Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '07

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
292
 

Tarihten bir yaprak

Bir haftalik Fethiye tatili sona eriyor. Bugün buradan ayrılacağım için çantamı toplayarak, pansiyonu terk ettim. Çorbacıya uğrayıp çorba içerek çantayı akşama alacağımı söyleyip buraya bıraktım. Balıkçıların bulunduğu yerin karşısındaki kahveye giderek bir orta kahve soyledim. Burasını çok sevdim, insan nostaljiyi yaşıyor burada. Yaptığım araştırma sonunda bugün Kumluovaya gitmeye karar verdim. Kumluova minibüsüne binerek son durakta indiğimde şaşırıp kaldım. Bana sahilim kumla kaplı olduğunu söylemişlerdi. Meğer sahil altı kilometre ileride imiş ve yaya olarak gitmem gerekiyor. Başladım yürümeye, yolumun üzerinde Leton adı altında tarihi bir yer var, giriş ücretsiz içeriye girdim. Tiyatro bölümüne doğru ilerledim, basamakları çıkarak yüksekçe bir yere oturup, gazeteyi çıkararak bulmacasını çözerken etrafıda gözlemliyorum. Çantamdan bisküi çıkarıp birkaç tane atıştırdım. Biraz dinlendikten sonra kalkacağım. Bir anda gürültüler duymaya başladım, kalabalık bir aile gelmiş. Ellerinde kamera ve fotoğraf makinesi var, görgüsüzce hareket ediyorlar sadece onlar olduğu için istedikleri gibi hareket etmelerini kimse görmüyor. Bunları daha fazla görmemek için bu bölümden ayrılıyorum. İleride 8 yaşlarında bir çocuk oturuyor, papatyalardan tac yapmış bana vermek istiyor, ben onu ne yapayım yanımda bayan olsa neyse, ben taksam kim bilir ne derler arkamdan. Su birikintisi olan bir yere oturdum. Suya 4 adet ördek girdi, ördeklerin üçü aynı renk biri ise sanki özellikle süslenmiş, her renk var üzerinde. Bir deniz kaplumbağası taşın üzerine çıkmış güneşleniyor. Kaplumbağa olduğundan emin olmak için yanına doğru taş attım. Hemen suyun içine daldı. Pişman oldum rahatını bozdum diye hayvanın, aradan fazla geçmeden tekrar aynı taşın üzerine çıktı. Burada öyle bir renk cümbüşü var ki anlatamam. Biraz ileride öten horozların sesleri geliyor. Arka taraftan keçi yavrularının meee deyişleri, suyun içindeki kurbağalar bu senfonide bizimde payımız olsun dercesine vıraklıyorlar. Bir anda ortalık bir sessizliğe büründü. Bu sessizliğe kazlar daha fazla tahammül edemeyip meydan okurcasına bağırmaya başladılar. Fakat uzaklardan gelen motor sesi bütün güzel sesleri bastırdı.

Motor sesi uzaklaşınca horozlar tarafından rahatsız edilen tavuklar sanki kendilerine yardım edilmesini istiyorlardı sürekli gıt gıt gıdak derken. Her halde kümesin efendisine yanlış yapmışlardı, bunun bedelini ödüyorlardı. Epey bir süre gıdaklama kesilmedi. Etrafımda bulunan papatyalar bir karış uzamış neden bizimle ilgilenmiyorsun, bizde bu doğanın bir parçasıyız der gibiydiler. Arkamda bulunan iki adet inek var, onların sesi hiç çıkmıyor sanki burada klip çekmek için bulunuyorlar. Kurbağanın biri yazı yazdığımı görünce suyun içinde önüme kadar gelmiş, vırak vırak diye avazı çıktığı kadar bağırarak yazında bendende bahset der gibi. Senden bahsetmemem mümkün mü hemen senden de bahsediyorum anılarımda, inanmazsan gel oku. Kumruların sesi saat tam 15 00 i gösterdiğinde guguk guk guguk guk diye öterken. Aklıma saatçıda gördüğüm her saat başında yuvasından çıkarak saat başı olduğunu belirten sanal kuşlar geldi. Fakat ben şu anda bunların canlısı ile beraberdim. Sonradan anladım ki bu güzel sesli hayvanlar Letoon tapınağının senfoni orkestrasının elemanları imiş. Arkamda sesi çıkmadan duran inekler ise, biri orkestra şefi diğeri ise yardımcısı imiş. Burada gördüğüm manzara anlatılamaz sadece yaşanır. Bende bu ortamı yaşamanın mutluluğunu duyuyorum. Sahile gitmek üzere yola çıktım. Uzun bir süre yürüdükten sonra şahıs ormanının içinden geçmem gerekiyordu. Kendi ayaklarımdan çıkan seslerden başka çıt çıkmıyordu etraftan zaman zaman ürkmüyor değildim, yalan söylememek gerekirse. Ormana henüz girmiştim ki iki adet at ile karşılaştım. Biri bağlı idi sanki cezalandırılmıştı, çünkü bağlı olduğu yerin önünde cam yığını paslı tenekeler ve soba boruları vardı. Atın biri bana doğru geldi korktum aslında kötü niyeti yoktu sadece bana hoş geldin diyordu. Biraz olsun çekiniyordum ne de olsa henüz tanışmamıştım. Biraz daha ilerledikten sonra ağaçların arasında otlayan keçilerle karşılaştım. Fakat ne gariptir ki ormanın içinde olmama rağmen hiç bir hayvanın sesini duymadım. Kırk dakikadan beri yürüyorum henüz sahil ile ilgili bir işarete rastlamadım. Acaba geriye mi dönsem yoksa ilerlemeye devam mı etsem diyorum kendi kendime, bu güne kadar başladığım hiç bir işi yarım bırakmadığım için ilerlemeye karar veriyorum. Bu gidişin bir de dönüşü olacağını unutmamam gerekiyor. 55 dakikalık yürüyüşten sonra sahile ulaştım. Kumsalda sadece iki aile vardı, fakat onlar arabaları ile gelmişlerdi. Buradaki kumlar sanki elekten geçirilmiş gibi incecikti.

Kumsala adımı yazdım fakat yazı bir kaç dakika içinde denizin dalgaları tarafından silindi. Benim ismimin yazılı olmasını kabul etmek istemiyorlardı sanki. Ailelerden epey uzaklaştıktan sonra önce üzerimdekini sonra da altımdakileri çıkardım şu anda üzerimde hiç bir şey yok tıpkı filmlerde olduğu gibi. Her zaman aklımdan geçeni yapmak isterim ne zamandan beri aklımdan geçen şeyi şu anda gerçekleştirme imkanı buldum ve uyguladım. Bu şekilde denize de girmek isterim ama aileler olduğu için bu mümkün gözükmüyor. Doğa gibi bende çıplağım bir süre bu şekilde güneşlendim. Sessizliği motorcu teknesinin gürültüsü bozuyor görünürlerde olmamasına rağmen denizdeki varlığı yetiyor. Aklıma yürümem gereken yol gelince mayomu giyerek denize girip bildiğim kadarıyla yüzdüm. Şimdiye kadar tarih itibarı ile en erken denize girdiğim tarih 10 Nisan 1998. Denizden çıkarak kurulandıktan sonra üzerimi giyip yola koyuldum. 16 30 da yola çıktım, tam bir saat yirmi dakika yol yürüdüm minibüse bineceğim yere kadar. Ayakta duracak halim kalmadı, tam on kilometre yol yürümüşüm, şu ana kadar. Saat 19 10 da Turgutlu lokantasındayım, son kez güveç yiyorum, yemek yedikten sonra saat 21 00 e kadar oyalandım, sahile çıktığımda cebimde sadece üçyüz bin lira para vardı. Bu para ile bir yere oturmam mümkün değildi. Rıhtımı son kez dolaştım, balıkçı kayıkları ile vedalaştım. Onlar beni bırakmak istemediler ama daha fazla kalamazdım. İleride tekrar görüşmek üzere diyerek oradan ayrıldım. Yatların yanından geçerken gorusmek uzere dedim ama dönüpte bakmadılar bile yüzüme havalarından. İlerideki yıllarda buraya yerleşmek ümidi ile. Saat 24 15 de otobüsün hareket etmesi ile Fethiye’den ayrıldık. Bir tatil daha böylece sona erdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 377
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 57
Ort. okunma sayısı
: 696
Kayıt tarihi
: 05.08.06
 
 

Türkiye'yi ve Türk insanını çok seviyorum. Dünyada bütün canlıların yaşam hakkı olduğuna inanıyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster