Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '15

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
114
 

Tası tarağı toplamak

Zamanı sanırım geldi artık. Başlayalı nerdeyse dokuz yıl olmuş. Epey uzun bir süre. Hele yaşamın geç  çağlarını sürmekte olduğum düşünüldüğünde. Neden ve hangi gereksinmeyle blog yazma isteği ortaya çıktı?  Şöyle yazmışım “Hakkımda” kısmına; “…Asıl alanım "işletme" olmakla birlikte, bu disiplin içerisinde bana ilginç gelen, yaşadığım topraklardaki insan ilişkilerinin, örgütlenmelerinin yapısı ve bugüne yansıyan özellikleri oldu. Tarih disiplini ise, örgütlenme alanında ülkemizdeki sorunlardan hareketle özgün bir bakış açısı yakalayabilme kaygısı ile kesişme alanım. Bu nedenle temel amacım; bizi kuşatan popüler medya, eğitim sistemi ve hazır sunulan kültür tüketim ürünlerinin yol açtığı tek yönlü düşünüş ile bugüne kadar beynimize kazınan tüm bilgileri sorgulayarak kendimi, çevremi ve yaşadığım coğrafyayı yeniden okumak, keşfetmek ve yorumlamaya çalışmak.”Bu amaç halâ geçerli ve buna ilaveten dokuz yılın sonunda  “tarihe kişisel not düşmek”, “yazılı düşünmek”, “kendimle tartışmak”, “gündeme kayıtsız kalmamak”, “sorumluluk duygusu” ve benzeri sebepleri eklemek de mümkün herhalde.

Bu süreçte ufak tefek iletişim sıkıntısı ve eksikliğinin neden olduğu sorunlar dışında bu sayfaya hatasıyla sevabıyla yazı göndermek hep keyifli ve heyecan verici oldu. Ancak bugüne kadar gönderdiğim bir yazının herhangi bir nedene bağlanmaksızın iki günden fazla süre boyunca “onay” için tutulması durumu ile karşılaşmamıştım.  Söz konusu yazımın içeriği gündemle ilgili ve duygusal bir tepki yazısı olsa da bunun gerekçe olarak kabul edilemeyeceğini düşünüyorum. Kim bilir belki de TCK’nın ilgili maddesinden sakınma refleksi için benim minnettar olmam gerekir. Ya da bu bir ağır boyun eğiş ve sessiz kabul işareti midir? Zaman gösterecek. 

Bu düşünceyle blog sayfamdaki yazıları silmek üzere arşivlemeye girişmişken, 17 Ocak 2008 tarihli “Toplumsal şizofreniye doğru” başlıklı yazım dikkatimi çekti. O tarihte dönemin başbakanının ana muhalefet partisi lideri hakkında “bunalımda” olma ifadesi ile, gündemdeki türban ve laikliğin yoğun olarak tartışılması vesilesiyle kaleme aldığım yazımı şöyle bağlamışım: “…Öyleyse her şey son derece normal ve ortada bir sorun bulunmamaktadır denebilir mi? Bu noktada başbakanın, ana muhalefet liderinin bunalımda olduğu teşhisini ifade etmesini dikkatli okuyunca, bunalımda olanın aynı zamanda türbanı rahatsız edici bulan ve endişeye kapılan toplumun belirli bir kesimi olduğu düşüncesine kapılıyor insan her nedense. Toplumsal bunalım da kendisini klasik depresyonda ve Fazıl Say örneğinde görüldüğü üzere; belirli bir toplum kesimi açısından, çevresindeki değişimden ötürü, ruhsal çöküntü, işine konsantre olamama, yaşamdan keyif alamama, demoralize, umutsuz ve tedirgin olma biçiminde kendini gösterebilmektedir. Peki toplumun çoğunluğunu oluşturan ve türban serbestisinde somutlaşan yönelişi benimseyen ve/veya buna karşı kayıtsız kalan kesimlere önderlik eden siyasi kadrolar açısından, “bunalımda olma” nitelemesinde bulunmak sağlıklı bir duruma karşılık geliyor mu? Bunalıma uğrayan kesim açısından bu durumu toplumsal şizofreniye yönelme olarak nitelemek kaçınılmaz olmaktadır. Diğer bir anlatımla, toplumun kişilik bölünmesine uğraması, delirmesi ve bu durumunun farkında olmayarak normal insanlara deli muamelesi yapması. O zaman her ne nedenle olursa olsun kadınların türban takmasının ve kapanmasının son derecede doğal bir durum olduğu ve bunu yadırgamanın ise anormal olduğu sanrısına kapılmanın açıklaması mümkün olabilmektedir.”  İlaveten bu yazıyı olumlayarak “…Tüm yaşananları da acı bir tebessümle izler oldum. Belki de artık sadece izleyen olacağız.”diye yazan bir kadın yorumcuya da “Olan bitenin izleyicisi olmak yerine, canımızın yandığını kendimizce bağırarak dile getirmekten yana tercih kullanmak da bir eylemdir diye düşünüyorum. Bu insani tepkiye kayıtsız kalınamaz.”  yanıtını vermişim.

Diğer taraftan süreç içerisinde giderek derinleşen toplumsal şizofreninin böldüğü toplumun sadece bir tarafında kalmamak için çaba sarf etmediğim ve bu çabanın şahsım açısından öğretici olmadığı da söylenemez. Ancak toplumu kutuplaştırma siyasetinin dorukta olduğu bu dönemde, sağlıklı düşünce ve analiz adına tüm gayretler son yıllarda gölgelenmekte, yedi yıl önceki duyguları yeniden haklı kılan gelişmeler tüm ağırlığı ile yaşanmaktadır. İşte bu nedenle, Özgecan Aslan ’ın insanlık dışı katli nedeniyle iki gün önce  yazılan kısa bir gündem değerlendirme yazısının dozu ağır olsa da yayınlanmasının gerekçesiz “onayda” tutulmasına karşı elimden başkaca bir şey gelmemektedir.   

Son olarak merak edilebilir düşüncesiyle söz konusu bir paragraflık yazımın diğer bir blog sayfamda dün akşamdan beri yer aldığını belirterek sonlandırmak isterim.  Sürç-i lisan etmiş isem af dilemek adettendir.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sessizce okuyordum yazılarınızı. "Merhaba" demek için geç, ya da "merhaba zamanı". Merhaba öyleyse, uyandırdığınız için de teşekkürler, diğer bir sitede devam edebileceğim okumaya. Böylelikle bahsi geçen yazınızı da okumuş oldum. Nedense olayların ağırlığından çok, düşünen insanın vahşete karşıt yazılarının ağırlığı ürkütmekte...Çok yaşayın. Yazılarınızı takibe bir başka yerden de olsa devam edeceğim. Saygı ve selamlarımla.

devrimce 
 23.02.2015 0:04
Cevap :
Cevapta açık kalan ve yazının ağırlığına dair: Umutsuzluğun bu denli dışa vurumu pek hoş karşılanmasa da, karşı karşıya bulunulan durumun gerçekte ne olduğuna ya da nereye evrilebileceğine ilişkin bir irkilmeye yol açması umulur. Bunu söylerken çok hesaplı bir iş yaptığım da söylenemez. Duygusal bir tepki yazısı ancak gerisinde konuya dair kendimce okumaları ve öngörüleri barındırıyor. Biraz da kızgınlıkları. Selam ve saygılarımla.   23.02.2015 12:42
 

Sessizce okuyordum yazılarınızı. "Merhaba" demek için geç, ya da "merhaba zamanı". Merhaba öyleyse, uyandırdığınız için de teşekkürler, diğer bir sitede devam edebileceğim okumaya. Böylelikle bahsi geçen yazınızı da okumuş oldum. Nedense olayların ağırlığından çok, düşünen insanın vahşete karşıt yazılarının ağırlığı ürkütmekte...Çok yaşayın. Yazılarınızı takibe bir başka yerden de olsa devam edeceğim. Saygı ve selamlarımla.

devrimce 
 23.02.2015 0:04
Cevap :
Merhaba. İlginiz için teşekkür ederim. Aslına bakarsanız karşılıklı beslenebilecek bir çok yazarın ve okurun birbirinden habersiz olması da bir vakıa. Böylesi belki de güzel olan. Söz konusu yazım 3 gün sonra sitede yer aldı. Ancak sizin de altını çizdiğiniz üzere yazının yazılma tarihi 16 Şubat, yayımlanma tarihi ise 19 Şubat. Giriş yapıldığında ise sadece 16 Şubat kaydını bulabiliyorsunuz. Bunu ancak konuya dair 19 Şubat'ta yazdığım ve 21 Şubat'ta yayımlanan son yazım ile fark edebilmek mümkün. Bir de sizin yorumunuz sayesinde yaptığım bu açıklamayla. Kimseyi suçlama niyetim yok elbet. Sadece bir olguyu kendi açımdan tespit ile duruş sergileme söz konusu olan. Sonrasında tutarlılık adına mevcut bloglarımı da arşivleyip silmeye giriştim. Ancak sistem günde 5 blogdan fazlasına izin vermiyor ve hesabımı tamamen silmeyi isteyip istemediğimi sorguluyor. Buna da onay vereli de epey gün oldu. Tanımış olmanın memnuniyeti ile izlemenin karşılıklı olacağını bildirir saygılar sunarım.   23.02.2015 12:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1028
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster