Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Haziran '14

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
235
 

Tebeşir dairesi

Tebeşir dairesi
 

Hani kimi zaman ne yapacağınıza bir türlü karar veremezsiniz ya, işte öyle bir an. Okumaya çalıştığınız gazete içinizi sarmaz bir türlü, televizyonu açarsınız, açmanızla bir iki kanal değiştirip anında kapamanız bir olur.Sonra yarısına kadar gelip bırakatığınız okumakta olduğunuz kitap gelir aklınıza. Alır zar zor bir iki sayfa okuyup yeniden bırakırsınız, olmaz başaramazsınız okumayı. Müzik? Müzik içinizin notalarıyla uyuşmaz olur. Ne yapmalı? Gelir oturursunuz sessizlikte balkona, camların ardında dalıp gidersiniz. Bu sefer günlük koşuşturmanın gürültüleri içinde pek de farkına varmadığınız kulaklarınızın uğultusu başlar inceden. İnceden bir su şırıltısı sesi giderek büyür kulaklarınızda. Sahi, ne zamandır kulaklarınız uğulduyor? Tansiyonunuz yükselmiş olmasın? Adam sende…Yaşlanıyorsunuz ne de olsa. Yaşlanıyorsunuz’u var mı, bayağı yaşlandınız artık.
     Sonra içinizin “la” sesine akortlu inceden sesi, hafiften diyezle başlar bütün sesleri bastırır, alır götürür sizi. Nereye? Nereye mi; yıllardır içerisinde bir tutsak hayatı yaşadığınız “tebeşir dairesi” nin dışına. Ne güzel, tam “yaşasın özgürlük” diye bağırmak üzeresinizdir, kendinizle karşılaşırsınız dışarıda. Kaşlarını çatar, azarlama bulutlarının kararttığı bir bakışla tutar elinizi ve sorar. Nereye gidiyorsun? Çaresiz yeniden bu sefer birlikte dönersiniz dairenizin içerisine. Hani bir arzunuz vardı eskiden. Bir sahil kasabasında geçen çocukluk yıllarının etkisi olmalı. Denizci olmak isterdiniz hep. ”Erguvan yelkenli” bir gemiye binmek, çekip gitmek gönlünüzün denizlerine. Sahi denizlere “tebeşir dairesi” çizilemez değil mi?
     Aslında kimsenin daire filan çizip, sizi onun içine kıstırdığı filan da yoktur. Almışsınızdır elinize bir tebeşir devamlı etrafınıza daireler. kareler, üçgenler çizerek kendinizi onların içine kapatıyosunuz.İ şinize öyle geliyor değil mi? Ne kimseyi sokuyorsunuz içine, ne de kendiniz dışarı çıkıyorsunuz. Öyleyse oturun içeride kulaklarınızın gönlünüzün sesini bastıran gürültüsünü dinleyin. Mutlu musunuz? Oysa mutluluk dairenin dışında, gönlünüzün sesini dinlemek istiyorsanız o da dışarıda. Biliyor olmalısınız kesinkes; tebeşir çizgileri kolay çizilir. Bir okadar da kolay silinir oysa. Silin onları. Kendimi dairenin dışında bıraktığımı sanıyordum, o da benimle gelmiş demek. Şimdi bana akıl öğretiyor aklısıra. Haydi gel birlikte çıkalım...
     Aslında her şey o kadar kolay ki. Zorlaştıran bizleriz. Bir mucizeymiş gibi başlayan her yeni güne, hafiften bir gülümsemeyle uyanmak bile yeterli kimi zaman. Kimi zaman ıslak bir çamaşır gibi bizi sarıp sarmalayan kötümser duygulardan kurtulmak da bir o kadar kolay. Ve aslında içimizi bir bahar havası gibi dolduran mutluluk esintilerine kendimizi bırakıvermek, daha da kolay. Bir o kadar da gerçekçi. Bir iyimserlik havası içerisinde yaşamın çelişkilerini yakalamak, onları böylece değerlendirmek, toplumsal gel gitlerden etkilenmemek ve çözüm yolları aramak ve üretmek de daha kolay ve gerçekçi olmalı.
     Aslında yaşamın zorlukları, korkuları, kötülüklerinin hiç de az olmadığı da bir gerçek. Ama onlarla dingin bir ruh hali ve iyimserlikle başaçıkabilmek, mücadele edebilmek daha kolay. Tebeşirle daireler çizeceğinize çekin üzerlerine birer çarpı olsun bitsin. Elias Canetti “Günler bir damlaya dönüştü. Her gün bir damla gibi; hiçbir şey birikmiyor” dese de, damlaları biriktirmeye bakın. Çünkü ;
“Karataştan su damla damla akar,
  Birikir, bir gümüş yol olur.”
     Dalıp gitmişim, yağmur epey zamandır yağıyor olmalı. Bahara durmuş telli duvaklı gelin gibi beyaz çiçeklere kesmiş, sırılsıklam bahçedeki kiraz ağacı, mutluluktan gülümsüyor gibi geldi bana. Camın üzerinde biteviye biriken yağmur damlaları, gümüşten yollar çizerek akıp gidiyorlardı. Yağmur sanki içimi yıkamış,bütün  “tebeşir daireleri” ni silmişti. Eski bir şarkı gibi devam ediyordu, inceden. Sanki içim ferahlamış, kulaklarımın uğultusu duyulmaz olmuştu…
 
 
 
 
 
                                                                                             Akın YAZICI
 
Şennur Köseli bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 184
Toplam yorum
: 432
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 376
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster