Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Nisan '07

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
607
 

Tarihi çarptırmanın dayanılmaz cazibesi

Tarihi çarptırmanın dayanılmaz cazibesi
 

İnsan kaç yaşında olursa olsun, ister 20 ister 60, yolda yürürken düşebilir. Düşme nedeni ister kendinden kaynaklansın ister çevresinden sonrasında insan ayağa kalkıp yürümelidir. Ancak yürümesini anlamlı kılmak için, kişi, düştüğünü kabullenmelidir, evet belki düşüşü geçmişte kalmıştı, belki önemsiz bir olaydı ancak eğer geçmişiyle hesaplaşıp düştüğünü kabul etmezse, sonrasnda ayağa kalkıp yürümüş olmasının ne anlamı kalır?

Tarih kuşkusuz farklıdır, diğerlerine benzemez mesela matematiğe. 2+2 her zaman 4 sonucunu vermiştir, üstelik bu sonuç taraflardan biri olan ilk 2 için de geçerlidir, karşı taraf olan ikinci 2 için de. Ancak tarih farklıdır, mesela bir savaşı örnek alacak olursak, taraflardan biri için sonuç zafer iken, karşı taraf için yenilgidir. Kimileri için teröristtir o kişi, kimileri için ise özgürlük savaşçısı...

Matematikte hiçkimse kendi yorumunu katarak, sonuca dolaylı ya da dolaysız yoldan etki yapamaz. Çünkü gerek taraflardan biri olan ilk 2 için de, karşı taraf olan 2 için de yapılan yorumlar sonucu değiştirmez, çünkü sonuç bellidir, 4dür. Her ne kadar tarihde, taraflardan birinin zafer, karşı taraf için yenilgi olarak adlandırılabilecek olaylarla dolu olsa da, bazı olaylar vardır ki gerek taraf olanın gerekse karşı taraf olayın sonucu uzlaşır veya uzlaşması gerekir, çünkü reel mantık ve vicdan insanlığa böyle buyurmaktadır.

25 Mart tarihinde Soner Yalçın Hürriyet gazetesinde( http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6196954 )Çankaya'nın geçmişi hakkında bir yazı yazmıştı. "Çankaya'nın ilk sahibi bir Ermeniydi" adlı yazısında köşkün, Bulgurluzadelerin, Kasapyan adlı bir Ermeniden satın alındığı yazılıydı. Ancak ne varki, Agos'un 577. sayısında okuyoruz ki, Kasapyan ailesinden Edward Çuhacı, Soner Yalçın'a yazdığı mektupta köşkü satmadıklarını, köşke dönemin Türk hükümetince el konulduğunu yazmaktadır. Ayrıca Çuhacı, Kasapyan ailesinin sahip olduğu mülkler arasında Keçiörendeki bir bağevinin de Vehbi Koç ailesinin sahip olduğu yazılmaktadır.

Tarihi çarptırmak da işte tam olarak burada başlamaktadır, zira el konulan bir mülkü satılmış bir mülk gibi göstermek niyedir? Tarihi olduğundan farklı göstererek kamuoyunu yanıltmak niyedir? Yapılan bu yanlışı, eline ulaşan mektubu yayınlayarak köşkün aslında satılmadığını dolayısıyla el konulduğunu açıklamak gibi doğru bir davranışda bulunmak yerine, niçin yapılan yanlış, açıklama yapmayarak tekrarlanmaktadır?

Zira tarihi çarptırmak demişken, merhum Hrant Dink'in sözleri aklıma geldi. Kendisi de Fransız TV5 televizyonuna verdiği röportajda bunu belirtiyordu( http://www.dailymotion.com/visited/search/hrant%2Bdink/video/x10si5_istanbul-reportage-avec-hrantdink ). Pek tabi ki bizlere Güneş-Dil teorisi diye bir teori(!) de öğretilmişti. Bu teoriye göre, Anadolu'da yaşayan önceki kavimler tamamiyle Türk idiler. Dolayısıyla, Hititlerin, Sümerler gibi halklar da Türk oluyorlardı haliyle. Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya atılan bu teori sonuçlarından biri de Sümerbank gibi, "aslının Türk oluşundan şüphe duyulmayacak" banka isimlerinin varlığı da bir gerçektir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, milli beraberlik ve bütünlüğü sağlamak için bu tip teorilerin varlığı bugün hoşgörülebilir, ulus-devlet bilincini oluşturmada bu teoremin varlığı da haklı kılınabilir, ancak bugün milli birlik-beraberlik sağlandığından bu teoremin mantıksızlığı da halka açıklanmalıdır. Tabi bu durum akla başka soruları da getirmektedir, mesela "Resmi tarihimizin başka çarpıtılan kısımları var mıdır, varsa nelerdir?" gibi...

Pek tabi ki, tarihin çarptırılmasını sadece o döneme bağlamak, bugün resmi tarihimizdeki varolan tüm bilgilerin kayıtsız-şartısz doğru olduğunu da düşünmek olasıdır ancak varolan birçok örnek buna engel olmaktadır. Buna örnek olarak Soner Yalçın'ın Hürriyet gazetesindeki yazısını örnek verdim, başka örnek de Taner Akçam'ın Hrant'ın öldürülmeden önce gazetede yazmış olduğu, 1915 tehciri hakkındaki yabancı dilde yazılmış bazı kitapların, "Türkiye'nin lehine olacağı düşünülerek yapılmış olan çeviri hataları" ilgili yazıları da gösterilebilir...

Geçen gün TRT2 televizyon kanalında, 1915 iddalarının niçin soykırım olamayacağına dair, Türk Tarih Kurumu'nun Ermeni Masası yetkilisi Prof.Dr. Kemal Çiçek beyfendinin sözkonusu iddialara verdiği cevapları izliyordum. Soykırım iddalarının yurtiçindeki kısımlarındaki iddiları çürüttükten sonra, yurtdışından gelen iddiara verdiği cevaplar bir hayli "ilginç"ti. Öyle ki, kendisi Hitler'in Polonya saldırısı öncesi kullanmış olduğu, "bugün Ermenilere yapılmış olanları kim hatırlıyor ki?" sözlerinin aslında yalan olduğunu belirtti. Beni asıl şaşırtan cevabı ise, "soykırım" kavramının mucidi olan Polonya Yahudisi olan Lemkin, bu kavramı üretirken, 1915 senesinde Ermenilerin başlarına gelenlerinden esinlendiği iddiasına verdiği cevaptı. Zira kendisi, Lemkin, Ermeni iddalarınan etkilendiği için böylesi bir davranışta bulunduğunu, eğer o senelerde Türk iddiaları olsa bu sefer Türklerin iddilarını kabul edeceğini söyledi.

Bugün 24 Nisan...Ülkemiz uzun senelerdir, 1915 tehcirini tartışmadı, bunu tabu saydı, bu konunun konuşulması ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi üzerine gündeme geldi. Bu konunun konuşulmaması, konuşulmaya değer olmadığından mı yoksa zaten herşeyin oldukça açık olduğundan mı kaynaklanıyordu bilinmez ama karşı taraf ile empati yapılmaması, ülkemize ne yazık ki çok şey kaybettirdi...

Bugün 24 Nisan... Tarihimizin çarpıtılmış olduğuna dair örnekler varken önümüzde, insan acaba 1915 olaylarında da buna örnek olup olamayacağını aklına getiriyor. Kimisi için soykırım iddialarının üçüncü ülke parlamentolarında kabul edilmesi Ermeni seçmenlerinden oy almak için olduğunu söylese de, niçin Ermenistanda binlerce konu ile ilgili anıta yürüdüklerini açıklayamıyor? Yaygınlaşan Ermeni iddilarını bertaraf edip, "bizim Ermeniler ile hiçbir sorunumuz yok" mesajını vermek için Akhtamar Kilisesi, bu ülkenin tarihi mirası olduğu için değil, az önce belirttiğim mesajı vermek için açılıyor, her ne kadar ismi değiştirilmiş, çansız ve haçsız olsa da...

Bugün 24 Nisan... Kimileri için komitacaların tutuklanma günü, kimileri için ise Ermeni entellektüellerin tutuklanıp öldürüldüğü gün... Kimileri için, "Doğu Anadoluda orduyu arkadan vuranların" yer değiştirilmesi, kimileri için tüm Anadoludaki Ermenileri yeni vatanlarını olarak gösterilen Der-Zor çölüne doğru olan ölümcül yürüyüşleri, kimileri için tehcir edilen Ermeniler için ödenek ayrılan, mülklerine dokunulmayan bir süreç, kimileri içinse kadın, erkek, yaşlı çocuk gözetmeksizin evlerinden çıkarılan bazıları için henüz yolda bezıları için çölde son bulan zorunlu yolculuk sonrasında kurtulup evine dönebilenlerin mülklerinin artık kendilerine ait olmadığını görmeleri...

Kimileri için bir zorunluluk, kimileri için trajedi... Ancak her ne olursa olsun konu tartışılmayı hakediyor, geçmişle hesaplaşacak birşeyler varsa, bunun yapılması hakediliyor, karşı tarafın söylediklerine katılmasak dahi söz söyleme haklarının savunulması gerekiyor, tezin karşısında doğası gereği olan anti-tezin orada olması sağlanması gerek ki, senteze ulaşılabilsin...

Çünkü ancak bu şekilde başarılabilinir konuyu 1915 metre derinlikdeki kuyudan kurtarıp 23.5 Nisan'da anlaşmak... Çünkü ancak bu şekilde başarılabilinir konuya tarafsızca bakmak, "Ermeni" kelimesini küfür olmaktan çıkarmak, Hrant Dink'in katledilişinin 1915 ile ilgisini kavramak, "Teşkilat-ı Mahsusa"yı anlamak, "Hamidiye Alaylarını" bilmek, 1915 senesinde sonlanan Ermeni aydınlarının ölümlerinin bir tesadüf olmadığı bilmek...

Ve en önemlisi, sözkonusu bilgilerin olduğu gibi anlatılmasının ne kadar faydalı, sonuca etki yapacak yanlı yorum yapmaktan kaçınmadan kamuoyunu yanıltmanın ne kadar zararlı olduğu...

Ancak bu şekilde....

Okunası bir kitap: Fethiye Çetin "Anneannem"

Okunası bir yazı: "1915-2007" Ahmet Altan

http://www.gazetem.net/aaltanyazi.asp?yaziid=276

Blog Resim: Edvard Munch

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 142
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 3493
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

İstanbul'da doğdum. Metalurji ve Malzeme Mühendisliği mezunuyum. Felsefe, sanat tarihi, müzik özel i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster