Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
253
 

Tartışmalar ve ben

Tartışmalar ve  ben
 

Keşke durabilsem ve bu konulara hiç girmesem !
Bazı kavramları gerektiği gibi algılayıp anlamlandıramıyoruz, diye düşünüyorum. Onlara, kendi anlayışımıza göre alakasız diyebileceğimiz manalar yüklüyoruz. Burada, çağdaşlık ve medenilik kelimelerinden hali hazırda ne anladığımızı, bence ne anlamamız gerektiğini izah etmeye çalışacağım.

Çağdaş:Bulunulan çağın anlayışına, şartlarına uygun olan, çağcıl, modern, asri. (TDK)
Çocukluğumdan beri duyduğum asri kelimesi bizde; libası, geleneksel kıyafetimize benzemeyen, batılılar gibi giyinen kişi, anlamında kullanılır. "Modern" de öyledir. Bir insanın, çağın anlayışına ve şartlarına uygun olması için, sadece kıyafetini değiştirmesi yeterli midir? Kıyafetinden başka hiç bir şeyi değişmemiş insanların yaşadığı bir ülkeye nasıl çağdaş diyebiliriz? Bunu, her yönüyle gelişmiş, başka bir ülkeyle nasıl eş görebiliriz?

Ülkemin ilim ve bilim adamları, okumuş yazmışları, toplumumuzun akıl hocaları artık yukarıdaki soruların cevabını unutmuştur. Çünkü onlar; yurdumuzda bilimin, teknolojinin neden gelişemediği, sosyal refahın neden sağlanamadığı, milli gelirin neden uygun bir biçimde dağıtılamadığı konularında kafa yormayı bırakmışlardır. İşadamlarımız, ülkemizi tanıtıcı markalar yaratmak, bilim adamlarımız da, bunlara destek için projeler üretip, talepleri karşılamak gibi bir çaba içinde değildir. Fakat paylaştıkları ve ülke için büyük tehlike gördükleri müşterek bir dertleri vardır: Başörtüsü, yani türban !

"Sanki bu türban, ülkenin başına bir kabus gibi çökmüştür. Aydınlık ufuklarımızı zindana çevirmiştir. Seksen yıllık kazanımlarımızı yutmuş, istikbalimizi de karartmıştır. Ülkem; İran'ı, Arabistanı aşmış, Malezya' ya doğru yol almaktadır. Böyle giderse, uzakdoğuda bir tsunamiye yakalanmamız işten bile değildir."

"Kimbilir bu türbanın arkasından daha neler gelecektir? Biz başörtüsüne karşı değiliz. Annem de başörtüsü takıyor. Anamın, bacımın taktığı örtüye nasıl karşı olabilirim. Ben siyasi simge olan türbana karşıyım."

Siz bir fırsatını bulup, "madem annelerin, bacıların başörtüsüne karşı değilsiniz o zaman; sınav kazanmış genç kızlarımız, başlarını onlar gibi bağlayıp üniversiteye girsinler." derseniz; " hık...mık, ben öyle bir şey demedim, kamusal alan, Anayasa Mahkemesi, AİHM. kararları... " vs.vs. gibi yeni açılımlarla karşılaşırsınız.

Onlara YÖK yasasının ek 17 maddesinin halen yürürlükte olduğunu, (1) Anayasa Mahkemesi'nin bu madde için yazmış olduğu gerekçeli kararın, bir yasa hükmü gibi değerlendirilemeyeceğini, AİHM'nin türbanı yasaklayan bir karar almadığını, ne kadar yırtınsanız da anlatamazsınız.

Çağdaşlık denilen kavram; üretimden tüketime, sanayileşmeden refaha, telefondan otomobile, televizyondan bilgisayara, evlerimizden çevremize, sosyal hayatımızdan anlayışımıza kadar her şeyin, "uygar ülkelerle benzer olması" anlamına geliyorsa biz, niçin sadece türbana takılıp kalıyoruz? Çağdaşlığı niçin başka kriterlerde aramıyoruz?

Dokuz milyon işsize iş bulduk, en düşük memur maaşını binbeşyüz lira yaptık, asgari ücreti bin liraya çıkardık, fukaramızı iftar çadırına muhtaç olmaktan kurtardık, okullarımızın, hastanelerimizin, yollarımızın, şehirlerimizin alt ve üst yapılarını tamamladık, toplumumuzu refaha kavuşturduk ta sıra, başörtüsünü kaldırmaya mı geldİ?

"Bugün onlara fırsat verirsek, yarın bizi de örterler. Onlara bu fırsatı vermeyelim. Göz yumarsak arkasından çarşaf, cübbe ve sarık ta gelir." Bu iddiaların hiç bir mantığı yoktur. Toplumun bir kesiminin kendi keyfi için, öteki kesimine eziyet vermeye hakkı olmamalıdır. Demokratik devletler, kurumlar veya demokrat insanlar, kimin ne yiyeceğine ve ne giyeceğine dair kararlar alamazlar. İnsanların giyim kuşamına karışamazlar. Biz hariç tabi...

Medeni: " Kentlileşmiş, kırsallıktan kurtulmuş, uygar" (TDK) (2)anlamına geliyor. Ne kadar medeni, yani kentli olduğumuzu görebilmek için, çok uzun araştırmalar yapmaya gerek yoktur. Şehir trafiğine girdiğimizde, teneffüsteki bir okulun önünden geçtiğimizde, otobüse bindiğimizde, hastahaneye veya devlet dairesine gittiğimizde, hatta yaya geçidinden geçmeye kalktığımızda; ne kadar medeni olduğumuzu anlayabiliriz ! Peki bütün bunların; akil adamlarımız, bilim ve ilim dünyamızın mümtaz şahsiyetleri için, niçin hiç bir önemi yoktur da, sadece başörtüsünün vardır?

Başörtüsü karşıtlığının veya yasağının bilimsel, sosyolojik ve rejimsel bir yanı olmadığını ısrarla iddia ediyorum. Bu karşıtlığın çağdaşlık, uygarlık ve medeniyet adına yapılması katıksız bir cehalettir. Demokrat olamamış zihinlerin ürettiği bir paranoyadır. Görüyoruz ki, başörtüsü takanlar da, en az takmayanlar kadar, cep telefonuna, otomobile, modaya, takıp takıştırmaya, süslenip püslenmeye, meşhur yerlerden alış veriş yapmaya, ünlü şarkıcıları seyretmeye meraklı ve meyillidirler. Bu konularda türbansızlardan hiç geri kalır tarafları yoktur. O zaman mesele nedir? Bu örtü, çağdaşlığın neresine ters düşmektedir?

Bu direnişe karşı söyleyebileceğim en mantıklı şey, kadınların tamamı örtünürse, erkeklerin göz zevkinden mahrum kalacakları korkusudur. Artık kadınların ipek gibi uçuşan saçlarını, göğüs dekoltelerini, kollarını ve bacaklarını rahat rahat göremeyeceklerinden duydukları ürpertidir. Bunun, makul, savunulabilir ve mantıklı bir tarafı vardır. En azından yasağa-karşıtlığa, anlaşılabilir bir gerekçe olmaktadır. Zira ötekiler, denize bile örtülü girerek bütün göz zevkini iğdiş etmektedir.

Burayı hariç tuttuğumuzda ise, "size ne elin kadınının-kızının giyinminden kuşamından? Sizi ne ilgilendirir kimin örtünüp, kimin açınacağı?" deme hakımız vardır.

Örtünmeye karşı olan kadınlar, kendilerinde gördükleri bu hakkın, en az kendileri kadar, açınmaya karşı olanların da hakkı olduğunu unutmamalıdırlar. Muhataba bakışın, bizim için geliştirilen tavrın belirleyicisi olabileceğini akıldan uzak tutulmamalıdırlar. Zıt kutuptaki bayanlar fikirlerini, "örtünmeyen kadınlar kadar, açınmayan kadınların da hakları vardır." diye değiştirmelidirler ki, demokrat olabilsinler. Hem demokrasiden bahsedip, hem de çok özel ve üstün olduğu vehmiyle, başka insanların haklarını yok sayan zihniyeti kınıyorum.

Bu yazdıklarımın bir geçerliliği yoksa o zaman; başörtüsü karşıtlığının altında, doğrudan dile getirilemeyen bir başka hesap olmalıdır. Buna, açıkça itiraf edilemeyen bir "islam" karşıtlığı denilebilir mi? Bilemiyorum.

(1)- YÖK Yasası Ek 17. Madde: " yürürlükteki yasalara aykırı olmamak kaydıyla üniversitelerde kılık kıyafet serbesttir."
(2)-TDK:Türk Dil Kurumu, Türkçe sözlük.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tesbitleriniz çok doğru.Çağdaşlık,kılık kıyafetle olmaz.''Kafa'' ve ''Kafanın içi'' de mühimdir.Bunu anlayabildiğimiz an,milletcek mesut oluruz.Benim anam da  başörtüsü takar.O da sokakta.Eve misafir geldiğinde,tanımadığı dahi olsa erkek-kadın farketmez,başı açıktır.Bütün analarımız gibi.Gel gör ki,sırtını bir partiye dayamış olanlar,nohut bulgur nereden geliyorsa,oraya bel bağlayıp,başlarının örtülerini daha da sıkılaştırıyorlar.Her devirde din istismar edilmiştir.Bunun önüne geçecek ''Atatürk'' kanunları çıkarılırsa, ortalık: ''Şıp'' diye durulur.Saygı ile..

Muzaffer Cellek 
 19.09.2007 16:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 686
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster