Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '13

 
Kategori
Doğal Tedaviler
Okunma Sayısı
411
 

Taş.. Taş.. Taş... Şifalı Taş

Taş.. Taş.. Taş... Şifalı Taş
 

“Ve sizin için yeryüzünde çeşit çeşit renklerde başka şeylere de vücut vermiştir.Bütün bunlarda, düşünüp ibret alacak bir toplum için elbette bir mucize vardır (Kuran-ı Kerim, Nahl suresi,ayet 13)


Aslında yeryüzünün binlerce yıllık tarihinde etkileri bilinen ve enerjilerinden yararlanılan taşların şifalı özelliği son bir iki yüzyıldır unutulmuş gibi gözükürken,  günümüzde yeniden keşfedilmeye ve kullanılmaya  başladı.

İyi de etrafımızdaki  her taş şifalı mı? Ya da nasıl özellikte taşlara şifalı diyebiliriz?

Öncelikle bilmemiz gereken o ki taş demek aslında toprak demek, toprak demek ise yer kabuğu demek. Yer kabuğu yüz milyonlarca yıl önce güneşten koptuğu iddia edilen dünyamızın soğuyan dış yüzeyi.  Ancak soğurken, dünyanın merkezine çekilen ve halen en az bin derece sıcaklıkta olduğu sanılan dış çekirdeğindeki  ateşi tamamen kapatamamış, yeryüzünün bir çok bölgesinde  bu ateşin kendini yeryüzüne çıkabileceği kanallar bırakmış. Bu kanalların üstündeki yer şekillerine  ise bizler yanardağ, volkan diyoruz.

Dünya geneline yayılmış olan bu volkanik bölgelerde meydana gelen patlamalar sonrası etrafa yayılan magma tabakası rüzgar, güneş ve yağmurun etkisi ile soğumakta ve dış yüzeyi sertleşerek kaya veya kayaç tabakaları haline gelmektedir.

Magma soğurken içinde bulunan gazlar sıvılaşmakta ve hava ile teması kesilen bir su damlası halinde magmanın içinde birikmeye  ve o bölgenin toprağında bulunan demir, bakır, krom, kalsiyum, silisyum, magnezyum, vb.. çeşitli elementlerle etkileşime girerek mineralleşmeye ve renklenmeye başlamaktadır.  

Genellikle iki element’in bileşiminden oluşan minerallerin temel özellikleri; doğal, katı, homojen, , düzenli atom dizilimine ve belirli bir kimyasal bileşime sahip olması, inorganik olmasıdır.

Yerkabuğundaki minerallerin büyük grubu kayaç yapıcı mineraller olan silikatlardır. Silisyum ve oksijen elementlerinin birleşimi olan Silikatlar yerkabuğunda var olan minerallerin %90'ını oluşturmaktadırlar. . Silisyum ise hepimizin bildiği gibi kumun ana maddesidir.

Yer kabuğunda 3000’den fazla mineral bulunmaktadır, bunların yaklaşık 100-200 tanesi değerli ve yarı değerli taş olarak kabul edilmektedir.

Minerallerin taş haline gelmeleri ise kristalleşmeleri ile mümkün olabilmektedir. Kristaller, yapıtaşları üç boyutlu, düzenli bir geometrik dizilim gösteren homojen nitelikteki katı maddelerdir. Kristalleşme   üç kenarlı, dörtgen, paralel kenar ve altıgen gibi düzlemsel yapılarla oluşur.Taşların bu oluşum süreci milyonlarca yıl sürmektedir. Bazı taşlar ise bu süreçten farklı olarak toprak altında fosilleşme ile oluşabildiği gibi (örneğin, kehribar), mercan ve inci gibileri de  hayvansal organizmalardan oluşmaktadır.

Bu oluşum sürecinde taşlara şifa özelliği veren hem toprağın içinde bulunan element ve mineraller hem de yerin altında oluşan çeşitli volkanik hareketlerin açığa çıkardığı jeotermal enerjileri bünyelerinde toplamalarıdır.. Tıpkı yediğimiz meyve ve sebzelerde olduğu gibi.

Aynı varlık bütünlüğün bir parçası olarak biz insanlar da bir mineraller bileşiği değil miyiz? Bedensel ve ruhsal sağlığımız için bu elementlerin kanımızda ve organ hücrelerimizde belli oranlarda yer alması gerekmektedir. Hastalıkların da minerallerin eksikliğinden ve enerji dengesizliklerinden kaynaklandığını biliyoruz.

Taşların mineral yapılarında bulunan elementlerin bileşimi ve yüklenmiş oldukları jeotermal enerjiler insan vücudunun aura alanına girdiğinde ya da ten ile temas ettiğinde girdiğinde hem fiziksel bedenimizin eksiği olan bazı mineralleri tamamlanmasına destek verebiliyor hem de enerjiyi dengeliyorlar.Mineraller tamamlandıkça ve enerjimiz dengeye kavuştukça bizlerde canlanıyor ve kendimizi daha iyi hissediyoruz.

Hasan Kocabaş,Şifalı Taşlarla Sağlıklı Yaşam kitabında taşların şifalandırma görevini aşağıdaki gibi tanımlamış.

“Taşlar ise üç görevi birden yapıyorlar. Bir yandan bünyelerindeki mineral değerlerin enerjisini doğrudan fiziksel,eterik ve ruhsal bedenimize aktarırken, diğer yandan dış alemden bedenimize ulaşan enerjilerin büyük bir kısmını topluyor, süzgeçten geçiriyor ve bedenimize elenmiş olarak aktarıyorlar. Üçüncü olarakta bedenimizdeki olumsuz enerjileri emip ya olumluya çevirerek bedenimize iade ediyorlar, ya da dış aleme aktarıyorlar..... Taşıdığımız taşlar yaydıkları enerjiyle hem dıştan gelecek enerjilere karşı kalkan oluşturmamıza yardım edecek, hem de iç enerjimizi düzene sokacaktır.”

Taşların iyileştirici etkileri pozitif bilimlerde kullanılan deney yöntemleri ile e bilimsel olarak ispatlanmış olmasa da tecrübelerle görülerek kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

“Doğal taşların şifa enerjileri hakkında bilgiler, Mısır tabletlerinden elde edilen verilere göre, yaklaşık olarak 200 bin yıl öncesine hatta daha da önceye, Atlantis ve Mu uygarlıklarına kadar uzanıyor.
Günümüzde, onkolojide kanser hastalarına, doğal bir taş olan “selenit” içerikli vitaminler veriliyor.Diş ve diş eti hastalıklarına iyi gelen, diş macunlarında kullanılan “fluorid” de aslında doğal bir taş.”
( Nilgün Sözer,Taşların Gizli Dünyası)

Yukarda değindiğimiz  yapıları nedeniyle her taşın ayrı bir özelliği vardır ve farklı sağlık sorunlarına iyi gelmektedirler.Bu taşların şifalandırıcı özelliklerinden  takı olarak takarak, evde bulundurularak ya da sürekli üzerimizde taşıyarak yararlanabiliriz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 176
Kayıt tarihi
: 26.01.13
 
 

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunuyum. İstanbul'a döndükten sonra branşım doğru..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster