Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '12

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
972
 

Tasarruf ve yaşam yaklaşımları,

Bazı insanlar parayı kazanınca hemen harcar, bazıları sonrası için biriktirir. Kişiler para harcamada farklı davranış içinde olabilir.

1. "Kazandığını Harca" Ve “Para Önemli Değil”  Yaklaşımı

Parayı harcayanlar, yaşamdan hoşlanmanın esas olduğunu ve para harcamanın ayrı bir haz verdiğini belirtmektedir. Seyahatlerle yeni yerleri, farklı kültürleri görerek bilgi elde etmek, yaşamdan zevk almak, gerginliklerden uzaklaşmak ve taze enerjiyle işe dönmek mümkündür.

Kimse satın almazsa ekonomi canlanmaz. Ekonominin canlanması, alışverişin artması için bazı ülkelerde faiz oranını hükümetler veya yetkili finans kuruluşları düşürmektedir.

Hep tasarruf yapan, bugünü yeterince yaşayamayan kişiler yarın bakıyorsunuz bir kazada ölüyor. Herkes fanidir.

Benzer görüşlere sahip, parayı önemsemeyen bu insanlar çoğunlukla müzik, tarih, felsefe, psikoloji, iletişim  gibi konularla ilgilenir. İhtiyaçlarını karşılamaya yeterli parayı mutlaka kazanacaklarına inanırlar.

Onlar paranın dışında başka zenginlikler olduğunu düşünürler.

Bu kapsamda;

a. İstediği yerde yaşamayı, sevdiği işi yapmayı ve böylece yaratıcı niteliğini daha etkin kullanmayı,

b. Kuvvetli aile bağlarına sahip olmayı, eşi ve çocukları ile birlikte yaşamayı,

c. Boş zamana sahip olabilmeyi ve bunu istediği gibi kullanmayı zenginlik olarak görmektedirler.

2. “Kazandığından Az Harca”,  “Harcadığından Çok Kazan”  Ve “Az Daha Çoktur” Yaklaşımları                                                                                                                      

 “Kazandığından Az Harca”  tutumlu yaşamayı, masraflarda ölçülü olmayı, daha az tüketmeyi ve daima artıda kalmayı önermektedir.

Gelirden daha az harcanması esastır. Sık sık eğlenceye gidilmesi, sigara, içki içilmesi, dışarıda yemekler yenmesi ve  pahalı elbiseler alınmasının  kişi ve aileyi uzun dönemde aşırı harcama tuzağına düşüreceği ve borçlandıracağı vurgulanmaktadır. Tasarrufta zor olan kısım ihtiyacı ve arzuyu ayırt etmek ve ihtiyaç dışı isteklere  engel olarak gereksiz alışverişleri önlemektir.

“Harcadığından Çok Kazan”yaklaşımında kişinin daha aktif davranarak aklını “Çok kazanma” üzerine çalıştırma çabası vardır.

Bu yaklaşım, “Tasarruf et,  kazandığından az harca” fikrinin devamlı tekrarlanmasının  kişide oluşturacağı psikolojik zorlamaları aşmak istemektedir. İhtiyaçlara ilave olarak istediklerini, hoşuna gideni satın almayı sevenler “Harcadığından daha çok kazan” görüşünü öne çıkarmaktadır. Bu görüşteki kişiler, esas olarak “Gelir eksi Gider” dengesinde artıda kalabilmenin önemine inanmaktadır.

“Az Daha Çoktur” Yaklaşımı ve Tasarruf

Mimarlıkta ve mobilya tasarımında daha çok kullanılan bu yaklaşım günümüzde bir yaşam tarzını yansıtan ana fikri temsil etmektedir.

Az daha çoktur” Japon anlayışına göre, insanı küçük evlerde yaşarken dinlendiren dolu alan ve çok eşya değil, boş alandır, minimalizmdir.

Az varlığınız varsa endişeniz azdır. Aracınızı, otomobilinizi, bisikletinizi, teknenizi  çalışır durumda tutmak, korumak masraflıdır ve sizi endişeli yapabilir. Yaşamınızı sadeleştirmek endişelerinizi azaltır.

Yaşama katma değeri olmayan şeyleri satın almaya gerek yoktur.

Bunlar az sayıda ve yaşamınıza katkıda bulunan eşyalar olsun. Çok eşya göz yorgunluğu oluşturur.

Yaşama böyle bir yaklaşım, Dünya kaynaklarını gerektiği kadar tutumlu kullanmayı, yaşamınızda önemli olan aile, arkadaş ve topluma katkınızın mutluluğunuzu artıracağı, aşırı tüketimin getirdiği olumsuzluklardan sizi kurtaracağı tezine dayanmaktadır.

Çoğun işlerde uygulanan Pareto kanunu “Az Daha Çoktur” yaşam tarzında geçerlidir. Yaşamınızda en önemli %20 değerleri dikkate alın, onlar önemlidir ve kararlarınızı etkilerler. Kalan %80 önemsiz olabildiğinden daha az önem verebilirsiniz.

Yaşam gerçekte basittir fakat biz onu karmaşık yapmakta israr ediyoruz. Konfuçyus

3. Görüşlerin Karşılaştırılması

“Kazandığını Harca”  Ve “Para Önemli Değil”görüşüne gençken çok sayıda insan katılır. Ancak yıllar geçip gittiğinde kişi yaşlanır. Hatta günümüzde ellili (50) yaşlardayken  yirmibeş-otuz (25-30) yıldır çalışıyorum. Ne elde ettim? sorusunun cevabı aranmaktadır.

Yaşlılıkta sağlık sorunlarınız oluyor, enerjiniz artık yetmiyor, çalışamıyorsunuz ve para kazanamıyorsunuz. Geliriniz yoksa yaşam kaliteniz birden düşüyor. Bu durum istenmez.

“Kazandığından Az Harca”  “ Harcadığından Çok Kazan” Ve “Az Daha Çoktur”  görüşleri “Gelir eksi gider” dengesinde daima artıda kalmayı hedeflemektedir ve birbirine yakındır.

İçinde yaşadığınız tüketim toplumu, yakın arkadaşlarınız ve televizyon yayınları sizi olumsuz olarak  etkilese de, herkesle herbir şeyi birlikte yapmak zorunda değilsiniz.

Paranızı harcamaktan birinci derecede siz sorumlusunuz. Harcamalarınız için bir sınır koyduktan sonra daha uzun dönemi düşünme olanağını bulursunuz.

“Bu faaliyete katılmaya gücüm yetmez.” demek zorunuza gidebilir. Ancak bunu yaparak kendinize karşı dürüst olur ve olanaklarınıza uygun, borçsuz yaşam tarzını devam ettirebilirsiniz. Gelen borçları ödeme güçlüğünün getireceği psikolojik zorlanma yerine ölçülü hareket etmek daha iyidir.

Bu üç davranışta tasarrufa imkan vermektedir. Aşırı biriktirme tutkusu kişiyi cimri yapar ve tavsiye edilmez. Uygulanması tavsiye edilen “Çok kazanmak, az harcamak, ileriyi düşünerek yatırım yapabilmektir”.

Zengin kişilerle çalışan ve davranışlarını gözleyenlerin önemli bir kısmı; “Zengin kişilerin kazandıklarından daima çok daha az harcadıklarını, tasarruf ve yatırım konusunu  önemsediklerini” ifade etmektedir.

Kazanç ve zenginlik birbirini takip eder mi? sorusunu cevaplayalım. Bu sorunun cevabı çok kazanıp, kazancınız kadar harcıyorsanız; "Hayır" olur. Zengin olabilmek için harcamanız, kazancınızdan çok çok  az olacak ve “Gelir eksi Gider” yönünden hep yüksek miktarda artıda kalacaksınız.

Çok para kazanan insanlardan bazı film yıldızı, müzisyen, futbolcu ve basketbolcuların daha sonra iflas etme nedenleri; çok harcamaları, yanlış yatırım yapmaları ve paralarının danışmanlar tarafından çalınması gibi sebeplerdir. Onların “Gelir eksi gider” farkının artıda kalmasına dikkat etmeyişleri sonuçta iflası getirebilmektedir.

4.  Mutlulukta Paranın Rolü

Kişinin yaşaması, hür olması ve mutluluğu araması temel haklarındandır. İnsanlar sağlıklı ve mutlu olmak isterler.

Kişi ve ailelerin giyim, ev, gıda ihtiyaçları vazgeçilemez ihtiyaçlardır. Bu temel ihtiyaçları karşılayan gelirleri mutlaka olmalıdır. Olmazsa fakir sınıfına girerler. Geliri çok az olan insanlar günlük yaşamını devam ettirmek için zorlanır.

Zamanla para kazanmaya başladıklarında temel ihtiyaçlarını karşıladıklarından mutlu olurlar. İnsanları fakirlik çizgisinden çıkaran ve orta sınıfa geçmelerini sağlayan gelir şarttır.

Bir kişi düşünelim, para kazanamıyor veya  kazandığı miktar temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Yeterince beslenemiyor, giyinemiyor, sağlığı iyi değil. Bu kişi mutsuzdur. Fakirlik, sefaleti ve mutsuzluğu davet eder.

Para, gelir olarak örneğin  yaklaşık yıllık kazanç 150binTL’ye kadar, kişi ve aile mutluluğuna yoğun katkıda bulunmakta, daha büyük gelirler elde edilmesi durumunda bu ilave gelirlerin  mutluluğa katkısı daha az olabilmektedir. Başka bir ifadeyle “Daha çok para= Daha çok mutluluk”  denklemi belirli bir miktarda para için ve önem verilen ihtiyaçlar karşılanana kadar geçerlidir.

Eskiden buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve televizyon sahibi olmak mutluluk sebebiydi. Şimdi güzel bir evinizin olması, aracınızın olması yine mutluluğunuzu artırmaktadır. Ancak belirli bir noktadan sonra bu satın almalarda doyuma ulaşıldığından paranın satın alabildikleriyle duyulan mutluluk azalabilmektedir.

İkinci (2.) Dünya savaşından sonraki yıllarda ABD ve Japon halkının gelirleri üç kattan daha fazla büyümesine rağmen istatistiklere göre mutluluk yüzdeleri fazla değişmemiştir.

Bunun sebebi ihtiyaçlar ve beklentilerin artmış olmasıdır. Bu durum, Mutluluk= Maddi refah/Arzu tanımını yaptırmıştır.

Belirli bir yıllık gelirden sonra sosyal yaşam kalitesinin yüksek olması, yaşanılan semt ve şehirden duyulan memnuniyet,  arkadaş ve dost ilişkilerinin iyi olması, kişinin evliliğinden hoşnut olması mutluluğunu  olumlu etkilemektedir.

Özellikle mesleğine ilişkin işle uğraşıp, uzmanlaşmak, değerli bir çalışan olmak, işinde başarılı olup para kazanabilmek kişiyi mutlu edebilmektedir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1796
Kayıt tarihi
: 14.10.12
 
 

Elektronik Y.Mühendisiyim. Teknik alan dışında Tasarruf ve tutumlu yaşam, Kişisel Finans Yönetimi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster