Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '18

 
Kategori
Tarım / Hayvancılık
Okunma Sayısı
51
 

Tarım Ürünleri İthalatı Çözüm Değildir

Tarım Ürünleri İthalatı Çözüm Değildir
 

Son yıllarda nedense tarımda karşılaşılan sorunları çözüyoruz adı altında tarım ürünleri ithalatı yapmayı bir çözüm politikası gibi alışkanlık haline getirdik. Bir zamanlar yağ bitkisi açığımızı kapatıyoruz. Buğday ve yem bitkisi üretimimiz yetersiz derken ithalat listemiz hızla kabardı. İthalat listemize yeni ürünler dâhil oldu. Dünya tarım ürünleri pazarında fiyatların sanki doğal süreci içinde oluşuyormuş gibi biz pahalıya mal ediyoruz dünya fiyatları düşük bahanesi ile hareket etmeye başladık. Kendi üreticimizi düşünmeden tüketicimizin sorunlarını çözüyoruz kanısına kapıldık. Uzak ülkelerden sağlıksız koşullarda gelen canlı hayvanları bile ülke içine sokmaya çalışan gemiler limanlarımızı doldurmaya başladı.
 
Kağıt üzerinde dünya pazarına ve tarım sektörüne baktığımızda sorunları ithalat ile sorunlar kolaylıkla çözüleceği zannedilir. Nitekim konuya sadece rakamlar çerçevesinde bakan çevreler sonuçta cebimize girene bakmalıyız. Fiyatlara ithalat yoluyla müdahale edersek stok yapanlar ve yüksek fiyatla mal satan aracılar zarar eder, bir daha ayni yolu izlemezler diye düşünür. Konuyu çok iyi incelemeye vakit bulamayan, ithalatın olası tehlikelerini önemsiz bulan, kısa zamanda sonuç görmek isteyen bir yönetici iseniz süslü sunuşlarda size gösterilen rakamlar inandırıcı gelebilir. Nede olsa kısa zamanda iyi bir kazanç sağlanıyor görüntüsü karşısında bu işin altında ileride ne çıkar, içerde ve dışarıda ne gibi çıkar çevreleri bu işi yönetiyor diye düşünmezsiniz.
 
Ama tarım sektöründe gerçekler çok farklıdır. Tarım doğaya bağlı, ekonomik olduğu kadar sosyal sorunlardan çok etkilenen bir sektördür. Kısa vadeli değil uzun vadeli ve sabırlı politikalar izlenmesini gerektirir. Bitkisel ve hayvansal üretim farklı özellikler taşır, ama birbirine bağımlıdır. Tarımsal üretimde girdiler üretimi ve pazarı etkileyen en büyük unsurlardır. Her ne kadar uluslararası anlaşmaları çerçevesinde tarımsal destekler engellenmiş görülse de ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre kurnazca yöntemler bulunarak ülkeler tarımlarına destek vermekten geri durmamaktadırlar. Dünyada oluşan fiyatlarda bir ölçüde bu desteklerin gölgesinde oluşmaktadır. Birde buna tarımın stratejik gücünü eline geçirmek isteyen ve pazarı yönetmek isteyen ülkelerin pazardaki oyunlarını eklerseniz ortaya daha düşündürücü tablo çıkmaktadır.
 
Bazı çevrelerce tarımda üretim açığını kapatmak ve ithalata son vermek için optimum işletme büyüklüğü yaratılmalıdır, tarımın sorunları bir şirket mantığı içinde çözüme kavuşturulabilir diye düşünülse de pratikte bugüne kadar hiçbir ülke bunu başaramamıştır. Belki başta yenidünya ülkeleri olmak üzere koloni kültürü ve sömürge bölgelerindeki yönetim ve mülkiyet politikaları çerçevesinde bazı ülkelerdeki büyük işletmeler bizleri etkilese de tarımda optimum işletme büyüklüğüne ulaşma ve tarımı endüstri haline getirme tezi başarıya ulaşamamıştır. Dünyanın bugünkü şartlarında başarıya ulaşma şansı da yoktur. Aksine dünyada çevrenin ve tarımın sorunları giderek artmaktadır. Şöyle çevrenize bir bakın tarıma büyük yatırım yapan kişi ve firmalar en ufak dalgalanmada sektörün zahmetini çekmemekte ve hemen tarımı ve bulundukları yöreleri terk etmektedirler.
 
Günümüzde dünya tarımını yönetmeye ve tekel olmaya çalışan çokuluslu şirketlerin izlediği bağımlılık yaratan ticaret politikalar ülkelerin gıda güvenliği için tehlike olarak görülmeye başlamıştır. İthalatın önüne geçmek devletiyle, özel sektörüyle, ilgili kooperatifleriyle topyekün bir strateji izlenmesi ile mümkündür. Tarımsal girdileri üreticiye rekabeti sağlayacak bir girdi politikası ile mümkündür. Üreticiyi temsil eden kooperatiflerin fiyat oluşumunda iç ve dış pazarda etkin roller üstlenmesi ile mümkündür.  Tarım ürünleri ithalatı çözüm yolu değildir. Tersine iç pazara zarar veren, üretime karar veren insanları olumsuz etkileyen bir uygulamadır.
 
Bugün dünyada tarımın en önemli avantajı aile işletmeleridir. Kriz dönemlerinde kendileri kadar ülke içinde güven veren üretim birimleridir. Ekonomik sorunlar kadar sosyal sorunlarında çözüm modelidir. Nitekim tarımda büyük ölçeklerde olmayan aile işletmesinin gücü ve etkisi BM tarafından kabul edilmiştir. Ülkeleri dışa bağımlılıktan kurtaracak bir yol olarak görülmüştür. Ülkelerin gıda güvenliği için aile tarımı desteklemek için 2014 yılı uluslararası aile tarımı yılı kabul edilmiştir.  
 
Gerçekten ithalatı sona erdirmek ve ihracat için avantajlar elde etmek istiyorsak girdi noktasında çözümler yaratmalıyız. Girdileri ülkemizde üreten, Ar-Ge gücüne sahip milli kuruluşlara sahip, girdileri üreticiye en uygun fiyattan ulaştıran bir yapı kurmalıyız. Bu yapı içinde kooperatiflerin etkili görevler üstlenmesini sağlamalıyız. Bitkisel ve hayvansal üretim yanında girdi üretimi ile ilgili birçok devlet kuruluşunu özelleştirirken ve kooperatiflerin gücünü azaltırken izlenen hatalı özelleştirme ve ticaret politikalarının ülkemizi bu hale getirdiğini, elimizde kalan birkaç devlet işletmesinin ve kooperatiflerin yaralarımızı sarmaya çalıştığını unutmamalıyız.
 
Tarım ürünleri ithalat politikasını çözüm olarak görmemeliyiz. Tarıma verilen zararın ülkenin gıda güvenliğini tehlikeye atacağını, ekonomik ve sosyal sorunlarının artmasına neden olacağını bilmeliyiz. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her alanda ÜRETİM olmadan başarı mümkün değildir. Ekonominin de can damarı yine üretimdir. Hatta eğitimde bile üretim olmadığından büyük çarpıklık yaşıyoruz. Anlamlıydı yazınız, slm..

Yalnıztürk 
 29.11.2018 10:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 416
Toplam yorum
: 86
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 762
Kayıt tarihi
: 19.02.10
 
 

Tarım, Gıda, Ormancılık, Çevre, Örgütlenme ve Proje konularında çalışmalarda bulunmaktayım. Öncel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster