Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '18

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
62
 

Tasavvuf, Mutasavvıflar

Muhammed(sav) buyurdu, herkesin anlayışına göre hitap edin. Kendisi dahi, her sahabinin haline göre konuşurdu. Soru soran genç ise farklı cevap yaşlıysa farklı cevap verdiği de olurdu. Yine, Ebubekir(ra) ile konuştuğu ilimleri kabiliyeti ve kapasitesi olmayanlara anlattığını söyleyemeyiz, hakeza Ali(ra) için de öyledir.

İşte, tasavvuf, kapasitesi olan kişilere ehlullahın manevi ilimlerini hem kalpten kalbe hem sözlü olarak aktarmasıdır. Ne var ki, bazı mutasavvıflar başkaları da faydalansın diye açıktan tasavvuf ilmini sarf etmeye başlamıştır, yanlış anımsamıyorsam Şibli bunu yapan ilk kişidir.

Aynı şekilde Kuran dahi içinde nice ilimlerin gizlendiği hazinedir, her kişi ondan seviyesine göre ilim alır. Mevlana, her ayetin yedi manası olduğunu söyler.

İnsanlar soruyor, bu keramet sahabilerde peygamberde böyle yoktu, bu tasavvufçularda nasıl oluyor? Dememiz lazım ki, sahabi evliyalardan yücedir, onlardan da kerametler çok görülmekle beraber dinimizde keramet araçtır, dahi güneşin olduğu yani mucizelerin olduğu o çağda kerametin yani yıldızların değeri olabilir mi?

Yine soruyorlar, bu ehlullah insanların halini bilir mi? Muhammed(sav) buyurdu, müminin ferasetinden sakınınız. Onlar Allah’ın nuru ile bakar. Dikkat ederseniz, hep ehlullah dedik, zira her mümin zaten Allah dostudur. Ancak, dünya ve ahiret telaşından sıyrılıp yalnız Allah ile olan yani, nurani ve zulmani perdeleri aşanlar ehlullahtır. Her kul ile Allah arasında nice perdeler vardır, bunlar sanıldığı gibi sadece zulmani değil nuranidir de.

Bir insan melekleri görse takılıp onlara bağlanasa Allah’ı amaç edinmediğinden düşer. İbrahim Hakkı kitabında der ki, birçok keramet verilir, hiçbirine aldanmamak gerekir bunlar imtihandır, bitkilerle konuşma, hayvanlarla konuşma verilir diyor, ama bunlara takılmamak gerekir.

Dolayısıyla, tasavvuf islamın içindedir, ancak sadece layık olanlar yani Allah’ın seçtiği kullar bu ilme vasıldır. Dolayısıyla, her müslüman bu yola girmek zorunda olmadığı gibi, herkesin davet edilmesi de doğru olmaz. Nitekim, sahte kişilerin hatta Yahudi ajanlarının tasavvuf görüntüsü ile müslümanları aldattığı da tarihi vakalardandır. Dolayısıyla, değerli hazinelerin sahtesinin çok olduğu gibi bu ancak Allah vergisidir, manevi bir yoldur, zahiri ispatı mümkün olmasa da Muhammed(sav) den sahabiye, onlardan da günümüze gelen bir ilimdir. Şeriat ilminin ötesindedir. Allah dilediğini seçer vesselam.

Neden eskiden bu veliler çoktu da şimdi yok veya çok az diyorlar? Bilmek gerekir ki, asıl amaç islamın özüdür, şeriat dediğimiz kurallarıdır, Allah’a kulluktur. Amaç, keramet gibi haller değildir. Allah’ın hikmeti gereği her ölen ehlullahın yerine birisi geçmektedir ne var ki yaşadıkları çağa göre işlerle uğraşırlar, bunların manevi sır ve işlerini diğer insanlar anlamadığı gibi onları tanımaları da mümkün değildir, bunların dünyayı kurtarmak müslümanları kurtarmak gibi bir vazifesi yoktur, ancak Allah’ın işlerindeki hikmeti bilirler. Allah ise bunlara sırlarından öğretir, nice ilimler verir, dualar ilham eder o dua hürmetine dünyadaki dengeyi muhafaza eder. Mesela, dünyaya islam hakim olacaksa ona göre bunlar vazife alır. Bu bahsettiğimiz ehlullah Hızır ile bağlantılıdır ki bunların dışında da çeşit çeşit farklı farklı ehlullah vardır.

Tasavvufta, asıl amaç yaradılışına uygun en iyi şekilde kulluğun yerine getirilmesidir ki bu da Muhammed(sav) gibi bir hale bürünmekledir esasında zira en kulluğu makbul ve şerefli olan O(sav)ndan başkası değildir. Mevlana der ki, ilahi aşıkların dışındakiler büluğa ermemiştir. İşte, aşk mezhebinde yani hakikatte bu böyledir. Şeriat, tarikat, marifetten sonra hakikat ilmi gelir. Nasıl ki, büyükler çocuklara merhamet eder, kolay kolay kızmazsa, onları yetiştirirse, bu zatlar da halkı çocuk gibi sayar, cehaletlerini hatalarını görmezden gelir, onlara doğruyu gösterir.

Şimdi, bizim mesafe sandığımız uzaklıklar sakladığımız kötülükler onlar için saklı gizli olmaz. Çünkü, Muhammed(sav) nasıl ki, Bilal Habeşi(ra)nin başına geleni haber ettiyse, bu manevi ilim dediğimiz keşif keramet de elbette ehlullahta da olacaktır. Ancak, bunlar insanın istediği için değil Allah’ın vermesiyledir, şımaranlara verilmez. Bir insan kerametlere erse de imtihan edilmeye devam eder ancak onun imtihanı diğerlerinden hem ağır hem zor olur zira Allah herkesin ilmine ve kapasitesine göre yük vereceğini Kuran’da bildirir. Muhammed(sav) buyurdu, mümine belalar gelir gelir, ta ki kusursuz hale gelsin. Mevlana der ki, kilimi dövenin maksadı tozunu almaktır vesselam.

Nihayet, tasavvuf islamın özüne göre yaşamak, islamı doğru yaşamaktır. Kibir, riya, bencillik, hırs, hased gibi kötü huylardan kurtulmanın yanında, nefsi de bunlardan kurtarmak amaçtır. Bunun için de dünya hayatının eğlencesine kapılmamak, dünya malına sevgi duymamak gerekir ki, bunlardan kurtulmak da ancak nasip meselesidir. Allah ise dilediğine hidayet verir vesselam.

Muhammed(sav)in yaradılması ile Allah bize örneğimizi göstermiştir. Dolayısıyla, O(sav)nun gibi yaşayanlara da elbette bazı güzellikler tattırılabilir. Kuran’da der ki, kıyamete kadar içinizden nasihat verenler gelecektir.

Ayrıca, Allah sadece peygamberler göndermez, komutanlar da gönderir, bunlar peygamber değildir, ancak, Allah’ın ilim verdiği kimselerdir.

Bazıları çıkmış, biz büyük cihaddayız diyor. Halbuki, Resulullah(sav) savaştan dönerken, büyük cihada yani nefsimizle cihada dönüyoruz dedi. Nefsiyle cihad ederken diğerine de katılan peygamber(sav)e bunların hali uymuyor. Tasavvufta ölçü peygamber(sav)dir, O(sav)nun yaşantısı ve hadisleridir.

Sahabi nasıl ki, farklı mizaçta ve derecede idi ise ehlullah da öyledir, birbirine benzemeyebilir.

Her şeyi akıl ile açıklayacağını sanan müslüman bana Allah’ın boyasıyla boyanmak ayetini maneviyatsız sadece akılla izah ederse ben de tasavvufu sadece akılla açıklarım. Büyük mutasavvıflar Muhammed(sav) gibidir, insanlara faydaları çoktur ama insanlar onlara çok eza verirler ki bu da onların mertebelerini yükseltmek içindir. İnsanların en olgunu en alimi, Muhammed(sav)dir. Dolayısıyla ehlullah da O(sav)na benzemekle O(sav)na uymakla olgunluğu derecesi anlaşılır. Başına gelen işlerde Muhammed(sav) gibi davranmasıyla anlaşılır. Muhammed(sav) sanıldığı gibi kabuğuna çekilen değil, her günü mücadele ve sabır tahammül ile geçmiş, hakikati anlatmakla, insanların seviyesine inmekle geçmiştir. Bir öğretmen olarak, komutan olarak, eş olarak, dede olarak, tacir olarak, devlet idarecesi olarak, siyasi, dini, askeri yönlerden hayatını örnek almamız mümkündür ki en önemlisi kulluğu meleklerin dahi gıpta ettiği haldedir.

Mutasavvıflardan bazısını örnek olması sebebiyle burada anıp geçeceğim, Cüneydi Bağdadi, Beyazıdi Bestami, Hasan Harakani, Ahmed Yesevi, Hacı Bektaşi Veli, Mevlana Celaleddini Rumi, Hacı Bayramı Veli…

Allah buyurdu, Oku! Muhammed(sav) buyurdu ilim müminin yitiğidir. Her müslüman kadın olsun erkek olsun dinini öğrenmekle ve dünya ilimlerini de öğrenmekle mükelleftir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 82
Kayıt tarihi
: 08.04.13
 
 

Anadolu kültüründeniz efendim! Merhametli ama kötülüğe karşı keskin kılıncız. İnsanı nedir insan ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster