Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '06

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
3503
 

Tarihte Başkalaşım, Devrim, Dönüşüm ve Değişim

Tarihte değişim farklı niceliklerde ve niteliklerde olabileceği için, onun için birden çok tanım kullanılabilir veya yaratılabilir. Konuyu tümelden tikele, genelden özele, makrodan mikroya doğru başaşağı yönde akıl yürütmelerle ele alalım:

‘Başkalaşım’ deyince, 10 küsur bin yıllık tarihin ve 3 küsur milyon yıllık evrimin içindeki, Neolitik Devrim gibi, uzaya gitme gibi çok küçük sayıdaki özel olguları anlıyoruz. ‘Neolitik Devrim’ denilen, insanın yerleşik yaşantıya geçmesini imleyen bir başkalaşımdır. Bugün ‘uygarlık’ dediğimiz herşey; yazı, kent, ticaret, savaş, hukuk, vd o olgu sayesinde gerçekleşmiştir. Beslenme biçimi değiştiği için, insanın bedensel özellikleri de değişmiştir. Başkalaşım evrimle eşdeğer düzeydedir ve insanla maymun arasındaki genetik fark yalnızca % 1’dir. Demek ki en büyük değişim olan başkalaşımla bile % 1’lik bir değişim oranı anlıyoruz.

‘Devrim’ deyince, 20. Yüzyıl’daki Rus ve Çin Devrimi’ni anlıyoruz. Bu anlamıyla devrim ilk kez 1789’daki Fransız Devrimi için kullanıldı. Atatürk inkılaplarından söz etsek de, bir Türk Devrimi’nden söz edemeyebiliriz. Bu durumda devrimi %o 1’lik bir değişim olarak tanımlayabiliriz. Örneğin ABD ve SSCB ikili ülkesel karşıtlığının vatandaşları, kültürolog Murdoch’un 1.000 maddelik listesinde, 999 nicel ve nitel ortaklık taşıyorlardı; aynı yemekleri yiyor, aynı füzeleri ve uzay mekiğini icat ediyor, aynı metroya biniyor, aynı telefonla iletişim kuruyorlardı.

‘Dönüşüm’ deyince, inkılapları anlayabiliriz. Atatürk inkılapları toplumu ancak %o 1 - %oo 1 arasında değiştirebildi. Geri kalan değişkenler sabit kaldı. Bugün İstanbul’un 1906 ve 2006 fotoğrafları tıpatıp aynı olan hektarlarca alanı ve yüzbinlerce insanı var. Türk mutfağı 150 yıldır aynı. Evkadınları yüzyıllardır aynı biçimde yaşıyor. Yani, bir İstanbul inkılabından söz edemiyoruz.

‘Değişim’ deyince, daha çok reform türü nitelikler anlaşılır. Bu da %oo 1’den küçük oranda tümel değişimler demek olur. 1983’te Özal, 1993’te Çiller, 2003’te Erdoğan iktidar sahibi olarak değişti ama uyguladıkları politika taa 5 Nisan 1980’dekilerin aynısı oldu. 20 yıldır aynı para barbarlığı dayatılıyor.

Bu işin dikine tanımlaması. Şimdi değişimi kendi içinde yatay olarak irdeleyelim:

Değişim her zaman gerekli ve/ya kültürel ve siyasal açıdan işlevsel olmayabilir. Örneğin, askeri ve/ya karşı darbeler de birer değişimdir ama Türkiye’de görüldüğü üzere, gerçekleştirildiklerinde milyonlarca kişi işkence ve zulüm görür ve bu insanlık suçudur, yani olumsuz bir durumdur. Tabii, darbelerin her zaman destekçileri vardır, çünkü tıpkı cinayetlerden çıkarı olanın katil olması gibi, darbelerden ve savaşlardan çıkar sağlayanlar da her zaman vardır. Bugün hala ‘darbe olabilir’ değişmezliği varsa, o çıkar sahibi destekçiler nedeniyledir.

Değişimler çok aşamalı olabilir ama yine de istenilen sonuca ulaşmayabilir. Türkiye ordusundaki değişim, Yeniçeriler (ki ondan önce de başka düzenlemeler vardı), Asakir-i Muhammediye, Nizam-ı Cedid, Harbiye, Harp Akademileri dizisi biçiminde olmak üzere, Tanzimat’tan bu yana süregelmekte ve darbelerin gösterdiği üzere bu da hala yeterli olmamakta. Bunun nedeni temelde ağır işleyen bürokratik çarklar. Bir karar alınıp uygulanana kadar, o işlem yaşamın içinde geçersizleşiyor. Örneğin, artık ‘zorunlu askerlik’ değil, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde imlenen ‘yaşama hakkının kullanımı olarak askerliği ret’ tartışılsa gerek. Ordu, sivillerin ölmesini isterken, hiçbir şeyi tartışmaya yanaşmıyor.

Değişimi değişime karşı olanlar gerçekleştirebilir. Eski şeriatçı yeni Müslüman demokrat AKP’nin şimdi AB sürecine katkıda bulunması gibi. Dünyada hem muhafazakar, hem liberal parti yoktur. Bizde liberalleşmeyi uygulamak muhafazakar partilere kaldı. Aileyi yok etmek de, ailenin en çok savunulduğu G-7 ülkesi olan ABD’ye kaldı.

Değişimler kolay kolay hesaplanamaz ve denetlenemez. Dünyanın hiçbir stratejisti 11 Eylül’ün zamanını öngöremedi. ABD şu anda olayların akışını denetleyemez durumda. Asıl önemlisi, dünyanın tüm akilleri bile, bundan sonraki gidişatın ne yöne doğru olduğunu / olacağını gösteremiyor. Oysa, kaos matematiği olgu tanım hacminin dış sınırlarını çizmekle yetinir, bu sınır da ABD’nin yıkılacağıdır. Ama nasıl, ama ne zaman bunu kestirmemiz gerekmiyor, ayrıca kestirme çabamızın artması da kestirim bilgimizi azaltabilir..

Değişim insanlar üzerinde ‘yabancılaşma’ gibi, olumsuz zihinsel ve kültürel etkiler yaratabilir. Örnekse, Cumhuriyet’in ilk yıllarında ilkokul öğrencileri arasında intihar oranı artmıştı (bakınız: Niyazi Berkes, Anılarım, İletişim Yayınları). Kültürel kimlik değişimi hızlı olunca, genelde insanlar üzerinde travmatik bir etki yaratıyor. Türkiye’de kadınlar 4 kuşaktır çalışıyorlar ama hala klasik kadın rolünü terkedemiyorlar. Herkes boşanıyor ama bir daha evlenip bir daha boşanıyor. Bu da kısırdöngü yaratıp, toplumsal açmazların boyutunu büyütüyor.

Değişimin makro ve mikro ölçekleri ve ölçütleri birbirine karışabilir ve kimi çatışabilir. Örneğin, Avustralya’da Aboricinler yazılı kültüre geçmeyi reddedip toplumca yok olmaya karar verirken, Endonezya’da bir yamyamın çocuğu psikiyatrist olabilmektedir. Bu tür örneklerde neden-sonuç ilintileri bilgisel açıdan anlamsızlığa varacak denli muğlaklaşabilmektedir. Bizde de, gecekonduluların zenginkondulaşması sonucu ortaya çıkan özkimlikiçi sömürü hümanizmi dışlamaktadır, kendisi iki evlik arsayı gasp eden biri, kardeşine ikinci parseli fahiş fiyatlarla satabilmektedir ve bunu yapanlar insan sevgisini en çok öne çıkaran kültürel-dinsel kimliğe ait kişiler olabilmekteler. Bugün; Köy Enstitüleri’nin kırsal nüfusu yerinde tutmasının yerine, aynı nüfusun tarım işgücünü % 5’e çekmek için kentlerde aç bilaç yığılmasına ve bu işsiz güruhun şiddetin dozunu kovboy filmlerininkine dek taşımasına, yeni liberaller şakşakçılık yapmaktadır. Oysa, bilgi toplumu çağına girdik ve bu çatışmalar o kültürel modda tanımsız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2217
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 485
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster