Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
803
 

Tarihi Topçu Kışlası (Taksim Kışlası) talihsizlikleri ve diğerleri!

Bu kaçıncı gün oldu 16-17 mi? Artık saymıyoruz, kanıksadı ana-baba çocuğunun gece nerede olduğunu sormuyor. Taksim Gezi Parkı eylemleri ile başlayan ve bugünlere kadar direnen halka yaftalar yapıştırıldı ve yaftalanmaya da devam edecek gibi görülüyor. Şimdi zamanı geri alalım bakalım Topçu Kışlası diğer adı ile Taksim Kışlası tarihten Gezi Parkı Direnişine nasıl dönüştü.

Taksim Kışlası’nın mimarisi aslında oldukça ilginç bir kokteylden oluşmaktaymış. Mimari alanda çalışanların verdiği bilgiler ışığında Arap, Rus, Hint ve Osmanlı mimarisinin bir kokteyli olarak yapılmış bir bina olarak anılıyor.  1803 yılında 3. Selim tarafından yapımına karar verilmiş ve 3 sene içerisinde de tamamlanmıştır. Kışlanın içerisinde 3. Selim’in annesi Mihrişah Sultan adına bir camiciği de barındırmaktaydı.Taksim kışlası Kapıkulu askerlerinin topçu ocağı olarak kuruldu ve hizmet gördü.

31 Mart 1909 olayları ile tarihe adını geçirmesi ise tamamen bir bilgi kirliliğinden dolayıdır. Kışlanın hemen arkasında bulunan Taş Kışla’ya da yansıyan ayaklanmaları bastırmak isterken atılan topların gülleleri tarafından Taksim Kışlası da nasibini almıştır. Bu gülleler sonucunda da kısmi hasarlar görmüştür. Oysa 31 Mart İstanbul’un o zamanlar tek merkezi olan Sultan Ahmet Meydanında başlamış, odak noktası Ayasofya’dır. Peki, neden Taksim bölgesi bu olaylara şahit olmuş semt olarak adını yansıttı?

Taksimde bu olaylara karıştı ve haklı olarak da tarih sayfalarına bu olaylarla beraber yerini aldı. İsyancı askerler, Meşrutiyet Muhafızı olarak gönderilen Avcı Taburlarının askerlerini Taş kışlaya hapsederek durdurmaya çalışmıştır. Rumeli’den gelen Hareket Ordusu tarafından önlenmeye çalışılan ayaklanma topun ucuna Taş Kışlayı koyarken Topçu Kışlası da bu güllelerden nasibini almıştı.

Aslında Topçu Kışlası tam bir bahtsızlık öyküsüne sahiptir gelin bir bakalım:

 * 1803-1806: Kışlanın inşasına 1803'te, Üçüncü Selim zamanında karar verildi, inşaat üç sene sürdü, 1806'da hizmete girdi ve Kapıkulu askerlerinin topçu birliklerine tahsis edildi.

* 1807-1812: Kışla, 1807'de Üçüncü Selim'i tahtından eden Kabakçı Mustafa İsyanı'nda tahrip oldu ve daha sonra İkinci Mahmud'un yaptırdığı restorasyon 1812'de tamamlandı.

* 1847: Kışlanın bazı duvarları şiddetli fırtına yüzünden yıkıldı, Sultan Abdülmecid binayı geçici olarak tamir ettirdi ama ardından çıkan bir yangın bazı yerleri kullanılamayacak hâle getirdi.

1862: 12 sene devam eden büyük tamir bu sene bitti ve kışla tekrar hizmete girdi.

1870: Sultan Abdülâziz kışlayı elden geçirtti.

1893: Sultan Abdülhamid, kışladaki camiyi tamir ettirdi.

Nisan 1909: 31 Mart olayları sırasında binanın bazı yerlerine top mermileri isabet etti.

Mayıs 1909: Hükümet, kışlayı satmaya karar verdi.

1911: Kışla ile beraber Taksim Meydanı'nın tamamı İngiliz, Fransız, Avusturya ve Türk ortakların kurduğu bir konsorsiyuma satıldı.

Aralık 1917: Hükümet satış kararını iptal etti ve daha önce ödenmiş olan bedeli iade ederek hem kışlayı, hem de Taksim Meydanı'nı geri aldı ve yeniden topçulara tahsis etti.

1920: İstanbul işgal edildi ve kışlaya Fransa'nın Senegal'den, İngiltere'nin de Hindistan'dan getirdiği birlikler yerleştirildi. Kışlanın adı da değişti ve "Macmahon Kışlası" oldu.

1921: Kışla, Çelebizade Said Tevfik Bey'e kiralandı, sekiz bin kişilik bir stadyum haline geldi, ismi "Taksim Stadyumu" oldu ama Said Bey sahayı işletemediği için Bork adında Maltalı bir işadamına devretti, Bork kışlanın kapısına koskoca bir Yunan bayrağı astı.

29 Haziran 1923: İngiliz işgal birliği ile Fenerbahçe arasındaki meşhur maç oynandı.

Kasım 1923: Said Bey, kışlayı Bork'tan geri aldı ama yine işletemedi ve bu defa Abdülâziz Bey adında bir manifaturacıya devretti.

1939: Kışlanın yıktırılıp yerine park yapılmasına karar verildi ve yıkım 1940'ta tamamlandı.

Bakın yıkım karar tarihinde Atatürk yaşamıyordu. Yıkılma sebebi ise neredeyse enkaz haline dönüşen yapının kalıntılarının temizlenmesi içindir. Binbir hikaye ile yıpranan, yıkılan, yakılan, tadilatla tekrar tekar ayağa dikilen topçu kışlası aslında talihsiz bir binadır. Topçu diğer adı ile Taksim Kışlası ülke ekonomisini sarsan bakım, yapım ücretlerini isteyen maliye arşivlerinden araştırabilir. Dışı tuğla içi ahşap olduğu için dayanıklılığını biz bile tahmin ederiz.

Burhan Felek bu konu hakkında pek çok yazı yazmış ve yapımı, bakımı zor binanın enkazının kaldırılma sebebini açıklamıştır. Ama okuyan kim?Taksim Topçu kışlası bu tarihlerden itibaren askeri amaçlar dışında konumuna ve boyutlarına bağlı olarak farklı şekillerde kullanılmaya başlandı.

Hazin yangınlar, hüzünlü çöküşlerle aslında talihsiz bir alandır. Taksim neredeyse tamamen ormanlık ve mezarlık alanlardan oluştuğu için ara ara hüzün hikayeleri beni m‘’mezarlıkların ve ormanın bize ettiği beddua’’ diye düşünmeme neden olur. 1939-50 yılları arası İstanbul'u yeniden inşa etmek için görevlendirilen Henri Prost'un ilk icraatlarından biri tarihi Topçu Kışlasını enkaz dönüşmüş binasını yıktırmak olmuştu.

Artık orada çevrenin en geniş parkı var; Taksim Gezi Parkı! Normalde küçük ama bizim ölçeğimizde büyük kalan bir park çünkü Taksim bölgesinin tek yeşil alanı. Bana 3-5 ağaç diyerek, idrar kokusundan bahsedenlere Belediye görevini yapsa başımıza bunlar gelmezdi diyeceğim. Parkın temizliği belediyeye aittir, bilerek ve isteyerek parkı enkaza, çöplüğe, tuvalete dönüştüren zihniyet nasıl bir belediyecilik hizmeti vermektedir? Bilerek olmadı diyenleri de göreve çağırıyorum. Parkı temizlemek sizin göreviniz içindedir. Bu bakım Park ve Bahçeler Müdürlüğü yapacak derseniz, o zaman da size sorarlar ‘’peki nasıl yıkma kararını siz alıyorsunuz?’’ diye. Biliyorum o da İstanbul Belediyesine bağlı yani…

Kışla  yeniden yapılmaz, yapılamaz çünkü kötü olur, hatta… Binayı,  bina yapan taşıdır. O taşı nereden bulacaksın bir daha? O mimarı, o eli, gözü, duyguyu nereden bulacaksın? Kötü bir taklitten öteye gidemeyecektir. Hem 70 yıl önce yıkılan tarihi eseri yeniden yapmak için 1 tane bile ağaç kesilmez.  Bu tutum aslına inecek olursak Neo-Osmanlı bir harekettir. O zaman bütün Taksim’i yıkıp yerine tekrardan mezarlık ve orman arazisi yapılsın. Biz buna razıyız, yıkın o koskoca otelleri ve Taksimin yeşilini bize geri verin!

‘’Mazide yıkılan binaların her birini yeniden tesis ediyor musunuz?  O halde Swıss Otel'in yerine " Şark Kahvesi "ni yapın da görelim !’’ diyen yürekli tarihçimiz İlber Ortaylı’ya da selam olsun! Bir saklambaç oyununun iç yüzünü sobelediği içindir bu selam.

Rölyefi olmayan bir bina neden yapılmaya çalışır? Yapılan aslı değil başka bir yapı olur. Eğri oturup doğru konuşalım 1- 1,5 katlı küçücük Topçu Kışlası asla aslına uygun yapılamaz. Projeyi neden tanıtmak için halka göstermediler? Oysa Akif Hamzaçebi kışlanın 5 katlı, kulelerinin 10 katlı bina yüksekliğinde olacağını belirtmişti. Yani aslına uygun değil, istediğimiz gibi olacak ve isteklerimize cevap verecek demek istemiş olmalı. Peki sorarım size hani Topçu Kışlası? Yani zaten aslını inkar eden bir yapı Gezi Parkı yıkılarak yerine yapılmaya çalışılıyor?

Şimdi referanduma gidileceği söylemi var. Bu bir referandum değildir ve öyle olsa dahi artık geç kalınmış bir karardır. Eğer Demokrasi olan bir ülkede yaşanıyorsa önce ‘’yapılsın mı?’’ diye oylanır yapılması yönünde oy çokluğu çıkarsa da projelendirilirdi. Oysa burada durum tam tersinden başlamıştır. Projelendirilmiş, yapılacak binanın video görüntüleri yapılmış, şimdi de halk kızdı diye referandum yapılacak. Peki, sorarım size diyelim ki referandum yapıldı ve halk binayı red etti. Projeyi hazırlayan mimarlık şirketi devlet tarafından ödenen milletin parasını iade edecek mi? Bu sadece millete verilen sus payıdır. Ayrıca bu kadar savaş alanına döndürülmesi de acaba ‘’bak ne yaptınız? Şimdi yıkmak zorundayız ve yeniden meydanı düzenleyeceğiz(istediğimiz gibi)’’ mi demek oluyor?

Şimdi gelelim şu cami ve kilise işine… Cami projesini görmüş şanslı kişilerden biriyim. Cami 9 katlı, evet yanlış duymadınız tam 9 katlı… Görüntüsü modern ve yerin dibine doğru uzanan bir yerdelen şekilde projelendirilmiş. En altta otopark var, 3 kat Musevi, Hıristiyan ve İslam müzesi, içerisinde sergi alanları, alış-veriş merkezleri barındırıyor ve namaz kapasitesi 3500 kişilik. Şimdi sizce bu cami ne amaçla yapılıyor? Namaz kılıp, dinlerin kültürünü öğrenelim diye mi, alış-veriş merkezi diye mi? Din ile para yan yana durmaz! İnsan hacca gittikten sonra ticaret işi ile ilgilenmez, elini-eteğini dünyalıktan çeker! Nedenini İslam Bilmini okuyan arkadaşlar bir diğerine gerçek gerekçeleri ile anlatsın bence.

Kilisenin önündeki kafe ve dönerciler yıkılacak! Yok, daha neler? Kilisenin altındaki dükkanlar kilise vakfının kiracısıdır. Bu gelirle aç-yoksul yediriliyor, yetim-öksüz, hasta, kimsesiz  ve yaşlı bakılıyor, kalan ile de kilisenin giderleri karşılanıyor. Geliri neden elinden alınıyor? Dükkanları restorasyona zorlamak daha kolay değil mi? Bütün Beyoğlu, Maçka, Dolmabahçe İstanbul Teknik Üniversite yeşillik alanını merak edenler bir araştırsınlar isterlerse.

Şimdi biraz da AKM’ye bakalım… Temeli 1946 atılmış fakat yokluktan yıllarca tamamlanmaya çalışılmış kısmet 1969 yılına malolmuş. Yani 23 sene tamamlanamamış başka bir kısmetsiz binadır. Döneminin özgün bir örneği olarak 1969 yılında açılmıştır yani neredeyse yarım yüzyıllık bir bina. Sıksık yakılıp, derme - çatma yapıldığı için özelliği yitirdi gitti. Evet, ses düzeni iyi değil.  Mutlaka bir restorasyon geçirmeli ve tarihimizin opera binası olarak da olduğu yerde kalmalıdır. Böylece Cumhuriyet Döneminin anlı- şanlı gelen ayak sesleri tüm dünyaya duyurulmalı. Ama biz Neo-Osmanlı olmak istiyorduk pardon! Ama unutmayalım ki Osmanlı padişahları müziğe, sanata, eğitime, bilgiye çok değer verirlerdi. Eğer deprem diye bir düşünce atarsanız ortaya size Ayasofya’nın Mimar Sinan tarafından depreme karşı güçlendirildiğini hatırlatırım. O yıllarda yapılabildiyse bu yıllarda hayda hayda yapılır bu deprem güçlendirilmesi.

Yok edilmeye çalışan Haydarpaşa Garı ne olacak? Haydarpaşa’yı opera yapalım!  Neden alış-veriş merkezi yapılıyor? İçinde sadece sanat barındıran bale, opera, tiyatro, sinema sahneleri olan, atölye çalışmaları ile gençliği aydınlatan bir binaya dönüşsün.

3. köprüye de hayır! Tüp geçit yapın ve artık yerin üzerinde, isminden geçtim o güzel boğazda tek bir yükselti görmek istemiyoruz. Artık Türk insanı kapitalizme hizmet veren modern beton çevre görmek istemiyorlar. Küresel ısınmanın tavan yaptığı bir yüzyılda bana yeşillik gerek diyorum! Ayrıca yöneticilere de  bilgisayarda Civilization oynamalarını öneriyorum. İnanın bir topluluğu yönetirken başınıza neler geleceğinin tam bir canlı örneğidir bu oyun ve çok da eğlenceli olduğu kadar öğreticidir de…

Dünyanın yemyeşil olması dileği ile…

 www.televizyongazetesi.com

https://www.facebook.com/pages/Ece-Er-%C4%B0le-Ba%C5%9Fba%C5%9Fa/145170645649459?fref=ts 

eceer6@gmail.com 

https://twitter.com/eceer6 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 781
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3844
Kayıt tarihi
: 23.09.12
 
 

16- 06- İstanbul'da doğdum. Tatbiki Güzel Sanatlar Tekstil Ana sanat dalı Moda tasarımı bölümünde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster