Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
494
 

Tarihbilinci köşesinden seçmeler-1

Tarihbilinci köşesinden seçmeler-1
 

Ayyıldızlı Göktürk sikkesi (Bilgi:Daloğlu)


Tarih Bilinci Köşesi’nden seçmeler–1

Tarih Bilinci Köşesi, yaklaşık bir yıldır yayınlanan bir yazı dizisi. Yayına başlarken giriş yazımızda konumuzun Türk tarihi olduğunu belirtmiştik. Ancak tarihimizin her alanı konumuza girmiyordu; sadece Türklerin, insanlığın kültür ve uygarlık mirasına olağanüstü katkılarda bulunduğu, toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel bağlamda köklü katkılarda bulunduğu dönemleri incelemekti. Nitekim öyle de yaptık.

Önce, Türk soyunun tarih öncesindeki ve tarihin şafağındaki faaliyetleri ilgilendirdi bizi. Onu, İsa’nın doğumundan yüzyıllar öncesinden başlayan bir süreçte, ilkel toplumsal düzenden çıkış süreci olan askeri demokrasiden devlete, uygarlığa sıçrama sancıları içindeyken inceledik. Bu hengâmeli süreç 2 bin yılı aşkın uzun bir tarihsel dönemi kapsamıştır.

Bu süreçte, örneğin, MÖ 200–300 yıllarında, yani günümüzden 2300 yıl öncesinde, Hun döneminde, çöl altından 5 bin kilometre uzunluğunda Karız kanalları gibi bir uygarlık harikası yaratılarak, Tanrı Dağları’nın karlı buzlu suyunun, çölün kavurucu sıcağında hiç buharlaştırılmadan tarım alanlarına ulaştırılması başarılmıştır.

Örneğin, yüzlerce yıl boyunca, Hazar denizi’nden Büyük Okyanusa kadar olan geniş coğrafyada birçok kavmi bir arada yaşatabilen büyük ve geniş imparatorluklar inşa edilmiştir.

Bu siyasal oluşumlara kimi “Orta Asya Türk devletleri” demiştir; kimisi “Kuzey Bozkır Hükümdarları”ndan bahsetmiştir. Bir kısmı “kağanlık”lar ya da “hanlık”lar olarak değerlendirmiştir.

Sanırım MÖ 200–300 yıllarında Karız kanalları gibi bir uygarlık harikasını yaratan siyasal ve ekonomik irade devlet dışı bir kurum olamaz!

Ayrıca, Sayın Daloğlu’nun yurdumuza, tarih kültürü dünyamıza ilk defa getirdiği bilgi kapsamında, 5.-6. yüzyıllarda ayyıldızlı sikkeler kesen Göktürklerin toplumunda askeri demokrasi ilişkileri hâkim değildi, ilkel göçebe ilişkileri artık tali bir duruma düşmüştü.

Öte yandan, bu ilk devrim döneminde, 552 yılında ilk kez Türk adı öne çıkmakta, ilk kez Türk adıyla ayyıldızlı sikkelere sahip bir Türk devleti inşa edilmekte, Göktürkler adıyla Türk tarih sahnesine çıkmaktadır. Bu ilginçtir. Zira yüzyıllardır Türkçe konuşan kabileler arasından biri öne atılıyor, adında Türk adı bulunan bir boy siyasal örgütlenmeye gidiyor. Daha önceleri de Türkçe konuşan kavimler arasında siyasal örgütlenmeye gidenler vardı, ancak Türk adı siyasal bir kavram olarak tarih sahnesinde boy göstermemişti.

Türk tarihinin ikinci devrim dönemi olarak işlediğimiz milli demokratik devrim döneminde de aynı olay, yani Türk adı öne çıkacaktır. Türk adıyla ikinci bir devlet, Türkiye Cumhuriyeti inşa edilecektir. Buradan hareketle denilebilir ki, bu konularda derin araştırmaları bulunan, tek kelimeyle deha olan Perinçek’in de saptadığı, hatta ilk saptamayı yaptığı gibi, Türk sözcüğü ile devrim arasında derin bir bağlantı, canlı bir ilişki bulunmaktadır.

19. yüzyılın ortalarından beri sürmekte olan, Genç Osmanlılarla başlayıp, Genç Türklerle harmanlanarak Kemalist Devrim’le doruğuna çıkan ve günümüzde de sürmekte olan milli demokratik devrim dönemini tarihimizin ikinci devrim dönemi olarak değerlendirmekteyiz.

Genç Osmanlılar ile Jön Türkler ve onların siyasal hareketi olan İttihatçılığı inceleyerek birinci emperyalist savaşa kadar gelmiştik.

Genç Osmanlılar, Jön Türkler ve İTC Hareketi 150 yıllık vatan savunması sürecimizin ilk iki aşamasıydı. Bu süreçlerde tarihin pususuna yatan fedailerin mücadelesiyle feodal sultanlık mutlak monarşiden meşruti monarşi rejimine dönüşmüş, feodal sultanların kişi egemenliklerinde gedikler açılarak ve yetkileri kısmen de olsa sınırlanarak halka temsil olanağı veren demokratik devrim süreçlerinde ilerlemeler sağlanmıştır. Bu dönemde feodal sultanlık, emperyalist güçler, komprador burjuvazi ve milli ticaret burjuvazi arasındaki çelişkiler olaylara yön vermiştir. Osmanlı artık sonunda sonunu yaşamaktadır.

İtalyan ve Balkan Savaşları, emperyalist devletlerarasındaki, özü Osmanlı topraklarının paylaşımı olan dünya rekabetinin tahammül sınırlarına dayandığını gösteren işaretler olmuştur. Başka bir ifadeyle söylersek, bu iki bölgesel savaş, Birinci Dünya Savaşı’nın ön tatbikatları niteliğinde bir anlamı olmuştur. Bu savaşlar sonucu Osmanlı neredeyse Anadolu’yla sınırlanmış, Misakı Milli sınırlarını aşağı yukarı bulmuştur. Osmanlı ilk kez imparatorluk olmaktan çıkmıştır. Ve Ağustos 1913 tarihinde imzalanan Bükreş Antlaşması’yla son bulan Balkan Savaşlarından tam bir yıl sonra 28 Temmuz 1914 tarihinde başlayan I. Dünya Savaşı ise son perde olmuştur. 1683 yılındaki Viyana kuşatması esnasındaki yenilgi ve ardından 1699 yılındaki ilk toprak kayıplarının başladığı Karlofça Antlaşmasıyla başlayan geri çekiliş, 30 Ekim 1918 tarihindeki Mondros Mütarekesi’yle başlayan Batı emperyalizmi çullanmasıyla doruğa çıkmıştır. Osmanlı tarihe karışmış, Türk milleti için karanlık bir perde açılmıştır.

Körçıkmazlarda debelenmek Türk milletine özgü bir yaşam tarzı değildir. Bu nedenle her krize verdiği yanıtı bu kez de geciktirmemiştir:

Krize devrim yanıtı ya da krizi devrimle çözme…
www.fatihozcan.org

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 510
Toplam yorum
: 126
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 501
Kayıt tarihi
: 04.04.08
 
 

"Cv" Dedikleri Özgeçmişim 1953 yılının karanlık günlerinde Haziran ayının 24. günü, ağaçların mey..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster