Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '12

 
Kategori
Arkeoloji
Okunma Sayısı
1127
 

Tarih öncesi arkeoloji

Tarih öncesi arkeoloji
 

Tarihöncesi döneme ait taş el baltaları.İstanbul Arkeoloji Müzeleri.


1966 yılında çok sevdiğim derslerden felsefe bölümüne Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne, üniversite seçme sınavında 276 toplam puan alarak kayıt oldum. Ancak bu bölümde bir sene okuyabildim. Çünkü ilim tarihi hocamız, şimdilerde kağıt 5 liraların üzerinde fotoğrafı bulunan ord.prof.dr.Aydın Sayılı cebir, geometri, fizik, kimya vb. fen derslerini anlatıyordu. Bu dersler bana göre değil diye düşünüp ertesi sene antropoloji bölümü tarih öncesi ana bilim dalına geçiş yaptım. Hocalarımdan prof.dr.Fikret Ozansoy, Afrika'da insan fosilleri bulan ilim adamlarından bahsediyordu. Örneğin: Dart, Broom, Robinson, Le Gros Clark, Oakley, Arambourg, Weiner'in inceledikleri insan veya insanımsıların fosil kafataslarından bahsederdi.

Profesör Arambourg Kuzey Afrika'da, Cezayir'in Ternifine adı verilen yerinde taş el baltaları ile ilişkisi olan bazı çok önemli fosil kafatasları bulmuştur. Bu insan cinsine Atlantropus adı verilmiştir. Buluntular aşağı yukarı bütün iki çene, bir çenenin büyük bir kısmı ve parietal adı verilen bir duvar kemiğinden ibarettir. Arambourg, bu çenelerin Çin'de, Pekin yakınlarındaki Şo-Ko-Tien mağarasında bulunmuş olan Pitekantropus ile aynı özellikleri taşıdığı kanaatine varmıştır. Aynı zamanda Ternifin'de bulunmuş taş aletleri de Şeliyen olarak adlandırmıştır, ancak Laekey bu kültürün daha sonraki bir evre olan Aşöliyen kültürü olduğundan şüphe etmez. Alet topluluğu içinde Şeliyen özellikler gösterenler çoktur. Ancak Aşöliyen özellikteki daha sonra gelişmiş olan aletlere bakarak bu kültüre Aşöliyen demek daha doğru olur demektedir Laekey.

Amerikalı antropoloji profesörü L.S.B.Laekey'in "insanın ataları"adlı eserinde yazdığı üzere bundan aşağı yukarı 200 yıl önce Başpiskopos Usher'in yazdığına göre, İnsanlar milattan önce 4004 yılında yaratılmıştır. Hazreti Adem de dünya yüzündeki ilk insan olarak kabul edilmiştir. İnsanlığın ilk kaynakları uzun zaman meçhul kalmıştır. 1891 yılında Dr.E.Dubois tarafından Cava adasında Trinil'de beklenen pitekantrop'u çok iyi temsil eden bir insan fosili bulunur. Buna pitekantropus erektus adı verilir.

Bugün durum o kadar değişmiştir ki, insan evrimine ait herhangi bir kanıta rastlanıldığında, bu olay basında önemli bir haber olarak kabul edilmekte ve pek çok ülkenin radyo ve televizyonlarında bunlar hakkında geniş yayınlar yapılmaktadır. Bilginlerin büyük bir kısmı hayvan ve bitki dünyalarındaki evrimi kabul etmekte, insanın evrim evrelerini açıklayan bilimsel keşifler dikkatle izlenmekte. 1848 yılında bulunmuş olan Cebelitarık insan kafatasının önemi 20 yıl sonra anlaşılabilmiştir. 1856 yılında Almanya'nın Neandr bölgesinde bulunmuş olan Neandertal kafatası ise çok daha detaylı incelenerek bilim dünyasındaki yerini almıştır. Bugün için soyu tükenmiş olan bu insanlar, son yıllara kadar da bugünkü çağdaş insanların türü olan homo sapienslerin doğrudan atası zannedilirdi. Bu fosil insan buluntuları çoğaldı. İlk zamanlar şans eseri bulunan kalıntılar şimdi ise bilimsel kazılar sonucu ortaya çıkarılmaya başlandı. Türkiye'de bu konu ile ilgili uzmanlar yetişti. Şahsım 1966 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Traih- Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü, sosyoloji kürsüsünde bir yıl öğrenim gördükten sonra ertesi sene Antropoloji Bölümü, prehistorya kürsüsüne kayıt yaptırdım. Şu anda bir sene önce bu ana bilim dalının adı arkeoloji ve sanat tarihi bölümüne bünyesinde "tarihöncesi arkeoloji" olarak değiştirilmiştir. Antropoloji Bölüm Başkanımız Ordinaryüs Profesör Doktor Şevket Aziz Kansu bu bölümün kurucusu idi. Bazı derslerimize O girerdi. Ondan çok şeyler öğrendik. Gerçi Felsefe Bölümündeyken İlim Tarihi dersimize giren Ordiyaryüs Profesör Aydın Sayılı'nın fotoğrafı bugün için kağıt paralarımızdan 5 lira üzerine basıldı. Onun da hakkını yememek lazım. Ondan da çok şey öğrendik bir yıl boyunca.     

Evet 1967 yılında başladığım A.Ü.DTCF' deki prehistorya kürsüsü önemli bir bilim dalı olup sadece fosil insan kalıntılarının araştırılması ve bunların incelenmesi ile ilgili değildir. İnsan kalıntılarının araştırılması her ne kadar bölümün özünü teşkil etse de bu bütünün sadece bir parçasıdır. Dünya yüzeyi çok geniş olup, bunun büyük bir kısmı da çeşitli bitkilerle kaplıdır. İnsanın eski dönemlerine ait kanıtların bulunduğu jeolojik çökeltilerdeki araştırmalar kısmen de olsa şansa bağlıdır. Nehir ve benzeri doğal kuvvetler antropologların aramakta olduğu kanıtlara sahip jeolojik çökeltileri yarıp geçerler ve o anda meydana çıkmış olan saklı belgeleri tesbit edebilecek yetkili birinin orada olması şansa bağlıdır.

Birgün köyümde emekli bir mahalle bekçisi ile geziden döndük, bu ağabeyin evi önünde ayran içmek için oturduk. O esnada yakınımda bir taş dikkatimi çekti. Bu taşı nereden buldunuz diye hemen sordum. Çünkü gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Bu taş alet öğrenim gördüğüm ana bilimdalında tanıdığım aşölleen döneme ait bir el baltası idi. Bunu söyleyip te ev sahibinin kafasını karıştırmak istemedim. Arkadaşımın eşi bu taşı yakındaki bahçe duvarı örülürken gördüğünü, hoşuna gittiğini ve evde asma yapraklarını tuzlayıp sakladığı çömleğin üzerine koyacağını söyledi. Bunu bana verebilirmisiniz deyince kabul ettiler. Ben de Amasya Müze Müdürü'ne teslim ettim. Bu bahçe duvarını örmek için amasya-taşova arasında, yeşilırmak kenarındaki kum ocağından çakıl ve kum getirildiğini öğrendim. Bu alt paleolitik çağ el baltası yeşilırmak'ın sürükleyip getirdiği çakıllar içinde buraya ulaşmıştı.

Dünyamızın geçirmiş olduğu jeolojik devirlerden biri olan Pleistosen, alt, orta, üst olarak üçe ayrılmaktadır. Alt Pleistosen, günz-mindel buzularasının sonuna kadar olan süreyi kapsar. Afrika ve Asya'nın bazı kısımlarımda da alt pleistosen ilk pluvialarası (buzularası) devrin sonuna kadar sürer.avrupada günz-mindel, Asya ve Afrika'da ise kajeran-kamasian olarak adlandırılır. Orta Pleistosen ise mindel buzulu ile başlar ve riss buzulunun sonuna kadar devam eder. Afrika'da ise bu devir kamasian pluviali ile başlayıp kanjeran pluviali ile son bulur. Avrupa'da üst pleistosen, riss buzulunun sonunda başlar.alt ve orta pleistosen boyunca alt paleolitik adı verilen eski taş devrinin ilk evresi kendini gösterir.

Alp pleistosende, Afrika'da insan elinden çıkmış aletlere ait bilgiler Avrupa'ya nazaran daha fazladır.

A-kafuan ve olduvan kültürleri: Doğu Afrikada ve ayrıca güney ve kuzey afrika ile angola gibi kıtanın bazı başka yerlerinde pleistosenin başlarına rastlayan kajeran pluvialine ait jeolojik çökeltilerde kaba çakıl taşı aletlere rastlanır.bu aletlerin çoğu suda aşınmış çay taşlarından yapılmış olduğundan, bunlara tarihöncesi arkeoloji dilinde "çay taşı aletleri" (pebble tools) denir.

Tarih öncesi insanı tarafından yapılıp kullanılmış olan önemli taş ve kemik aletleri inceleyecek olursak: Bunlar tarihöncesi arkeologlar tarafından belirli ve özel tiplere ayrılmış ve bunlara  bir takım adlar verilmiştir. Bu adlar bazen aletin şeklini açıklar. Örneğin; Taştan yapılmış aya benzeyen küçük bir alete bazen "hilal" adı verilir. Bazen de kullanılmış olabileceği işe göre adlar alırlar. Örneğin; "kazıyıcı" kazıma işlerinde kullanılan bir alete denmiştir. Taşlardan çıkan yongalardan da eski insanlar yararlanmıştır. Bu yongaların bir veya iki tarafında kullanımdan dolayı çentik ve bere izlerine rastlanır. Bu yongalar kullanılmış yongalardır. Bu yongaların ne gibi işlerde kullanıldıkları tesbit edilmeye çalışılır. Bazen tek bir buluntu yerinde bir aile veya birlikte yaşayan bir grup insan tarafından kullanıldığına dair kanıtlar taşıyan taş alet tiplerine rastlanır. Bazen bir alet topluluğunun içinde taştan başka malzeme kullanılarak yapılan örnekler de vardır. Böyle hep birlikte ele geçen alet topluluğuna "endüstri" denir. Mesela bir mağara veya kaya sığınağının alt tabakasından elde edilen örneklerin tümü, o katın endüstrisi olarak kabul edilir. Başka katlardan elde edilen örnekler de değişik endüstrilere işaret eder. Birbirlerinden yüzlerce kilometre uzakta bulunsalar bile, birbirine çok benzeyen birkaç "endüstriye" rastlanıldığında, bunların aynı "kültür"e ait oldukları anlaşılır. İki endüstrinin aynı kültüre ait olması onların illa da çağdaş olmasını gerektirmez. Bazı kültürler bir bölgede, diğer bir bölgeye nazaran daha uzun müddet sürmüş olabilir.

Bu konuda yani insanın ilkel devirleriyle ilgili daha araştırılması gereken birçok sorunun olduğunu da unutmamamız gerekir. Fosil insan kalıntıları konusunda son yıllarda çok önemli gelişmeler olmuştur. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

http://www.abcdedektor.com/

hakan durmaz 
 09.05.2013 15:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 915
Kayıt tarihi
: 15.10.12
 
 

Ben Ali Önder. 3 mart 1948 günü Amasya ili Taşova ilçesi Darma köyünde bugünkü adıyla Ballıca köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster