Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
355
 

TBMM'yi boykot et ki; seni adam sansınlar

Herkes CHP’yi kurtarmak ve ciddi Bir muhalefet partisi yaratmak isterken; Millet iradesini ya da CHP’yi kim yok etmek istiyor? 

Mutlaka CHP’nin yaptıkları hakkında, herkesin bir fikri vardır ama, kendilerinin bile bir bilgisi olduğunu, hiç tahmin etmiyorum. Çünkü bilgisi olan bir parti, belli bir plân proje tahtında hareket eder. Bir projeyi başlattığı ama o projeyi tutturamadığı zaman, mutlaka bir B ve hatta C ve de D plânları da vardır. Son Anayasa değişikliklerinin meclisten geçmesini her kim istemediyse (?!) bu maddelerin meclisten geçtiğini gördüğü an, Deniz Baykal’ı yok etmek için, hemen o gece piyasaya bir video kaset sürdü. Ve bu şekilde Deniz Beyin yerine, gele gele her tür emri alabilecek, memurinden Kemâl Bey geldi. Pardon gelmedi.. Getirildi... 

Oysa Deniz Bey ne güzel vitesi %19’a takmış, hamulesi hizip olan bir tır gibi, yıllardır alıştığı yolda gitmeye devam ediyordu. “-Gelen gideni aratır.” değimine tam uygun bir adam olan, memurîn sınıfından Kemâl bey, Deniz Beyin tam tersi çıktı. Kemâl bey ile CHP siyasetinde tır dönemi kapanıp, partiye yanar döner söner, gelir geçer gider bir anlayış hakim olmaya başladı. Bir de anlaşıldı ki; Kemâl Bey için akla gelen her rakip siyasî suçludur. Ancak Ona buna şuna suç sıvama işi, bu kez İstanbul Büyük Şehir Belediye seçimlerindeki kadar kolay olmadı. Ya da ciddi ve geniş bir medya kesimi bu numarayı yutmamaya, Kemâl Beyin bol balonlu bir zat olduğunu anlamaya başladığı için, bu vasatı fazla zorlamamaya özen gösterdi. Medyanın bu yaklaşımı da Kemâl Beyi istemediği bir köşeye sıkıştırdı. Çok evvelden yazmıştım. Kemâl Bey’den bir şey olmaz diye. Benim ölçülerime göre: Kemâl Beyden memur dahî olmaz. Olmaz ama bu ülkede Kemâl Beyi bile aratmayacak, daha nice memurlar vardır. Bu ülkenin uzun seneler ilerleyememesinin ana sebebi de, o meşhur memurîn sınıfıdır “-Devletin malı deniz yemeyen domuz.” diyerek, sırtını devlete dayayan ve masalarında sürekli uyuyan, Binlerce memur bilirim Türkiye’de. Sadece TRT 13.000 ile 14.000 arası uykuda memur ile çalışıyor ve bu memurlar bizim verdiğimiz vergilerden aylık alıyorlarsa, verdiğimiz vergilerin vardığı cepler konusunda, bizim epeyce düşünmemiz gereği vardır. 

Biz yine dönelim CHP’ye. Kemâl Bey S.S.K. denilen bir zamanların arpalığını, nasıl çok ciddi ve maddî zararlara sürüklediyse, şimdi de aynı şekilde ama manevî zararlara CHP’yi sürüklemektedir. Ancak, bu kere, bu işi, dileye isteye yaptığını asla düşünmüyorum. Zaten dileğe isteye böyle bir şey yapılmaz. Bunu sadece bilgi yetersizliğinden, öngörü yetersizliğinden ya da durumun vahametini kavrama aklı olmamasından dolayı yapmakta olduğunu var sayıyorum. (Yani) Kendisine birileri tarafından dikte edilen rolleri, sadece doğru zannettiği için, bir acemi basiretsizliği ile yerine getirdiğini tasavvur ediyorum. Bu konuda ciddi bir inisiyatif kullandığı fikrinde asla değilim. Esasen ben, Kemâl Beyden inisiyatif kullanma yetisini de bekleyen biri değilim. Kendisi bu manada yetişmiş ya da kendini yetiştirmiş bir memur görünümünü de bana sergilememektedir. Belki de CHP’nin esas sıkıntısı da budur. Bir lider karizmasının eksik oluşudur. 

İnisiyatif kullanamayan bir insanın parti başkanlığı, CHP ve CHP üzerinden millet iradesi üzerinde oynanmak istenen, başlangıcında büyük ama giderek küçülen bir büyük oyun için idealdir. Korkarım ki; bu oyunu oynamak isteyenlerin de, dayanabileceği tek ve son sistem, CHP ortamı olarak kalmıştır. Zîra bu işin medya ayağı, asker ayağı, iş adamı ayağı, hukuk ayağı, finans ayağı kısm-ı azamı ile çökmüştür. Bugün CHP’nin Dört kutuplu görünümü de, oynanmak istenen bu tehlikeli oyunun son sahnelerine, gayet müsait bir zemin oluşturmaktadır.. Ne yazıktır ki; bu oyunun 11.5 milyon günahsız iştirakçisi de, kendi egemenliğinin CHP sayesinde meclise taşınması için oy kullanmış olan, gayet iyi niyetli millet fertleridir. Oysa, o iyi niyetli millet fertleri, AB’de bir ülkede yaşıyor olsalardı; seçimler sebebi ile tutuklu ya da serbest olan zanlılara, listesinde yer veren bir parti için, asla oy kollanmazlardı. Bir yazımda da açıkça elirttiğim gibi: Bir zanlı peygamber dahî olsa, hukuk önünde aklana kadar, o kişiye Dünya’da kimse ne seçim listesinde yer verir, ne de seçmen seçim listesinde gördüğü şaibeli kişi ya da partiye oy verir. Esasen her millet ferdinin, parlamentonun ve ülke istikbâlinin selâmeti de bu demokratik tutuma bağlıdır. Şu an bu değim olmuş olsa; kimsenin başında bir yığın dert olmazdı. Bu oyları verenler, Silivri’nin CHP eli ile TBMM çatısı altına taşınmasını istiyorlarsa, tabiî Onların bu müteessif amacına şimdilik diyeceğim pek bir şey yoktur. Ancak çoğunluk listede yer alan bu kişilere rağmen, mecburen CHP’ye oy vermiş olanlardır. Şaibeliler için kasten oy verenler ise; tabiî olarak neticelenen davalar ile birlikte, hukuk devletinden boylarının ölçüsünü alacaklar ve herhalde bu milletten de utanacaklardır. Ancak, bağımsız olarak seçime katılan Silivri sakinlerinin, seçilmek için gerekli olan oyu alamayışlarına bakarak, şunu net şekilde söyleyebiliriz ki; bağımsız Türk seçmeni de, “Meclisi lâv etmeye ve hükümeti devirmeye kasıttan” zanlı olanları, esasen meclise taşıyacak kadar, salak ve hain bir görünüm sergilememiştir. Tabiî belli çıkarları o düzenden olan bir azınlık, bu yaklaşımla oy kullanmış olabilir. Ama o azınlığın tümü dahî, bu şaibeli kişilerin, tekini bile meclise taşımaya, yeterli adette oy sağlayamamıştır. Ezcümle milletin çok büyük ferasetli bir ekseriyeti, Silivri keyfiyetini anlamış ve bu kişilerin, TBMM çatısı altına taşınmasını reddetmiştir. 

Seçim sonrası, CHP’nin bu ciddi iradeyi yanlış değerlendirmesi ise; herhalde Ona milletçe değil ama mihrakça verilen yeni görevin ifası içindir. Zannımca yeni görev talimatı da “- Siz zekice manevralarla meseleden uzak durarak, Silivri’yi kısa ve kanunsuz yollardan, iktidara boşalttıracak kanunî imiş gibi tuzaklar kurdurun ki; sonra o delikten gelen geçsin. Giden geçsin. Aksi halde meclisi protesto edin.” şeklindedir. Gidişata göre: Bu görev talimatının gücü ve ödenecek diyeti belli olmakla birlikte, kesin menşe’i kimse için henüz malum değildir. Ama elbet bir gün malum olacaktır. O zaman ne olacaktır? Olacaklar bu günden kestirmek de zordur. Ve fakat CHP şayet yemin etme basiret ve dirayetini gösterebilirse, bu yemin sonrası bir de kendini Türk milletine tarif etmekle yükümlü olacaktır. Zîra CHP’nin kimliği artık çoğu vatan evlâdı için belli değildir. 

“-Efendim bütün bunlar lâf-ı güzaf. Saçmalamayın!..” diyenler de mutlaka çıkacaktır. Onlara tek bir sualim olabilir. CHP şayet kendi iradesi tahtında davranıyorsa: Bana CHP’de doğru giden, kitlenmemiş olan, tek bir mesele göstersinler. Ya da akılcı, yardımcı, uzlaşıcı bir fikir , bir yaklaşım, insan onuruna yaraşır, demokrat bir tavır göstersinler. Kendi ayağına ve hatta kafasına kurşun sıkmayan bir tek ön plân adamı göstersinler. Ki ben de bu sözü söyleyenlere hak vereyim. İşte bu asla mümkün olamayacaktır. CHP siyanür ile intihar edip, tıkandığı için, artık alamayacağı son nefesinde doktora “-Beni Sen kurtar. Benim adıma Sen nefes al” diye yalvarır bir durumdadır. Oysa, inanılır gibi olmayan gerçek, bu yazı bile CHP’nin kurtulması içindir. Bir millet seferber olmuş CHP’yi kurtarmaya çalışırken, CHP’nin tüm tayfasının Silivri’ye sarılarak intihar etmesinin, ne anlamı vardır? Şayet bunun bir anlamı var ise; A plânı berbat olduğuna göre; bu zevatın B, C, D plânları nedir? Nerededir? Şayet bu türden bir plânları yoksa, bu durum inisiyatif dışı bir baskı ile hareket edildiğine delil ile Millet iradesini ya da CHP’yi kim yok etmek istiyor? sualini doğru bir sual kılmaz mı?!. 

Nerede başlamıştık? Anayasa değişiklikleri ve kaset meselesinden başlamıştık. Şimdi bu direnç bir netice vermezse, ne olacağını, o gizli elin ya da amirin ya da mihrakın ne yapacağını ibretle bekliyorum. İlk ihtimâl Kemâl Bey memurunun değiştirileceği cihetindedir. Ancak ondan da önce, ara seçim görünecek gibime gelmektedir. Ara seçimde CHP baraj altı kalırsa hiç şaşırmam. Esasen kalmalı da. Kalmalı ki; milletten ders almalı. Aldığı dersi de iyice anlamalı. Anlamalı ki; Türkiye ve bu millet artık eski yolunda değildir. Çok başla ve çağdaş bir yolda, medenî bir şekilde ve medenî olma yolunda ilerlemektedir. Ve bu yolu da değiştirmek niyetinde hiç değildir. 

Bu sebeple de Kemâl Bey’in ifade ettiği gibi, “Başbakan CHP’nin önünde diz çöküp, Onlara yalvarmayacaktır.” Ama Onlar muhtemelen “tükürdüklerini TBMM ve bu millet önünde yalayacaklardır.” İyi de bu yalama fiili ve fikri iyi bir fiil ve fikir midir? Asla iyi bir fiil ve fikir değildir!. Bu yol CHP’yi daha da yalama yapacak bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımla ve bu akıl tutulması ile emir altındakiler, bu sefer de her işe ket vurmaya, direnmeye başlayacak ve çözüm Anayasaya geldiği zaman, büyük bir ihtimâl ile yine ipler kopacaktır. Gözlemlediğim kadarı ile CHP ne Anayasa yapmaya, ne de PKK sorununu çözmeye, ne de demokratik açılıma katkı vermeye muktedir bir parti değildir. Öyle olmak bir yana, kendi içini bile düzene koyabilecek dirayeti sergilemekten bile henüz çok uzaktır. Yoksundur.. Acizdir... Bugün CHP’ye mutlak lâzım olan, Çağı anlayan, Türkiye’yi iyi okuyan, kayıtsız şartsız millet iradesine inanan, devlettin millet emrinde olması gerektiğini kabul etmiş çok mükemmel kadrolar ve bu kadrolara lâyık bir liderdir. Bu gerçeği anlayamazlarsa, ilk seçimde akıbetleri, kendilerini yöneten güçsüz gücün yanına gitmekten ibaret olabilir. 

Haydar Volkan  

Çiftehavızlar:06.07.2011 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 148
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 481
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster