Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '19

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
17
 

Tavşan Kaç!

Nereden çıktığı belli olmayan yangınlarda kül olan canlı hayatı gördükçe ateşin bulunuşuna lanet ediyor insan.
Yukarıdan bakanlar alev alev yanan bir ülke görüyorlar ihtimal.
Sadece biz değil, dünya da alev alev yanıyor.
Orman yangınları başlığı ile arama yaptığımda "Son dakika orman yangını haberleri de dahil olmak üzere toplam 762 haber bulunmuştur." dedi CNN Türk bana.
Siirt, Bodrum, Bursa, Marmara Adası, Aydos, Gebze, Balıkesir, Tavşanlı, Biga, Muğla, İzmir, Hatay, Çin, Sibirya, Portekiz ve dahası...
 
Devasa boyutta yükselen alevler, çılgınca ilerleyen alevleri söndürmeye çalışan insanlar, alevlere destek veren kuru ve sıcak rüzgâr, göz gözü görmeyen duman, kızgın bir demire dönüşen hava ile önce ciğerleri, sonra bedenleri dağlanan ve kaçışırken küle dönen hayvanlar. Çekirgeden solucana, envaiçeşit kuştan antiloba, yılandan çitaya, toprak altından ağaç tepesine kadar milyarlarca canlıyı barındıran ama tek bir kıvılcım ile doğal hayata mezar olan "orman yangınları" maalesef ki yaz mevsiminin değişmez konusu.
 
Ormanda yaşayan hayvanların ne kanatları yetiyor yangından kaçmaya, ne toprak altında yaşıyor olmaları çare oluyor hayatta kalmaya. Ağaçlar desen, onlar hiç kaçamaz...
Alevler sarıveriyor dört bir yanlarını. Kuşların yıllardır tünedikleri dallar tutuşuyor, alevler dallardan dallara arsızca ilerliyor, kopan alev topları yere düşüyor, kızışan çam kozalakları bomba misali patlarken yangını daha ilerilere taşıyor. 
 
O sıkışmışlıkta bir tavşan olun hadi. Ormandaki hava ısınır ısınmaz toprak altındaki serin yuvanıza kaçın.
Tavşan kadar hızlı olamasanız da azimli bir kaplumbağa olun.
Gözlerine aşık olduğunuz bir ceylan olun. Seken bir keklik, kurnaz bir tilki, leş başına çöken bir sırtlan, uzun boynu ile vakur yürüyen bir zürafa olun.
İki ayağının üzerine dikildi mi masallardaki dev'e dönüşen boz bir ayı ya da yeleleriyle ve kükremesiyle ormanı inleten bir aslan olun.
Karınca olun, bok böceği olun, tırtıl olun.
İtinayla kurduğunuz ağda ağını bekleyen bir örümcek olun.
Sinek olun, çiçekten çiçeğe konarak petek petek bal yapan bir arı, dışkılarıyla doğaya tohum saçan bir fil, ağaç tepelerinde yaşayan bir tembel hayvan, ağaçtan sarkan sarmaşıklara tutunarak ağaçtan ağaca geçiveren bir şempanze, kayadan kayaya zıplayan bir keçi olun.
Orman ahalisinin bir ferdi olarak kaçın şimdi yangından.
Sağınıza solunuza bakmadan, doğadaki avınızla ve avcınızla yan yana kaçın.
 
Peki ya kaçarken nereye kaçacağınızı biliyor musunuz?
Bu ormanın sınırı neresi, orman nerede başlıyor nerede bitiyor biliyor musunuz?
Nereye kaçarsanız kurtulacaksınız biliyor musunuz?
Bilmiyorsunuz...
Bilmiyorsunuz ve şaşkınlıkla ve korkuyla oradan oraya kaçışırken alevlere teslim oluyorsunuz.
Cânım postlarınız tutuşuyor, gözleriniz eriyor, tüyleriniz tütsüleniyor, kanatlarınız yanıyor.
Ormanla birlikte yüz binlerce, milyonlarca, milyarlarca can yok oluyor...
 
Bu arada, toprak altında saklanarak hayatta kalmayı başaran bir tavşansanız eğer, yangın bitip de yeryüzüne döndüğünüzde sizi büyük bir sürpriz bekliyor olacak. 
Hazırlıklı olun!
****
Yaşayan bir organizmadır ormanlar oysa.
Soluk alıp veren, dünyayı dengeleyen bir organizmadır.
Kendi haline bıraktığınızda dünyayı cennete çeviren, bir piknikçinin vurdumduymazlığı, bir sigara tiryakisinin duyarsızlığı, kurnaz bir müteahhitin içi parayla dolu "boş" kafası ile cehenneme dönüşen bir organizmadır. 
İnsan kaynaklı ısınmadan kaynaklanan sıcak ve kuru havada kuruyan ve birbirine sürtünen dallar ile her an yangına adaydır orman. Bir de yerde güneşi odaklayan kırık bir cam parçası varsa hele!
 
Sadece içinde yaşayan sakinler değil ki yaratılan bu cehennemde yanan, orman dışında yaşayanlar da bu yangınlardan nasibini alıyor.
Boş kafalı müteahhitin boş kafalı eşi değişen mevsimlerden vız vız şikâyet ederken klimaya yükleniyor, klimalara daha çok elektrik sağlamak için derelerin yatakları değiştiriliyor, evler soğutuluyorken dünya daha da ısıtılıyor. Vurdumduymaz piknikçinin çocukları sellerde boğuluyor, duyarsız tiryakinin sigarasındaki tütünün ekileceği topraklar yok oluyor, oksijen azalıyor karbondioksit çoğalıyor, buzullar eriyor, sular yükseliyor, akıntılar değişiyor, hava akımları ne yapacağını şaşırıyor. 
Bir bakıyorsunuz bir anda takır takır dolu yağıyor, bir bakmışısınız bir hortum yerde ne bulduysa göğe savuruyor. Bardaktan boşanırcasına değil, kovayla dökülürcesine yağan yağmurlar yeryüzünde ekili dikili ne varsa silip süpürüyor.
 
Ev yapacağım diye, altın çıkartacağım diye, otel dikeceğim diye, "Rabbena hep bana!" diye diye haddini aşıp belasını arıyor insan. 
O kadar arayınca da buluyor haliyle. 
Akıllanıyor mu? 
Hayır...
Çünkü insan evladı o evlerde oturuyor, o otellerde kalıyor, o altınlar ile yatırım yapıyor.
Hep daha çok, daha çok istiyor...
 
Bir de orman yangının ardından en yetkili insan ağzı çıkıp "Çok şükür can kaybımız yok!" demiyor mu, "Ormanları yok etmeyin!" diyenlere "Sen kimin adamısın?" diye sorulmuyor mu, işte o zaman insanlığın geldiği nokta çok daha iyi anlaşılıyor.
 
Lakin, çoğunluk farkında olmasa da azınlık her şeyin farkında ve o azınlık canını aldığı doğal hayatın ve dengesini bozduğu doğanın ahını kendi yok oluşu ile ödeyeceğini çok iyi biliyor...
 
 
13 Ağustos 2019 / C.E.Y.
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 297
Toplam yorum
: 77
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 259
Kayıt tarihi
: 22.03.16
 
 

Bursa / Karacabey Lisesi / 1979 ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster