Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '12

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
396
 

Tatarların Kırılan Kalemi (Hesen Tufan) 16. Bölüm / Fırat Yumun

Tatarların Kırılan Kalemi (Hesen Tufan) 16. Bölüm / Fırat Yumun
 

 

16. BÖLÜM

Monarşik düzen devam ettiği sürece, bu baskıların devam edeceğini çok iyi biliyordur. G. İbrahimov’a göre düzlüğe çıkmanın tek yolu monarşi düzenin yıkılmasıdır. Otpavşiy köyünde doğmuş olan Hesen Tufan, yalnızca kendisinin değil, atalarının bile yüzlerce yıldır baskı altında tutulduğunu biliyordur. Hocası G. İbrahimov’un devrimci fikirleri, onun içini aydınlatıyordur. Entelektüel bakış açısıyla, Tatarların sömürülmesinin eninde sonunda biteceği hakkında görüşler sunuyordur. Hocasının konuşmalarından, hatta karizmatik duruşundan bile etkilenen Hesen Tufan; reformlara, devrimlere, siyasi düşüncelere açık bir hale gelir. Halkı adına değer görmek istiyordur. Bunu da Çarlık Rusya’sının değil, ancak Bolşevik Rusya’sının yapacağına inanıyordur.  Bunun gibi nedenlerden ötürü Hesen Tufan, Bolşevik devriminin gönül adamlarından birisi durumuna gelir.

 

Hesen Tufan, Şamil Usmanov, Kavi Necmi, Gomer Tolımbay, Hadi Taktaş, F. Esgat, M. Maksut, A.Şamov gibi tanınmış yazar ve şairler 1920’li yıllarda yazılarıyla ve bildirileriyle, Çarlık rejimini adaletsiz ve baskıcı olması nedeniyle istemediklerini; Sosyalist devrimcilerle aynı duygu ve düşünceleri paylaştıklarını açıklarlar.   

           

Hesen Tufan, Galiye medresesindeki öğrencilik yıllarında Tatar-Başkurt şiirinin önemli ismi Şeyhzade Babiç’le tanışır. Bu ikili arasında önemli bir dostluk kurulur. Edebiyat severlikten başlayan bu arkadaşlık gün geçtikçe ilerliyordur. Hesen Tufan, bu usta edebiyatçının yenilikçi adımlarına tanık olmanın şansını doya doya yaşıyordur. Tatar edebiyatına, özellikle şiirine yeni soluk kazandırmanın yollarını arayan Babiç ile beraber aynı ortamda bulunuyordur.

 

“Yeni devir Tatar şiirinin gelişmesinde ve zenginleşmesinde önemli bir rol oynayan Babiç’in edebi zenginliğinin en büyük kaynağı halk edebiyatıydı. O; Tatar, Kazak ve Başkurt halk edebiyatı pınarlarından kana kana içmiştir. Babiç’in halk edebiyatı ürünlerinden, söz sanatlarından ve kafiyesinden ustaca yararlanması, halk şiirinden retorik figürler alarak geliştirmesi, şiire yeni bir güzellik kattı. Ş. Babiç, Tatar ve Başkurt şiirinin yeni bir aşamaya geçmesi için gereken zemini hazırlamaya çalıştı. 1920’li yıllarda Hadi Taktaş ve Hesen Tufan gibi şairler, şiirde yeni yollar ararken, Babiç’in mirasına da dayandılar.”

 

Hesen Tufan’ın Babiç’e yaklaşım açısı çok farklıydı:

 

“Tukay’a ancak Babiç yoluyla ulaşılabilir. Tukay’dan günümüze de Babiç’i hariç bırakarak gelmek mümkün değildir.”

 

Hesen Tufan bu sözleri söylerken, Babiç’in bir köprü kurarak, Tukay ve diğer Tatar şairlerini günümüze taşıyan kişi olduğunu açıklamaktadır. Hesen Tufan, Babiç’e hayranlığını ve ondan etkilendiğini açık bir dille açıklarken,  Hadi Taktaş ve Ehmet Feyzi de onu bir kaynak olarak kullanır.

 

Babiç, çağdaş Tatar şairleri için bir kaynak olmuştur. Bu kaynaktan yararlanmasını bilen şairler, Tatar edebiyat çağdaşlığı adına birçok seçkin eser vermişlerdir. Hiç kuşkusuz Babiç gayri resmi bir okul, şair okulu kurmuştur desek doğru olur. Onun lirik, satirik şiirleri ve realist şiirlerini birçok şair örnek alır.

 

“Hadi Taktaş ve Ehmet Feyzi gibi şairler de, Babiç’in lirik ve satirik şiirlerinden yararlanmışlardır. Mecit Gafuri, Segıyt Sünçeley, Fethi Burnaş, Nekıy İsenbet’le beraber Şeyhzade Babiç, yeni Tatar şiirinde geleneğe bağlı halkçı tasvirler, realist tasviri eşit seviyeye çekmiştir.”      

 

Tatar şiirini XX. yüzyılda öz bir şekilde değerlendirirsek; Segıyt Remiyev, Abdullah Tukay ve Mecit Gafuri’nin isimleri ön plana çıkmıştır. Bu şairler, Tatar edebiyatını millileştirmenin yollarını bulmuşlardır. Kalıplaşmış yöntemlerle şiir yazmanın artık okuyucuyu etkilemediği anlamışlar ve yeni yöntemler kullanmaya başlamışlardır. Bu şekilde oluşturulan Milli Tatar Edebiyat bayrağını devralan Babiç, bu geleneği devam ettirerek, kendisinden sonra gelen edebiyatçılara, bayrağı teslim etmiştir.

Hesen Tufan’ın şiir üstündeki temel düşüncelerini, yani poetikasının oluşmasının en önemli katkısı Galimcan İbrahimov ve onun Tatar halkı üzerindeki hassas duygularıydı. Şeyhzade Babiç ise şiire getirdiği yenilikçi hareketiyle Hesen Tufan’ı etkiliyordu. Ayrıca Babiç’in yenilikçi bayrağını teslim almış olan Hadi Taktaş da, Hesen Tufan’ın edebiyat hayatındaki önemli isimlerden birisiydi.

 

Hesen Tufan sosyalist realizm şiirleri, Hadi Taktaş’ın sayesinde, etkin bir şekilde yazmaya başlar. Hadi Taktaş’ın ilk şiir kitabı olan Cir Ularlı Tragediyasé Hem Başka Şigırlerin  1923 yılında okuyucularının beğenisine sunulduktan bir yıl sonra Hesen Tufan, ”Taktaşlı Kazan’a gelmiştir” diye yorum yapar.

 

Hesen Tufan, Hadi Taktaş’ı ve eserlerinin özelliklerini ayrıntılarıyla inceliyordu. Şiirlerde anlatılanların özüne baktığında Hadi Taktaş’ın neler anlatabildiğini görebiliyordu her okuyucu gibi. Fakat o bir şair gözüyle yaklaşıyordu mısralara. Okuduğu her satırdan sonra ise Hadi Taktaş’ın edebi özelliğini kavrayabiliyordu.

 

Hesen Tufan işin en can alıcı yönünü öğrenmiştir: “Bir sanatçı nerden beslenir?” sorusunun cevabı her sanatçı için farklı yerler işaret eder. Hesen Tufan için, Hadi Taktaş önemlidir ve onun beslendiği kaynağı çözüp, kendisi de o kaynaktan yararlanmak ister.

 

Hesen Tufan, Hadi Taktaş’ın; Tatar halk edebiyatı ve klasik edebiyattan yararlandığını çözer. Fakat Hadi Taktaş’ı başarılı bir edebiyatçı yapan isimlerin ise  Byron, Heine, Blok, Yesenin, Puşkin ile Mayakovski olduğunu söyler.

 

Hesen Tufan, Hadi Taktaş’ı birçok  konuda örnek alıyordur. Önce Hadi Taktaş’ın yürüdüğü yoldan, Hesen Tufan daha büyük bir şevkle ilerliyordur. Öyleki Galiye medresesinde okurken yazdığı birçok şiiri Byron, Heine, Blok, Yesenin, Puşkin ile Mayakovski’ye ithaf ederek yazar.

 

Hem Hesen Tufan için, hem de Hadi Taktaş için önemli olan edebiyattır. Edebi metinlerini beğendikleri yazarlar hakkında hiçbir ayrım yapmadan, onlardan alabilecekleri her türlü edebi teknik bilgiyi alırlar. Sonra da bu tekniği kendi eserlerinde özgün bir hale getirirler. Her sanatçıyı etkileyen başka sanatçılar olur. Bu etkilenme kopyalama anlamında değil, tetikleme anlamındadır. Tetiklenen yeni edebiyatçılar ise bu hızla ilham aldıkları kişilerin isimlerini geçecek kalitede eserler üretmeyi başarırlar.        

 

1921 yılında sosyal ve ekonomik bir çöküntü yaşanıyordu. Rusya idaresi ise bu durumu görmezden gelircesine hareket ediyordu. Aydınlar ise eserleriyle tepki göstermeye başlamışlardı. Orta İdil bölgesinde yaşanan kuraklık yüzünden, halk açlık  ve sefalet içinde yaşamaktaydı. Halkı yoksulluktan kurtarmak içinse, bir müdahale yapılmamaktaydı. 

 

Hadi Taktaş Cir Ularlı Tragediyasé adlı şiirini bu olaylara gösterdiği tepkiler yüzünden yazar. Tepki gösteren yalnızca o değildir. Galimcan İbrahimov da Ademner adlı hikayesinde bu konu üzerinde yoğunlaşır. E. Segıydi, Açlık Könnerénde şiiriyle birlikte tepkisini dile getirir. Aynı tepkiyi Mecit Gafuri Kéşé Aşavçılar adlı manzumesiyle verir. Hesen Tufan da yaşanan toplumsal olaylara karşı duyarsız kalmıyordur. O da yaşanan olayları realist bir şekilde şiirleştiriyordur.

 

Fethi Burnaş, Nekıy İsenbet, Musa Celil, Ehmet Feyzi, Şeyhi Mannur, Demyan Fethi, Sirin, Salih Battal gibi Tatar edebiyatının önemli isimleri, 1920’li yıllarının sonlarından başlayarak, 1930’ların başına kadar aynı teknikle yazıyorlardır.  Bu yazım aşaması ise 1905 yılından itibaren dalga dalga yayılan devrim hareketlerinin söylenmeye başlanmasıdır.

 

“Proleterya kültürü, iki yüreğin sevgisini arşive kaldırmış, en yüce duygusu ise, ezilen sınıflara karşı hissedilen sevgi olarak belirlemiştir. Bu görüşe dayanan bazı şairler, yalnızca sosyal politik şiirin yaşamaya hakkı olduğunu ve ailenin yeni cemiyet için artık eskimiş bir müessese olduğunu iddia etmişlerdir.”

 

Bu düşünce 1917 Bolşevik devrimiyle beraber Rusya’da uygulanan bir düşünce olur. Özgürlük ve eşitlik gibi düşüncelerin yanında; aile ve ahlak konuları da devrimle beraber yayılmaya başlar. Fakat bu konular Tatar edebiyatçıların tepkisiyle karşılanır. Müslüman topluluklar için kutsal olan aile ve ahlak gibi kavramların yok sayılmaya çalışılmasını kabullenemiyorlardır. Hesen Tufan, Musa Celil ve Hadi Taktaş gibi şairler bu duruma karşı tepkilerini dile getirirler. Yazdıkları şiirlerle beraber Tatar halkının, aile ve ahlak kavramları hakkındaki düşüncelerini dile getiriyorlardır. Hesen Tufan’ın Zeñger BüréMusa Celil’inHuligan veServer, Hadi Taktaş’ınMehebbet Tevbesé adlı şiirlerinin temaları bu konular hakkındaki hassasiyetlerini dile getirmektedir.

 

Hesen Tufan duygusal olarak şair olmak istiyordur. Fakat kendini buna hazırlamak zorundadır. Sosyal olayların yoğun olduğu bir dönemde; Çarlıktan ve Bolşevik devrimine geçiş sürecinde kendisi için gerekli olan edebi malzemeleri toparlamış ve bunları iyi bir şekilde yoğurarak başarılı şiirler yazmayı iyi bilmiştir. 1939 yılında yazdığıUzıp barışlıy, Kümélgen ézler éstelégé, Taşken baglarında adlı şiirleri Tatar tarihi ve kültürüne yönelik eserleridir. Bu, Hesen Tufan’ın yalnızca  devrimle ilgili şiirler yazmadığının ve kendi kültürüne bağlı olduğunun bir göstergesidir.

 

Hesen Tufan’ın şairliği evreler göstermiştir. Galiye medresesinde Galimcan İbrahimov ve Şeyhzade Babiç tarafından eğitilirken, onların yazdığı her şeyi Hesen Tufan, yazımın doğru şekli olarak görmüştür. Onların yazdıklarını defalarca okumuş ve bu şekilde kendi şiirlerini yazmıştır.

 

Çocukluğundan itibaren baskı altında ezilen köylülerini ve halkını görmek onu kültürüne daha çok bağlamıştır. Yok edilmeye çalışılan bir toplumun, yok edilmesine karşı direniş gösteren bir savaşçı gibi, Tatar kültürünü yazmıştır. Tatar folklorunu yazdığı dönem, onun uzun Orta Asya ve Kafkasya yolculuğuna çıktığı zamanlara rastlar. Yani 1928-30 arasındaki bu şiirleri, Kafkasya’nın ve Orta Asya’nın havasını estirmektedir artık.

 

Hesen Tufan, gizemli bir yolculuğa çıkan biri gibidir. Yolculuğu sonrasında, farklı bir Hesen Tufan olarak geri döner. Farklılaşmıştır ve  olgunlaşmıştır. Şiirleri artık eskisine göre daha ileri düzeye ulaşmıştır.

 

“Şiirlerine yeni hayattan çeşitli unsurlar sokarak ve şairane düşüncelerinin genişleterek döner.”

 

Hesen Tufan, eziklik içinde büyümüştü. Bu ezikliğin en büyük nedeni, hem kendisini, hem de Tatar halkını görmezlikten gelen politikalardı. O, Tatar halkını ailesinin bir parçası olarak görüyordu. Kendi ailesini zor durumdan kurtarmak için, içinde büyük bir heyecan vardı. Bu heyecanla birlikte, zor şartlar altında, farklı toprakları görmek istemişti. Gördüğü değişik topraklarda yazdığı şiirler, atalarına olan saygısını gösteriyordu.

 

Yazdığı ilk şiirden itibaren şanslı sayılabilecek bir dönemde yetişir. İsteyemeyeceğinden daha fazla kaynağa sahiptir. İstediği kadar öveceği, isteyeceği kadar eleştireceği olaylar yaşanıyordur çevresinde. İnsanlar ölüyor, devrimler yapılıyordur. Kimileri sevinirken, kimileri ise kaybettikleri için üzülüyordur. Ama sonuçta ne olursa olsun, tarih yeni bir sonu ve yeni bir başlangıcı yazıyordur. Bu son ve başlangıç içinde yerini alan Hesen Tufan, XX. yüzyıl başındaki devrim hareketlerine, 1.Dünya savaşına Ceditçilik düşüncesinin Tatar edebiyatına monte edilmesine tanıklık eder. Hessen Tufan’ın bu tanıklığı sonsuz bir mutluluk ve huzur içinde, her şeyden önemlisi büyük hayaller içinde başlar. O, inandığı devrimi, kalemiyle desteklerken, kendi yok oluşunun emrini verenlere karşı, varoluşunun çığlıklarını, ölümünden sonra bile atmaya devam ettirir.

 

Hesen Tufan, Tatar edebiyatı için çok önemli isimlerin başında gelmiştir. O öyle bir yapıya sahiptir ki, peşinden binlerce insanı sürüklemeyi becerebilmiştir.  XX. Yüzyılda  Tatar edebiyatını derinden etkilemiştir. Çıktığı Kafkasya ve Orta Asya seyahatinden sonra kendisini tanıtmayı çok iyi bilmiştir. Yalnızca Tatar halkının içinde kalmak istemeyişinin nedeni açıktır. Kabuğuna sığmayan cinsten olan yaratılışı sayesinde, kendini hep dışarılara atmıştır. Yaşadığı ortamdan öğrenebileceği bir şey kalmayınca, hiç zaman kaybetmeden daha çok öğrenmek ve öğrendiklerini öğretmek için dolaşmıştır. Dolaştığı yerler olan Başkurt, Kazak, Özbek, Çuvaş, Dağıstan, Rus, Beyaz Rus, Ukrayna, Gürcü  ve Mari’lilere kendini başarılı bir şekilde tanıtmıştır.

 

Bu tanıtma ve tanışma elbette ki edebiyat ortamlarıyla sınırlı kalmamıştır. Ağırlıklı olarak kitapların bulunduğu yerleri tercih eden Hesen Tufan, halkın bulunduğu nere varsa oralara gitmekten çekinmemiştir. İşçilik yaptığı için hep işçilerin yanında bulunmuş, aynı zamanda pazarlarda kendi şivesiyle şiirsel konuşup, insanlarla içtenlikle sohbetler etmiştir. Bu yüzden onu artık yalnızca edebi kesimlerde değil, edebiyata uzak olan kesimlerde bile tanıyanların sayısı gün geçtikçe artmıştır. Bu olumlu yaklaşım dolayısıyla, yazdığı kitaplar yabancı dillere, özellikle Rusça, Ukraynaca, Gürcüce ve Marice’ye çevrilmiştir.

 

Şiirlerinde anlattıkları çok geniş bir kapsama ulaşmıştır. Zaman ilerledikçe bu yelpazesi daha da genişlemiştir. Akıllıca, yaşadıklarından konular seçip, ustaca bu konuları eserlerine yerleştirmiştir. Çarlık dönemimin sıkıntıları ve ardından Çarlığın yıkılmasını eserlerinde kullanmıştır. 1. Dünya savaşı, 1917 Bolşevik devrimi ve 2. Dünya savaşına tanıklık etmesi, eserlerine yansımıştır.

 

Şiirlerini yalnızca duru sözcüklerden oluşturmuyordu. Yaşadığı eylemler, isyanlar, işçi direnişleri ve ölümler; onun için bir doğumun müjdecisi oluyordu. Yeni şiirler doğuyordu ve bu şiirler, yeni hayatların düşüncelerini dile getiriyordu.

 

16. BÖLÜM SONU

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 981
Kayıt tarihi
: 09.09.11
 
 

5 Kasım 1975 Erzurum doğumlu. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü Dramat..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster