Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '21

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
72
 

TBMM Yeni Anayasa Yapamaz -4

Bugün ne Türkiye Lozan’ı imzaladığı şartlardadır,

Ne de Lozan Antlaşması'nı bize dayatanlar, eski güçlerindedirler...

O dönemde yapılan Anayasa ve diğer yasalar da, doğal olarak ilgili dönemin gereği ve zorunluluğundan kaynaklanmıştır. Veya kaynaklandığı ifade edilmiştir.

Bu anlayış ile o dönemi, tüm şartları ile sorgulamadan da, “Neden Yeni Bir Anayasa Yapılmalıdır ?” sorusu anlamını bulmayacaktır.

...

1.Dünya Savaşı ile Osmanlı'nın "toprakları"; Lozan Antlaşması ile de "ekonomik ve kültürel değerleri" paramparça edildi.

Savaşın galiplerinin bizimle ilgili görünürdeki en büyük arzuları :

Sanayi Devrimi nedeniyle ortaya çıkan enerji-hammadde açığını, Osmanlı Devletinin zenginliklerini (özellikle Petrolü) paylaşarak karşılamak olsa da, görünmeyen arzuları Osmanlı'nın bir daha (Hıristiyan Batı karşısında) eski gücüne kavuşamaması, bir Cihan Devleti olarak iddiasını sürdüremeyecek şekilde tarihin tozlu raflarına kaldırılmasıdır.

Bu niyet, Saltanat ve Hilafet feshedilerek veya hükümsüz kılınarak gerçekleştirilmiştir.

Bizim Lozan’daki en büyük kaybımız, Musul-Kerkük Petrol Bölgeleri'nden daha çok, Devlet Düzeni ile Halkın (kültürel manâda) dönüştürülmesidir.

Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuda çok ilginç bir konuşmasına yer vermeden önce, sözü Musul-Kerkük ile ilgili Süleyman Demirel’e bırakıyoruz :

...

Kaynak : T.B.M.M. Tutanakları, 12 Ağustos 1990. 126.Birleşim, Kapalı Oturum (Gizli Celse), sy.10-11 :

“Güney Hududumuz, Türkiye’yi petrolsüz bırakacak şekilde, İngiliz Petrolcüleri tarafından çizilmiştir...

...Meclis ağlamıştır ve Lozan Müzakerelerine ara verilmiştir Kerkük ve Musul için. Büyük Atatürk, kendi ağırlığını koyarak, Meclis’ten Kerkük ve Musul’un terkini bırakmıştır (sağlamıştır).

Zaman zaman olur, 'Sizin fukaralığınızın sebebi Kerkük ve Musul’daki 100 milyon ton/sene (üretimi olan) Petrolden mahrum kalışınızdır’ (derler)

Dünya, 100 milyon ton petrolü, senede 20 Milyar Doları Türkiye’ye bırakır mı ? Bizim senelerce uğraş uğraş geldiğimiz yer, (yılda) 11,5 Milyar Dolar İhracat”.

* * *

Musul-Kerkük'ten daha da önemlisi, Devlet ve halkın "kültürel dönüşümü"dür.

Bu noktada bize Lozan’da : “İslam Medeniyetini terkederek, Hristiyan Batı Medeniyetini kabul etmek şartı ile" mi yeni bir devlet kurulmasına izin verildiği, iddiası sorgulanmalıdır.

İddiayı birkaç noktadan açmaya çalışalım.

* * *

Mustafa Kemal Paşa, en yakınlarından Ruşen Eşref Ünaydın’a özel bir sohbette anlatmaktadır :

“...1928 ya da 1929 yılı olsa gerekti. Sıcak bir yaz günü Yalova’daki Atatürk köşküne gitmiştim. Başbaşa konuşuyorduk...

'Yaptıklarımız tehlikede' dedi. Ben heyecanla sordum:

- Hangi yaptıklarımız ?

- 'Cumhuriyet dahil, ne yapmışsak !..

Maddi potansiyelimiz yerinde, ama manevi potansiyelimizin bataryaları boş !..

'Lâyıkız' dedik, dinle ilişiğimizi devlet olarak kestik. 'Cumhuriyetiz' dedik, rejimimizi tehlikeye düşürmemek için saltanat devrini kötüledik, kazanılmış büyük zaferleri bile birkaç satırla geçiştirmeye başladık. Latin harflerini aldık, yeni kuşakları binlerce yıllık geçmişinin hazinesinden yoksun bıraktık.

Biliyorsun, bunları yapmak zorundaydık biz ! Batı'nın bir parçası olmak gerekti.

Ama ya açılan manevi çukurlar !.. Bunlar yaptıklarımızı giderek tehlikeye düşürür... Türk soyu ve ulusu ile kıvanacağımız varlıklarımızı, tarihin tozlu raflarından indirip ortaya koymalıyız. Nasıl bir soydan geliyorum ?.. Neler yapmışız ?.. Uygarlığımızın dünya uygarlığına katkısı nedir ? Milli Misak sınırları içinde kalan topraklarımızın geçirdiği tarih dönemleri nelerdir ?.. Bütün bunları arayıp ortaya koyacak bir müesseseye ihtiyacımız var. Böylece milletimizin manevi temelleri sağlamlaşır...' ” (1)

* * *

Mustafa Kemal Paşa, “Batı'nın bir parçası olmak gerekti” derken, aşağıdakilerini mi kastetmiştir ?

...

Kaynak : 1 Şubat 1931 tarihli Cumhuriyet Gazetesi.

(Cumhuriyet Gazetesinin alıntı kaynağı : ABD-Kaliforniya San Diyago şehrinde yayınlanan Evening Tribune gazetesi)

“...Lozan Antlaşması... BATI KÜLTÜRÜNÜ GELİŞTİRMEKTE... Türkiye, OSMANLI ÇERÇEVESİNDEN TAMAMEN KURTULMUŞTUR... TÜRKİYE BUGÜN, BÜTÜN ASYA’YI SARAN BATILILAŞMA HAREKETİNDE HAKİM BİR ETKEN OLMAKTADIR

...

Yine o dönemden benzer bir haber :

Kaynak : 18 Ekim 1929 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Başyazısı, (milletvekili) Yunus Nadi :

“…Bugün Türk, yalnız fes yerine şapka giymiş olmakla kalmış değildir. Türk, şeklen olduğu gibi, bütün icapları ile zihniyet noktasından dahi, tamamen Avrupalı olmak isteyen bir yolda bulunuyor ve bütün bu inkılâpları ile Türkiye, Avrupa’nın Şark’a (doğuya) doğru hakiki bir imtidadı (uzantısı) oluyor.

...

Konu ile ilgili diğer bir haber daha :

Kaynak : 25 Ocak 1925 tarihli The New York Times gazetesi. Yazar : Margeurite E. Harrison. (Canmehmet : Tercümesi tarafımızca yapılmıştır).

“…iş eğitimi almış olan çok az sayıda Türk vardır. Her zaman bir tarım ve asker toplumu olmuşlardı. (Birinci) dünya savaşına kadar, Türkiye’deki mali ve ticari işler, büyük oranda Yunanlıların ve Ermenilerin ellerinde bulunuyordu. Osmanlılar, Orta Asya’dan Anadolu’ya ve Balkanlara taşıp geldiklerinde, ticaret ve sanayiyi hali hazırda düzenlenmiş olarak buldular ve onlar için fetih işleri yaptılar… Buna ilaveten, toplumsal ya da siyasi olarak, Türkiye’nin yakın gelecekte bakacak olduğu yer Doğu değildir. Ankara Hükümeti’nin amacı, Osmanlı İmparatorluğu’nun bitmiş olan rüyasındaki gibi Batı’daki Asyalı bir güç olmak değil; Asya’da Batılı bir güç olmaktır.

...

Aşağıdaki son belge ile de, sanıyoruz ki konu tamamen anlaşılmış olacaktır :

Kaynak : 6. TÜRK DİL KURULTAYI, 1949 yılı. sy.4. (Ankara Yeni Matbaa,1950)

(CHP’nin 1949 Yılındaki Milli Eğitim Bakanı ve Türk Dil Kurumu'nun da Başkanı olan Bingöl Milletvekili Tahsin Banguoğlu, Dil Kurultay'ında anlatıyor) :

“Dr. Tahsin Banguoğlu : ATATÜRK, başına geçtiği, mukadderatını eline aldığı milletin ana dâvalarında daima sarih (açık) direktifler vermiş...

...Medeniyet sahasında yüzyıldan beri mevcut (olan) münakaşaları ortadan kaldırmış ve “HEDEFİNİZ GARP MEDENİYETİDİR, İLERİ' demiştir.

HUKUKTA, MUAREŞETTE (toplum ilişkilerinde) ve TEŞKİLATTA DA, MİLLETİ KAYITSIZ ŞARTSIZ GARB (Batı) MEDENİYETİ İSTİKAMETİNE SEVKETMİŞTİR."

* * *

Lozan Antlaşması ile Neler Dayatıldı ?

Bununla ilgili bir ipucunu, (Lozan Antlaşması ile birlikte) bize gönderilen "Danışmanlar" konusunda yakalayabiliyoruz.

- 1.Dünya Savaşı’nın galipleri, (yeni devlet yapılanmamız ile ilgili) bize neden danışman gönderdiler ?

Önce konu ile ilgili olarak, (Lozan Antlaşmasından 6 ay önce, 1923 yılı Ocak ayında) Mustafa Kemal Paşa’nın söylediklerini aktaralım :

...

Kaynak : 20 Aralık 1929 tarihli Milliyet Gazetesi.

1923 yılı Ocak ayında, gazetecilerle yaptığı görüşme tutanaklarından (Canmehmet : Bazı eski kelimeler, okunmasının kolaylaştırılması amacıyla tarafımızca günümüz kelimelerine çevrilmiştir) :

(Gazi Mustafa Kemal Paşa anlatıyor) “…Biz mecliste içtihat itibariyle sonsuz fedakarlıklar yaptık, belki de yapmak lüzumlu idi. Bundan dolayı anayasa maddelerine hiç de lüzumu olmayan zihniyetler girdi. Belki bundan dolayıdır ki adli kapitülasyonları kaldırtmak konusunda Lozan’da halâ zorluklar çekiyoruz.

Orada diyorlar ki : Sizin yapacağınız kanunlar, yine fıkıhtan, Kur’an’dan hüküm çıkartacak’.

Eğer bugün Lozan Konferansı’nda ve dünyada Yeni Türkiye’nin bir kredisi varsa, o da eski şekli kaldırmamızdan doğmaktadır. Bizim inkılabımız, eğer meşrutiyet inkılabı gibi sadece yüzeysel olsaydı, kimse önem vermezdi…”

* * *

Kaynak : 29 Aralık 1929, Milliyet Gazetesi, 2.sayfa (Canmehmet : Parantez içindeki açıklamalar tarafımıza aittir)

“Kapitülâsyonların Son İzi de Silinmiştir.

(Adalet Bakanı) Mahmut Esat (Bozkurt) Bey, (Yabancı) Adliye müşavirleri (Yargı Danışmanları) şerefine bir ziyafet verdi.

Müşavirler (danışmanlar), hususi (özel) memurumuz olarak bir sene daha hizmet edeceklerdir… Müşavirlerin vazifesi hitam bulmakla (görevi sone ermekle), kapitülasyonların son izi de silinmiştir…”

...

Yukarıda aktarılmış olan son iki açıklamadan, 1.Dünya Savaşı'nın Galipleri'nin, bize özel yasalar dayattıkları ve bunu kontrol için danışmanlar gönderdikleri anlaşılmaktadır.

İlgili Antlaşma maddesi de aşağıda verilmiştir :

...

Düstur, Üçüncü Tertip, Cilt 5. (1931, İstanbul, Necmi İstikbal Matbaası)

(Başvekalet Müdavvenat Müdiriyeti tarafından tab’ ettirilmiştir / Başbakanlık Eserler Müdürlüğü tarafından bastırılmıştır)

(LOZAN) SULH MUAHEDESİ (Barış Antlaşması), sy.235-236

XI.İDARE-İ ADLİYE'YE (Yargı İdaresine) DAİR BEYANNAME

24 Temmuz 1923 tarihinde imza edilmiştir.

" (1) Türkiye Hükümeti,1914-1918 harbine iştirak etmemiş (katılmamış) olan memalik tebaası (ülkelerin vatandaşı) hukukşinasanı meyanından (hukukçuları arasından) olmak üzre, Lâhey Beynelmilel Adalet Mahkeme-i daimesi (Milletler arası Lahey Adalet Daimi Mahkemesi) tarafından tanzim kılınacak (düzenlenecek) listeden intihap edeceği (seçeceği) Avrupalı Hukuk Müşavirlerini (Danışmanlarını), beş seneden dun (az) olmamak üzre, lüzum göreceği bir müddet için, Türkiye memuru sıfatile bilâ tehir (ertelemeksizin) hizmetine almak niyetindedir

...

(5) İşbu Beyanname, beş (5) senelik bir müddet için mer’idir (geçerlidir).

Lozan’da 24 Temmuz 1923 tarihinde tanzim edilmiştir (düzenlenmiştir).

M.İsmet (İnönü), Doktor Rıza Nur. Hasan." (imzalayan delegeler)

* * *

Artık Anayasa konusuna girebiliriz.

--- TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ YENİ BİR ANAYASA YAPAMAZ. ---

Yanlış Okumadınız.

YÜCE MECLİS, YANİ “EGEMENLİK MİLLETİNDİR” YAZISININ ASILDIĞI MECLİS, YENİ BİR ANAYASA YAPMA YETKİSİNE SAHİP DEĞİLDİR.

İŞİN GARİP TARAFI ŞUDUR Kİ, BU İDDİA BİR ŞAKA DEĞİLDİR.

...

Peki Bu Nasıl Olur ?

Bu konuyu özet olarak (Hukukçuların görüşleri ile) açıklayalım :

...

Hukukçular diyorlar ki :

Yeni bir Anayasayı ancak “Aslî Kurucu İktidar” yapabilir.

T.B.M.M. ise “Asli Kurucu İktidar” değil, “Tali (yan / ikincil) Kurucu İktidar” dır.

“Tali Kurucu İktidar”lar, ancak mevcut bir anayasada değişiklik yapabilir.

Peki, “Asli” ve  “Tali” kurucu iktidar nedir ?

* * *

Aslî Kurucu İktidar" : Hukuk-Dışı bir iktidardır. Diğer bir ifadeyle, bu iktidar, “hukuk boşluğu ortamında belirir... Bu tür hukuk boşluğu, sömürgelerin bağımsızlığa kavuşması, bağımsız devletlerin birleşmesi, bir devletin birden çok bağımsız devlete ayrılması, (veya devrimler, hükümet darbesi) gibi yeni bir devletin kurulması durumlarında ortaya çıkar.

“Aslî Kurucu İktidar”, açıkladığımız gibi bu iktidar devrim, hükûmet darbesi gibi olağanüstü durumlarda ortaya çıkmakta, mevcut rejimi devirmekte, anayasayı ilga etmektedir. Böyle bir iktidarı sınırlandırabilecek herhangi bir hukukî kural veya güç yoktur... Aslî kurucu iktidar, en üstün, sınırsız iktidar demektir...

"Tali Kurucu İktidar" : Bir anayasayı yine o anayasada öngörülmüş usûllerle değiştirme iktidarıdır. Tali kurucu iktidarın sahibinin kim olduğu, diğer bir ifadeyle anayasayı değiştirme yetkisinin hangi organa ait olduğu yine anayasalarda belirtilmektedir...

Sonuç olarak Tali Kurucu İktidar'ın yeni bir anayasa yapamayacağını, sadece mevcut bir anayasada, yine o anayasanın öngördüğü usûle uyarak değişiklik yapabileceğini söyleyebiliriz. (*)

* * *

Yukarıdaki açıklamalara göre :

- Bir askeri darbe ile hükümeti devirir, dilediğin şekilde yeni bir anayasa yaparsın. Sonra bu anayasayı, seçimlerle iktidara gelecek milletvekillerine teslim edersin. Ancaaaak...!

- Seçimle iktidara gelen milletin vekilleri, yeni bir anayasa yapamazlar. Sadece yapılmış olan anayasanın bazı maddelerini değiştirebilirler.

Öyle de, Meclis kürsüsünün üzerinde “Egemenlik Milletindir” yazmıyor mu ?..

* * *

4 bölümlük bu yazı dizisini sonlandırırken :

- Tarihimizi, bir siyasi parti, kendi siyasi ilkelerine göre (taraflı olarak) yazdırdı. Bu değişmelidir.

- 1924’ten itibaren yapılan Anayasalar, önceleri zorunluluktan olmalı; sonraları da askeri darbeler sonucu halkın değerlerinden, beklentilerinden kopuktur. (Öyle olduğu için "Kurucu Parti" iktidar olamamıştır ve olamamaktadır)

- Lozan Antlaşması ile (kabul edilir ya da edilmez) "Görünmeyen Bir El", ülkemizi “Batılılaştırmak” adına (yozlaştırarak) kelepçelemiş, kalkınması ve kendisini toparlaması da, kurulan düzen üzerinden siyasi ve ekonomik ayak oyunları ile her türlü yol denenerek engellenmiş, engellenmeye de devam edilmektedir.

- Şimdi Milletimizin beklentisine ve Devletimizin bugünkü gerçeğine uygun olacak yeni bir anayasa yapalım dediğimizde,  “Kurucu Parti -!-”  veya bugünün Ana Muhalefet Partisi mensupları, yapılan bir referandumda “Halkın %90'ı kabul etse dahi yeni bir anayasa yapamazsınız” diyor.

- Tamam. Yalan, yanlı olan tarihi değiştirmeyelim. Zorunluluk (darbe) anayasasını da değiştirmeyelim. Peki o zaman ABD Başkanı Biden’ın (24 Nisan 2021’de) söylediği gibi “Tekrar Konstantinopolis” mi olalım ?

- Evet... Ne olalım ? (son)

...

AÇIKLAMA VE KAYNAKLAR :

(*) Konu ile ilgili daha geniş bilgi için bkz :

Kemal Gözler"Türk Anayasa Hukuku Sitesi". (Erişim tarihi : 7 Mayıs 2021, saat : 15.24)

(1) Ruşen Eşref'in anısını, ismet Bozdağ 1974’te Milliyet Gazetesi'ndeki “Atatürk'ün Fikir Kaynakları" adlı yazı dizisinin, 15 Kasım tarihli 6.Bölümünde aktarır. Bu anıyı Ruşen Eşref, İsmet Bozdoğ’a 1957 yılında nakletmiştir. Erişim: 15 Mayıs 2016. (Bu alıntı, Akademisyen Onur Atalay'ın "Türk'e Tapmak" isimli kitabından aktarılmıştır.  Onur Atalay şöyle demektedir : "... her ne kadar Bozdağ, sika bir ravi (yani güvenilir bir aktarıcı) sayılmasa da, ben hatıranın genel çerçevesinden şüphe etmek için bir neden görmüyorum.")

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1117
Toplam yorum
: 2714
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1742
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster