Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '17

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
181
 

Tasavvuf Festivali

Tasavvuf Festivali
 

M.Haluk Yalçınkaya Tutku Karca Hakan Ziya, Eda Sürmeli


Bursa evliyalar şehri olarak adlandırırsam yanlış olmaz, yaptığım araştırmaya göre bilinen ortalama altmış evliya Bursa'da yaşamış. Günümüze kadar kimse bu önemli konuyu gün yüzüne çıkarmadı ya da ilgilenmedi. Bu yüzden, Yedi Vilayet Kısa Film Festivali’ne, ilk Tasavvuf Festivali diyebiliriz. 2016'da düzenlenen 69.Cannes Film Festivali’nde "Gabra" adlı kısa film "Short Film Corner"a seçilmişti. 2017 yılında ise, Hakan Ziya ve Tutku Karaca'nın oynadığı "Önyargı" isimli kısa film 70.Cannes Film Festivali’ne katıldı, başarılar dilerim "Terkip" isimli kısa film 2017’de Los Angeles Cine Fest Film Festivali’nde yarı finalde.

Ördekli kültür Merkezi’ndeki; Festival Yapımcısı Eda SÜRMELİ, "Gabra" ve "Önyargı"  kısa filmleri Oyuncusu  Tutku KARACA ve Gastro Akademi Yönetim Kurulu Başkanı ve "Önyargı" Oyuncusu Hakan ZİYA  ile sohbetimi siz değerli okurlarım ile paylaşıyorum.

Haluk Yalçınkaya : Eda, Bursa'ya hoşgeldin. Biraz kendiniz den bahsedermisin. Eda Sürmeli kimdir ?

Eda Sürmeli : Aslında aslını aramaya çıkan bir yolcu diye tanımlayabilirsin… 36 yıllık hayatımı özetlememi istiyorsan biraz hızlı, biraz tutarsız, biraz iyi biraz kötü herkesinki gibi yani. İzmirliyim, mesleki deneyimim koreograf olarak geçirdiğim 13 yıllık bir mazinin ardından, arkadaşlarımın tabiri ile üretici bir yapımcıymışım… Moda tasarım mezunuyum, şuan hala okuyorum 2. Üniversite eğitimimi sosyoloji üzerine yapıyorum. Sanırım ömrüm boyunca da okuyacağım. Bir şeyler karalamayı seviyorum, hayallerimi paylaştığımdaki aldığım eleştiriler beni geliştiriyor ve zamanla değil deneyim ile geliştiğimi anlıyorum. 2 uzun metraj ve birkaç tanede kısa film senaryom var. Şirketimizin creative bölümündeki elemanlardan biriyim, üretmeyi ürettiğimizi uygulamayı seviyorum. İçinde iyilik olmayan hiçbir şeyi üretmekten, uygulamaktan yana değilim. Yaptığımız her şeyin hammaddesi iyi olmalı diye düşüyorum. Kendi kendimi özetlersem tasavvuf işçisiyim.

Haluk Yalçınkaya : Neden sinema ? ya da şöyle diyeyim; Sinema senin için neyi ifade ediyor ?

Eda Sürmeli : İki açıdan bakabiliriz, bu bir sektör. Ticari getirisi olan bir çok istihdam alanını içinde bulunduran ve ülkelerin duruşunu içinde barındıran bir sektör. Birde sanat olan tarafı var ki oraya gelindiğinde bu fabrikasyon sisteminin işlemediği bambaşka bir hal alıyor.

Özetlersem Sinema toplumların sosyolojik yapısını etkileyen, günümüzün iletişim dili diye tanımlayabilirim. Üretilen her iş bir şekilde nihai tüketici yani izleyiciye ulaştığında, uyandırdığı etki aslında sizin kelimenizin bir çok dile pelesenk olması gibi… bu yüzden çok dikkatli yapılması gereken bir ticaret, sanat dersek orası farklılaşır, görsel bir masal, birkaç kişinin hayalinin canlandırılmış hali, heyecan verici geçişleri olan bir tünel, faydacılığın kazancın ticaretin tamamen dışında görsel ve işitsel sanatların güzel bir mozaiği diyebilirim… Kendimce, edaca yani… 

Haluk Yalçınkaya: Pardon, Edaca ne demek, açıklarmısın ?

Eda Sürmeli : İki anlamı var birincisi Bu bir uydurma olarak tanımlayabilirsin… ben dememek için kendime taktığım bir isim, ben demekten hoşlanmıyorum bu yüzden düşünceme bence değil edaca diyorum. İkincisi ise yaklaşık 2 yıldır çalıştığım kitabın ismi, herkesin gönlünün bir dili olduğuna inanıyorum yani sen gönlünde halukça konuşuyorsun, ben Eda’ca bir başkası Ahmet’çe, Mehmet’çe, Nejla’ca kitapta gönlümüzün dilini işliyorum . Bu anlamda da manevi açıdan Eda’cayı böyle tanımlıyorum. Her soruna çift cevap alıyorsun biliyorum bunu da şöyle tanımlayayım. Herşeyin yaradılışı çift olduğu gibi herşeyin de en az iki anlamı var bende bu sebeple her soruna çifte anlam yüklüyorum. Tabi ki Kendi lugatımdaki Her sözcüğüme de çünkü bir tane tek var onu sende bende gayet iyi biliyoruz her ne kadar hakkıyla bilemesek de…

Haluk Yalçınkaya : Gelelim Festivale Bu yıl 4. Sünü düzenliyorsunuz? Tebrik ederim. İlk önce isminden başlayalım Yed-i velayet 7 vilayet ne anlama geliyor?

Eda Sürmeli : Yed-i Arapçada el veren, anlamına geliyor velayet; velayet makamındaki, veli kişi ve ya sahibi gibi kelimenin köküne indiğinizde farklı anlamları içinde bulunduruyor. Biz şöyle diyelim 7 şehrin yani 7 vilayetin elinin dokunduğu 7 velayeti…

Haluk Yalçınkaya : Neden festivali düzenliyorsun? Yani  amacın nedir?

Eda Sürmeli :  Amacımız güzellikler üzerine film üretimine katkı sağlamak ve üretmek, bunu şöyle açabilirim; hammaddeye bakalım konunun çıkış noktasına siz dünyaya mal olmuş güzellikler dininin temsilcilerini sinemaya konu ederseniz ortaya bir çok öğreti ve bu öğretilerin getirdiği güzellikler çıkar.

Bizde her sene genç meslektaşlarımızla, bu zatlar üzerinden onların öğretileri ile harmanlanmış filmler üretiyoruz. İslami fobi diyorum ama derken de bir o kadar da müzdaribim, islama karşı bu kadar yanlış fikirler oluşmuşken öyle olmadığını anlatmaya çalışmıyoruz. Çünkü öyle değil sadece böyle demeye çalışıyoruz. Yani güzelliklerin iyi olan ve içinde iyilik olan her şeyin tam bir bütünü diyoruz. Bazen toplumda sıfatlanmış bir hırsıza yardım eden bir derviş üzerinden, bazen ölmemeye çalışan bunun için abı hayatı aramaya çıkan bir adam üzerinden, bazen günümüzün savaş düzleminde mağdur kalmış bir kadın veya bir çocuk üzerinden anlatmaya çalışıyoruz. Biz eleştirmiyoruz, doğrusu budur diyoruz. Çünkü yanlış, eleştirilmez tepki gösterilir. Bizim tepkimizde yine kendi dilimizde kötülüğü iyilik yaparak nasıl düzeltebileceğimiz doğrultusunda…

3 senede 21 senaryoyu film haline getirdik, sektöre girmeye hazırlanan genç meslektaş adaylarımızın, sektörde ki meslektaşlarımızın hayallerini beyaz perdeye yansıttık. Böylece elimizde hep oluşturmak istediğimiz bir gönül erleri arşivi oluştu, oluşuyor.

Ve bu filmleri paylaştığımız platformlar yurt içindeki kurduğumuz yazlık sinemalarla halk nezdinde uyandırdığımız farkındalık ve bilinirlik.

Bu İslam büyükleri üzerinden ürettiğimiz filmler ile Yurt dışındaki festivallerde onların bilinirliğini oluşturmak ulaştığımız toplumlarda bu İslam’a karşıt düşünceleri zihinlerden silmek. Önyargıları kırmak.

Sana yazacak sayfalarca sebep amaç söyleyebilirim ama şimdilik bunlar başlıca ları diyebilirim.

Haluk Yalçınkaya : Bir şey daha soracağım. Neden tasavvuf ?

Eda Sürmeli :  Tasavvuf bir yaşam biçimi. İslam’ı yaşamanın bir yolu içinde İslam’ın, hayatın, toplumda yaşamanın gerektirdiği tüm güzellikleri barındırıyor. Trafikte bağırmıyorsunuz, size birisi hakaret etmeye kalkarsa onu incitmiyorsunuz, kimsenin sözünü kişiselleştirerek bunu gurur meselesi yapmıyorsunuz, her şeyin bir sebebi olduğunu biliyor, başınıza ne gelirse gelsin farklı açılardan bakabiliyorsunuz. Aşk sizin için bir kadın ya da erkekten ibaret olmaktan çıkıyor. Birine gülümsemenin ne demek olduğunu anlıyorsunuz, karşınızdaki kim olursa olsun makamı mevkîsi duruşu önemsizleşiyor, tek bir sıfatla görüyorsunuz ‘’İns yani Rabbin en şerefli varlığı’’, madde artık sizin için psikolojinizi etkileyen bir unsur olmaktan çıkıyor. En çok sevmeyi öğretiyor tasavvuf, bir başkasını getirisi götürüsünü hesaplamadan, karşılık pazarlığından uzak sevebiliyorsunuz. Sizi sevmeyen birini sevebiliyor, size yanlış yapan birine karşı sevginizin azalmadığını görüyorsunuz. Razısınız yani, Rıza makamına gitmenin yolu bu çünkü… her ne yaparsanız kendinizi değil Allah’ı düşündürüyor size, yalan söyleyemiyorsunuz çünkü duyan o, yanlış yapamıyorsunuz çünkü bilen o, haramdan uzak duruyorsunuz çünkü yasaklayan o… bu bilinç sizi iyi bir insan olmaya teşvik ediyor. Tüm baktığınız her şey güzel çünkü gösteren o…

Velhasıl kelam; tasavvuf hayatı yaşama biçimi bu yüzden tasavvuf benim için bir felsefe değil hayatımın tam merkezi…

Haluk Yalçınkaya : Ben Bursa'yı seviyorum ama sen neden Bursa yı seçtin ?

Eda Sürmeli :  Bursa, bu soru beni heyecanlandırdı. Aşk yüzünden desem…

Benim beyaz cennetinize kış tatilleri için gelişlerimden farklı biraz. Bursa benim için bir vazgeçilmez artık. Bunun için ilk senemize 2014 e gidelim Bursa’dan velayet seçiyoruz o zaman bilgisizliğimizin verdiği güvenle çok kıymetli bir hocamızdan rica ettik, o da Emir Sultan hazretlerini almamızı tavsiye etti. İşte aşk onu ilk ziyaretimle başladı. Kitapları karıştırmaya başladığımda tutuldum. Nasıl dedim nasıl olurda Konya’nın Şeb-i Aruz’u gibi Bursa’nın bir erguvan bayramı yok? Bu sebeple bizde bilmiyorduk bilinmesi gerektiğine inancımız arttı ve kendi amaçlarımızın içine kattık. Lakin sultan beni büyülemişti, sayesinde Molla Fenari’ye, Eskici Mehmet Dede’ye, oradan Geyikli Baba’yı, Tezveren Dede’ye kadar uzanan bir yolculuğa çıktım. Bursa Üftade Hazretlerini bildiğimi sandığım şehir Osmanlının ilk başkenti erenlerin şehriymiş, yeşil bursa erenlerin membasıymış. Her ay 2-3 gün buraya gelmeye başladım, Sultanı ziyaret etmek benim için vazgeçilmez olmuştu. Önümüzdeki 10 sene için plan yaparken hep bursa vardı. Ve bizim festivalimize ne kadar uygun bir merkez olduğu tartışılmazdı.

Bursa’ya aşığım yani… Ulu Cami erenlerin secde hanesi, bir imparatorluğun devlet damarı Muradiyesi, Cumalıkızık, tarihi erenleri, Uludağ ı, o kadar çok sayabilirim ki Bursa muhteşem bir şehir.

Haluk Yalçınkaya : Peki, İnsanların tutumu nasıl ? Yeterince ilgi görüyormusun ?

Eda Sürmeli :  Yazlık sinemalarda halkın ilgisi çok güzel, onların tepkileri bizi çok mutlu ediyor. Tüm emeğimizin karşılığı onların alkışlarında anlam buluyor. Destek noktasında da Bursa’da yalnız değiliz, bu farkındalığın ortağı olan artık dost diyebileceğimiz özel sektördeki arkadaşlarımızın yanı sıra kurumlarında kısmi desteklerini alıyoruz. İlk yılımızda bursa valiliği, her yıl duyuru destekleriyle Büyükşehir belediyesi var. En çokta Bursa Ticaret ve Sanayi odası BTSO bizim hamimiz diyebilirim. Bu projeyi sosyal sorumluluk projeleri arasına alan Başta Başkan Sayın İbrahim Burkay’a ve Meclis Başkanı sayın Remzi Topuk olmak üzere tüm yönetim kurulu ve meclis üyelerine destekleri için teşekkür ediyoruz. Her yıl Bursa’da gerçekleştirdiğimiz final gecemizi onların ev sahipliğinde yapıyor sanat ve iş dünyasının önemli isimlerinin katılımıyla, manevi değerlerimizi andığımız bir gecede bir araya getiriyoruz. Genç sinemacıların ödül törenini yapıyoruz. 

Haluk Yalçınkaya : Geçen yıl Cannes’ gitmiştiniz bende sıkı takip edenlerden biriyim neler yaşadınız Cannes’daki deneyimlerinizden bahseder misiniz?                                                                                   

Eda Sürmeli : 
Çok güzel bir deneyimdi, Gabra; Suriyedeki savaşta ailesini kaybederek ülkemize sığınan bir mülteci kızın hikayesi… Yahya Şirvani Hazretlerinin öğretisini hayatına düstur edinmiş bir mezar bekçisi olan İsmail’in bir mülteci kıza sahip çıkması ve onun hayatındaki değişikliğini konu alıyor. Ülkemizin duruşunu küçük bir hikaye üzerinden anlatıyor. Merhamet bizim DNA’mıza kodlanmıştır, hepimizin içinde var kimimiz daha yoğun yaşıyoruz kimimiz daha yoğun içimizde bastırıyoruz o kadar… Gabra vicdan tellerimize dokunuyor, bu filmi 69. Cannes film festivaline gönderirken, aslına bakarsan çokta umutlu değildik ,seçilmez Corner’e diyorduk ama seçildi. Seçilmesinin yanı sıra bir çok ülkede haber oldu. Gabra bir farkındalık oluşturdu, Bunun için ne kadar şükretsek az. Cannes’a gelirsek tam olarak sektörün kalbi burada atıyor diyebilirim . Sabahtan gecenin geç saatlerine kadar her yerde sinema sohbetleri, izleyebileceğiniz binlerce film, galalarına katılacağınız ilk defa perdelenen sinema filmleri ve tabi ki yarışmalardaki finalist filmler çok etkileyici bir alan… biz 6 gün kaldık çok keyifliydi, tüm ülkelerin stantlarını ziyaret ettik bir çok sinemacıyla tanıştık farklı ülkelerin filmlerini izledik, bir çok yapımcı ve yönetmenle bir araya geldik. Festival aslında bir sinema fuarı gibi diyebilirim. Bu farklı ve güzel bir deneyimdi.

Haluk Yalçınkaya: Bu yılda yurtdışına film göndermeyi hedefliyor musunuz?                        

Eda Sürmeli : Evet tabi başladık da zaten, Bu yılki senaryo birincilerimizden Almanya’dan yarışmamıza katılan, Mehmet Akif Duman’ın İbn-i Arabi temalı senaryosu ‘’Terkip’’ Los Angeles Cine Fest’de yarı finalist oldu. Şimdi Cannes için İsmail Hakkı Bursevi temasında birincilik kazanan Mehmet Yakar’ın senaryonu yazdığı ve Cihan Karademir’in yönetmenliğini yaptığı Önyargı filmini yolladık.     

Haluk Yalçınkaya : Hakan Ziya bu projede oynadığınız Önyargı kısa filmi hakkında düşüncenizi alayım ? Tebrik bu kadar yoğunlukta bu projeye yer verdiğiniz için.

Hakan Ziya : Projeye sadece "Ön yargı" olarak bakmamak lazım. Bu bir sosyal sorumluluk projesi olarak görüyorum. Bu projeyi ilk duyduğumda hangi rolde hangi karakterde ya da hangi bölümde  oynamaktan ziyade böyle bir projede oynamaktan mutluluk duydum. Yedi velayet Yedi vilayet adlı proje Bursa’nın değerlerini, eski tarihi dokularını da gösteren bir proje.Bursa'nın ve Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük üstadlarının olduğu bir şehirde, böyle bir projenin içinde yer almak beni  mutlu etti. Ön yargının senaryosuna gelince, özellikle 3 dünya ülkelerinde yaşanan, ortadoğuda yaşanan olaylardan dolayı Halep'te özellikle Suriye de, Ortadoğuda  olanları ekranda gördüklerimiz ile yetindik. Bu proje geldiğinde senaryo yu okuduğumda çok etkilendim ve senaryoyu okuduktan sonra konuyu iyice araştırdım.Türkiye ye gelmiş müslüman kardeşlerimizin ciddi anlamda üzüldüğünü ve zor durumda kaldığını hissettik, biz de bu projede manevi anlamda destek vermek istedik.Onların sesini duyurmak için bu yola çıktık.Onların sesini duyurmakta umarım etkili olur.Bu savaşların bitmesini temenni ediyorum.

Haluk Yalçınkaya : Tutku hanım, geçen seneki "Gabra" ile Cannes film festivalindeki başarınızdan sonra gene bir mülteci hikayesinde Suriyeli bir kadını canlandırmıştınız. Bu seferde Türkiye ye gelmiş Türkmen bir çocuğun farkındalığını uyandırmaya çalışan bir gazeteci rolünde gördüm.Önce tebrik ediyorum.Biraz oyunculuğunuzdan bahseder misin?

Tutku KARACA : Bu çok heyecan verici ve benim için bambaşka bir deneyim oldu.Üç ay bir oyuncu koçu ile çalıştım, üç ay boyunca Arapça aksan eğitimini de aldım. Gabra beni çok heyecanlandırmıştı. Suriye den gelen mağdurlar kadınlar üzerinde dünyaya bir mesaj veriyorduk.Babasının nereye gömüldüğünü bilmeden mezarın başından babasının mezarı niyetine dua ediyordu.Bu çaresizliği seyirciye aktarmak için çok çabaladım ve seyirciye aktarmak  benim için çok önemliydi . Önyargı filminde gazeteci rolünde oynadım. Burada da Türkmen mülteci çocuğun durumunu dünya ya aktarmaya çalışıyor.Gazeteci kız herkesin Önyargısını yenerek yazısıyla dünya ya duyuran bir karakter. Bu karakter bana uygun bir karakter, çünkü bende insanların önyargılarla savaşıyorum.

Haluk Yalçınkaya :  Bu yılki temalar ilgimi çekti neden ve nasıl seçtiniz ?                                

Eda Sürmeli : Bu yıl farklı bir şey yaptık, bir alt başlık ile İslam’ın Bilim ve İlim insanlarını tema ediniyoruz. Seçilen isimler dünyaya mal olmuş isimler…  Ortaçağ da yani İslam’ın altın çağında, Avrupanın karanlık dönemlerinde onların ışığı tüm dünyayı aydınlattı ve bu günkü toplumların bilinci oluştu… Bunu tarih bilgisi dahilinde sanırım hiçbir aklı selim insan inkar etmeyecektir. Şöyle bir sanrımız var, İslam bilimden , bilim İslam’dan uzaktır. Bu büyük bir yanılgı, Kuran-ı kerim evrenin bir tefsiri, bir rehber bir pusula… oluşumun kendisi; uygulamadan önce gelir. Sebep; varlığın kendisinden önce yaratılmıştır. Biz ilmi Resulü Ekrem Efendimizden takiple Hz. Ali (ra.) anlamaya başlıyoruz. İlimsiz bilim olur mu onu tartışabiliriz, fakat bilim insan içindir bu tartışmaya çok evvelden kapanmış bir mevzudur. O halde biz orta çağda Muazzam bir oluşum gözlemliyoruz ve bu insanlar bilimin İslam’dan İslam’ın da bilimden uzak olmadığının en etkin göstergeleri…                       Bu yıl ki temalarımıza gelirsek Farabi- İbn-i Sina – İbn-i Rüşd- El- Biruni- İbn-i Haldun- Ali Kuşçu ve Molla Fenari, şöyle ifade edersem bu insanların her biri hakkında bir festival yapılabilir ve gelenekselleşir. O kadar mühim işler ile ilgilenmişler ki bu su götürmez bir gerçek. İşte bizde meslektaşlarımızla bu farkındalığı oluşturmak için yola çıkıyoruz. Çok ta heyecanlıyız.  

Haluk Yalçınkaya :  Biraz ekibinizden bahseder misin ?                                                                                                     
Eda Sürmeli : 
Ekip, bir aileyiz biz birbiriyle tartışan her şeyin güzel olması için işinin dışında birbiriyle yardımlaşan. Sanata gönül vermiş bir grubuz. Her yıl 200 kişilik bir ekip oluyoruz, gönüllüyüz. Çok seviyoruz bir kere. İşimizi birbirimizi, o kadar çok alın teri var ki 3 yılda şimdi tek tek saysam sayfalar dolu yazman gerekir. 3 yılda 3 yönetmenle çalıştık, ilk yıl Kosovalı yönetmen çok sevdiğim dostum Murat Vela Derman, ikinci yıl yine ekip olmaktan çok keyif aldığım Gabra’nın yönetmeni Hakkı Görgülü ve üçüncü yıl kardeşim diyebilirim birçok filmde imzası bulunan Cihan Karademir her birinin farklı bakış açısıyla 21 finalist senaryoya hayat verdiler. Her ekip farklıydı ve her biri başka bir güzellik kattı festivale, tabi ki birde olmazsa olmazlarım var İletişim ve yurt dışı koordinasyonumuzda Kemal Erdurak, sağım solum elim ayağım asistanım ama aslında kızım Tutku Karaca, aynı anneden doğduk ama çok başarı bir koordinasyon yapabilen Çağdaş Sürmeli prodüksiyonda Ünal Aslan, muhteşem oyuncularımız saymakla bitiremem hepsi de gönüllü olarak projemize destek verdiler, jüri heyetimiz jüri başkanımız Aytekin Can ve birçok kıymetli hocalarımız, emeğini yüreğini koyan bir çok kişi sende bunlardan birisin herkese sonsuz teşekkür ediyorum.     

Haluk Yalçınkaya :  Kadın olarak zorlanıyor musun? Topluma söylemek istediğiniz mesaj ne ?                                   

 Eda Sürmeli : Bunu kadın erkek olarak ayırmayalım, özellikle iş hayatında cinsiyet mevhumunun yok olması gerektiğine inanıyorum. Yani ben bu anlamda cinsiyetsizim. Tabi ki zorlanıyorum bir çok aşamalı ve her aşamasında hassasiyet gerektiren bir iş yapmaya çalışıyoruz fakat birlik ve beraberlikle aşıyoruz. Yalnız değilim ve bu anlamda çok şanslı hissediyorum. Birliğin gücünü biz yaptığımız işte yaşıyoruz, umarım tüm ülkede aynı noktada birleşiriz. Zor günleri kutuplaşarak değil birleşerek aşabiliriz. Hepimiz farklı düşünüyor olabiliriz ama fikir istişarelerimizi şimdi değil zorlukları aştıktan sonra yapmalıyız diye düşünüyorum naçizane… Bizim işimize gelirsek , hiç şikayetçide değilim böyle bir işin oluşumunu Rabbim benim üzerimden gerçekleştiriyorsa buna yalnızca şükredilir. Her zaman söylediğim gibi Patronunuz Allah ise şikayetçi olamazsınız…

Bu hafta konuğum Eda SÜRMELİ idi.Teşekkür ederim  Eda  bu güzel sohbet için. Yolun açık olsun.Bu arada yazılarımı takip eden ve yapıcı eleştirilerde bulunan dostlara,okuyuculara  teşekkür ederim.

İyi Seyirler.

Haluk Yalçınkaya

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 68
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 13052
Kayıt tarihi
: 09.05.15
 
 

Bursa karagöz sinema atölyesinde "iki yıl sinema,  iki yıl senaryo yazarlığı, bir yıl oyunculuk" ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster