar buna zorluyor.İlahi bir güç sanki fazla liderlik sevdasını kendinden başkasına bırakmıyor.Galiba, hükümdarlıktan çok kulluk ve boyun eğmek revaçta.en yüksek zirve de şehitlik mertebesi oluyor.Vatan için ,ve yatan için ..Ellerinize sağlık . Henüz düşünebiliyoruz hiç değilse ,yargı bizim neyimize ..

ütopik 
 28.10.2008 2:52
Cevap :
Saygıdeğer ütopik, Öncelikle nezaketinize teşekkür ediyorum. Yazdıklarımız, gerçeğinde sizlerinde bildikleri tekrarlardır. Ancak bazı bilgileri tekrarda fayda bulunmaktadır. Ne derler; "Et-tekrarü ahsen velev kâne yüzseksen, Tekrar iyidir, yüzseksen kere de olsa" Hepimiz bildiklerimizden sorumluyuz. Bilirsiniz; bilgi, sokak lambaları gibidir. İsteyen altına gelir, ışığından istifade eder. Hakkınızı teslim etmem gerekir. Çok güzel ve ilginç tespitleriniz bulunmaktadır. Sağlıcakla kalınız.  28.10.2008 11:11
 

Merhaba Canmehmet Bey...M.Kemal ve Vahdetti'in o konuşmasındaki can alıcı nokta "Paşa, devleti kurtarabilirsin!". Vahdettin'in hain olmadığını savunanlar, Vahdettin'in bu sözlerini çokça kullanırlar ve sanki yeni bir devlet kurma işini M.Kemal'e Vahdettin'in verdiğini söylerler. Konuşma sırasında, zaten M.Kemal de bunu hayretle karşılamıştır. Vahdettin'in isteği; çok basit anlamı ile, "Paşa, git, bölgedeki asayiş işlerini bir yoluna koy da, İngilizlerle aramızın daha fazla açılmasını önle" şeklinde de anlaşılabilir. M.Kemal de, aslında böyle anlamıştır.Vahdettin'in, Saltanatı ve Hilafeti kurtarmak istemesini ben ikinci plana atıyorum ama "devleti kurtarmak" düşüncesini anlıyorum. Ama tarih,devleti kurtarmak için tuttuğu yolun yanlış olduğunu belgelemiştir. Selamlar.

cdenizkent 
 19.10.2008 13:08
Cevap :
Saygıdeğer cdenizkent, Elbette bu meselenin bir çok boyutu bulunmaktadır. Bir çok devlet adamının anılarında bazı olaylar çok farklı anlatılmakta ve mutlaka onaylanması gerekmektedir. Burada yapılmak istenen; olayı sadece içerisinde olanların gözü ve anlattıkları ile aktarmak. Yorumu, değerlendirilmesini okuyana bırakmak bir adım ötesinde de meraklısı için araştırma sebebi yapmak. Osmanlı bir şekilde birinci dünya savaşına girmiş ve kaybetmiş. Kaybetmesi ile birlikte ülke işgal edilmiş. Halk savaşlarda yorgun, üretim savaşlar nedeni ile nerede ise durma noktasında, ortadoğu (petrol) nedeni ile Osmanlının parçalanmasına karar verilmiş. Düşman gemileri başkenti ablukaya almış. Sultan vahdettine gerçeğinde yapacak fazla bir seçenekte kalmamış. Gerçek olan ne milletinin hazinesini soymuş, ne de işgal güçlerine yağmalatmış, Irak işgalinde binlerce yıllık eserlerin nasıl yağmalandığına ve buna izin verildiğine de bakmak gerekir. karar okuyanın olsun. İlginize, katkınıza teşekkür ediyorum.  19.10.2008 16:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1117
Toplam yorum
: 2714
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1733
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster