Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
902
 

Tecavüz nedir?

Tecavüz nedir?
 

Bundan üç buçuk sene önce “Tecavüzü kelimelerle anlatmak mümkün mü?” diye sormuş ve doktor Monika Hauser ile ilgili aşağıdaki çeviriyi paylaşmıştım. Eyyüp Can’ın, “Erkek, savaş ve tecavüz: Ahhh bu ayrılmaz üçlü @Radikal@hurayse” adlı twitter mesajını görüp Ayşe Hür’ün erkek, savaş ve tecavüz konulu yazısını okuyunca, ben de söz konusu makaleyi tekrar paylaşmaya karar verdim. 

Kahramanımız Monika Hauser İsviçreli bir jinekolog ve “Medica Mondiale” adlı vakfın kurucusu. Bu vakfın amacı savaşlarda travmatize olmuş kadınlara yardımcı olmak. Der Spiegel bu kadın doktorun çalıştığı ülkeler ve kurbanlarla ilgili “Sohbet, süt ve bal” adlı çarpıcı bir makale yayınlamıştı. Ben kendi adıma tecavüz denilen olguyu bu kadar yalın ve bir o kadar sarsıcı yansıtan başka bir çalışmaya rastlamadım.

Okuyunca sanırım bana hak vereceksiniz.

Savaş ganimeti olarak “helal” görülen kadın ve kızlar için bunun ne anlama geldiğini daha iyi anlayacaksınız.

Aradan geçen üç buçuk yıl içersinde bölgemizdeki savaş rüzgârlarının fırtınaya dönüşmüş olmasına daha da çok yanacaksınız.

Zuhal Nakay

 

 

DER SPIEGEL 50/2009

Travma

SOHBET, SÜT VE BAL

Hakkında konuşamadığınız yaraları nasıl sararsınız? Köln'lü jinekolog Monika Hauser savaşta tecavüze uğrayan kadınlarla ilgileniyor. Çoğu o konuda konuşmaya cesaret edemiyor. Hauser buna rağmen ruhlarını tamir etmeye çalışıyor – travma terapileri ve traktörlerle.

Mercedes Transporter marka arabasıyla ölüm yolundan sapıp, Racaj köyünün bulunduğu dağlara doğru yol alıyor. “Katliamlar burada yapılmıştı” diyor kadın doktor ve camdan sisli tepelere doğru bakıyor. Sırplar bu yoldan gelip evleri yakıp, erkekleri vurup, kadınlara tecavüz etmişti. Monika bu yüzden burayı mesken edindi.

Aradan on yıl geçti. Racaj'da yanan evler çoktan kırmızı tuğlalarla yeniden inşa edildi. Katledilen erkekler mezarlıkta yatıyor. Kadınlar hala burada, ancak birçoğu onlarla beraber gömülmüş olmayı tercih ederdi. Köln'lü jinekolog Medica Mondiale adlı organizasyonla beraber bu kadınlar için savaş veriyor. Kadınlar için en kötü olan yerlerde çalışıyorlar: Kosova, Arnavutluk, Afganistan, Liberya ve Kongo'da.

Monika Hauser üzerinde mavi gri Medica logosu bulunan Transporter'i bir jinekoloji ambulansına dönüştürmüş. Kosova'nın batısında yer alan bu köylerde kadın doktorları çalışmıyor. Ayrıca tıbbi bir muayene kadınların evlerini terk etmesine bile neden olabiliyor. Ambulansın Racaj'ya gitmesine izin çıkması için Medica'nın epey bir mücadele vermesi gerekmiş – sadece avlunun içine park edebiliyorlar, kimsenin görmemesi gerekiyor.

50 yaşındaki Hauser Kosovalı toplumun kurbanı suçlu görme geleneğini anlatıyor: Tecavüze uğramış bir kadın tüm aile için utanç kaynağı demektir, buralardaki anlayış böyle. Tecavüze uğrayan eşlerini terk eden erkeklerden bahsediyor, çünkü yüzyıllık “kanun” böyle diyor, örflere göre dul kalan kadınlar ya kayınbiraderleriyle evlenebiliyorlar ya da evlenmiyorlar. “Tecavüz konusunun üzerinde koskocaman bir sessizlik hüküm sürüyor, etrafı beton bir duvarla örülmüş” diyor Hauser.

Dışarıdaki köy yolundan arabasının önüne bağladığı zayıf atı kamçılayan genç bir çocuk geçiyor. İçerde ise Racaj'li kadınlar Alman doktorun etrafını sarıyor, ilk defa liseye devam edebilen kızlarından, aileyi besleyen inek sütünden ve acı hatıralarını yumuşatmaya yardım eden Valium'dan bahsetmek istiyorlar. Aynı zamanda ilk hasta, içinde ultrason aleti de bulunan ambulansta jinekolojik muayenesini olmak için sıraya giriyor.

Her şey Bosna'da tecavüze uğrayan kızlardan ve kadınlardan bahseden haber makalesiyle başlamış. O zamanlar 32 yaşında olan kadın doktorumuz bunları okuyunca yardım kuruluşlarında çalışmaya karar vermiş. Ancak ona deli gözüyle bakmışlar, BM çalışanlarına göre tecavüze uğrayan Müslüman kadınları zaten topluma geri kazandırmak mümkün değilmiş.

Buna rağmen Hauser yola koyulmuş, plansız ve parasız bir şekilde. Birkaç ay sonra tam da savaşın orta yerinde dünyanın ilk tecavüze uğrayan kadınlar terapi merkezini kurmaya başarmış. Geçen sene ona bu çalışmalarından ötürü alternatif Nobel ödülünü vermişler.

Vücutları iyileştirmeye çalışmış, ama daha çok da tecavüze uğrayan kadınların parçalanmış ruhlarını tekrar toparlamak için uğraş vermiş. Kurbanlara tıbbi yardım, psikolojik ile hukuksal destek ve mümkünse gelecek perspektifi verilmeye çalışılıyor. Dışlananların hayatta kalabilmelerini sağlayacak yardımlar bunlar.

Arılar, inekler ve traktörler: Kosova'daki reçete böyle. Medica uzmanları kadınlara arı kovanı yapmalarını ve balı pazarlamalarını öğretmiş. Güney Tirol'lu (Bavyera) kadınlar Kosovalı kadınlara süt inekleri bağışlamışlar, kadın başına birer tane. İlk dişi buzağı doğunca çiçeği burnunda çiftçi kadınlar bunu gruptaki diğer bir kadına vermek zorundalar. “Tüm bunları yapmak zorundaydık, çünkü bizim dışımızda bunu yapan yoktu”, diyor Monika Hauser.

Organizasyonun bugün yurtdışındaki projelerde 100 adet çalışanı var. Köln'deki merkezde 40 kadın çalışıyor, 50 tanesi de gönüllü olarak. Almanya'da sürdürdükleri “Konuşma Zamanı” adlı kampanyaları ses vermiş. Amacı ikinci dünya savaşı sırasında iki milyon kadının başına gelenleri hatırlatmak.

Şu anda Hauser bir haftalığına Gjakova'da, Kosova'daki bir küçük şehirde. Köylerdeki kadınları ziyaret edip, yardımcılarını eğitmek istiyor. Bundan ötürü yanında bir travma terapisti olan Ingeborg Joachim'i almış. Akşam beraber yemek yiyip, savaştaki tecavüzlerin dürtüden ziyade savaş taktiği olarak kullanılmasından bahsediyorlar. Savaşlar olalı beri kadınlar zafer kazananların ganimeti sayılıyor. Üniformalı tecavüzcüler insanları daha derinden ve uzun süreli yaralıyor. Homer bile Yunanlıların Truvalı kadınları aralarında pay etmesinden bahseder.

Tecavüzlerin amacı aşağılamak, düşmanın kızlarını ve kadınlarını hamile bırakarak artık bir işe yaramadıklarını göstermektir. Bu şekildeki bir yıkımın etkisi savaştan çok sonra bile devam ediyor. Kadınlar utancı kendilerinde görüyorlar ve bir ömür boyu ıstırap duyuyorlar, hatta bu acıyı çocuklarına bile naklediyorlar.

20,000'den fazla kadın Bosna'da, binlercesi de Kosova'da Sırplı askerler tarafından tecavüz edildi. Hutu kasapları Ruanda'da iş başındayken, UNO özel temsilcisine göre tecavüz etmek kuraldı. WHO'nun yaptığı bir araştırmaya göre Batı Afrika'daki Liberya'da kadınları %75'i tecavüze uğramış – savaşın cephe değiştirip yeni isyancı çetelerin gelmeye başladığı her defasında yeniden.

Tabi ki Monika Hauser'in bu kötülüklere son vermesi mümkün değil. Ama dünyanın bu kadınların başına neler geldiğinden haberdar edilmesini istiyor. “Savaşlar devam ediyor ve biz hep aynı hüzünlü, kırılmış yüzlere bakıyoruz.”

Dünya da bakmaya başlıyor. Birkaç sene önce aktris Nicole Kidman, Hauser'in Kosova'daki projesini gidip gördü. Ağustos ayında Hillary Clinton Kongo'da tecavüze uğramış kadınların kampını ziyaret etti. UNO genel sekreteri de geldi. Ban Ki Moon'un Goma'daki bir hastane ziyareti sonrasında rengi solmuştu. “Kadınların derin yaraları var, rahim, idrar torbası ve rektum duvarları parçalanmış durumda, bu yüzden bünyeleri zayıf ve hastalıklara açık” diyordu.

Monika Hauser zamanında pasifisti, ancak gördüklerinden sonra artık bunun mümkün olamayacağını söylüyor. Çalışanlarıyla beraber şiddetin sonuçlarını yumuşatmaya çalışıyor. Kosova'da jinekolog Münire Zuna on yıl boyunca Medica ambulansıyla köyleri ziyaret etmiş. Tecavüze uğramış kadınların saklamaya çalıştıklarını görmüş. Kollarında kesik yaraları açmış ve derilerini yolmuş kadınlar görmüş. Bazıları fena halde yaralanmış olarak Münire Zuna'nın önüne geliyormuş. Jiletle vajinalarını parçalamışlardı ve susmaya devam ediyorlardı.

Kadın doktor kapıyı kilitlemenin iyi geldiğini görmüş ve başta tümüyle tıbbi konulardan konuşmanın da en doğrusu olduğunu. Hastalar kanamalar ve şiddetli sancılardan şikayetçiymiş. “Hepsi travma yaşıyorlardı” diyor Zuna. Bazıları neredeyse her hafta kanser şüphesiyle geliyormuş. “Sorunlarının savaşla bir ilgisi olabilir mi?” diye sorunca, ağlamaya başlamışlar.

Medica'nın Kosovalı danışmanları eskiden avukat, sosyal yardım çalışanları, öğretmenlermiş. Medica onları travma terapistleri olarak eğitmiş. O zamanlar Kosova'da psikolog bulunmuyormuş. Kadınlar haberdar edilmiş, kapıları çalınmış, usulca yardım teklif edilmiş. Bu yolla 2004'ün baharında Nur'a rastlamışlar.

Onları kocası içeriye almış. Kendisi o kadar titriyormuş ki, ayakta duracak hali yokmuş. Bugün ise güzel giyinmiş ve süslenmiş olarak karşımızda, çünkü Monika Hauser'e kendi yönettiği grubundan bahsetmek istiyor. Medica çalışanları onu bulduklarında neredeyse senelerdir evinden çıkamıyormuş. Herkesin başına neler geldiğini yüzüne bakınca anlayabileceğinden eminmiş. Geceleri uyuyamıyor, sabahları da kalkamıyormuş. Kafasında tek bir şey varmış, kendisini öldürmek.

Köyünün erkeklerini Sırplı milisler öldürmüşler, kadınları da yanlarında alıp bir eve götürmüşler. Her birini bir odaya koymuşlar. Bunları anlatırken Nur'un nefesi kesiliyor ve ağlamaya başlıyor. “Başladılar. Çoktular. Gençtiler. Yaşlıydılar. Üç gün sürdü.” Tüm vücudu ısırık ve çürük yaralarıyla bezenmiş. Çocuklarıyla beraber Arnavutluğa kaçmış. Oradaki kamp doktoru hamile olduğunu söyleyince Nur bayılmış. Kendine geldiğinde kadın doktor ilk olarak, kocasına anlatmayacağına söz vermiş. Bu çocuğu doğurmak Nur için imkansızmış.

Kocası savaştan dönünce Nur çok zayıf ve adeta taşlaşmış gibiymiş. Eşi onu teselli etmeye çalışmış:”Evi kafana takma. Önemli olan yaşıyor olmamız.” Susmuş, utanç ve korku içersinde. Kocası neden yatakta ölü gibi yattığını anlayamamış. Birkaç defa kız arkadaşlarına açılmaya çalışmış, askerlerin gelmesinin ne kadar korkunç olduğunu söylemiş. Arkadaşları iyi ki de bizim başımıza gelmemiş deyince, Nur susmaya devam etmiş.

Sonunda Medica çalışanlarına güven duymuş, onlara her üniforma gördüğünde nasıl titrediğini anlatmış. Ne zaman ekranda savaş görüntüleri belirse, ısırık ve çimdiklerin acısını tekrar yaşadığını. “Anlattıkça, daha iyi hissettim.” Tekrar kapıdan dışarıya çıkmaya cesaret edebilmiş. Ama komşuları düşmanca karşılamış. “Başına neler geldiğini biliyoruz. Tekrar nasıl iyileştin?” diye sormuşlar. Sonunda kocasına dahi anlatabilmiş. O da zaten çoktandır tahmin ediyormuş.

Nur tekrar çalışacak kuvveti bulmuş kendinde. Aile traktörünün yedek parça ve teçhizat eksikliklerini Medica tamamlamış. Başka köylü kadınlarla beraber saman topluyor, mısır, buğday ve sebze yetiştiriyorlar. Aradan geçen zaman içersinde ayda 250 Euro kazanmaya başlamış. Kocası ve üç çocuğunun geçimini bununla temin ediyor. Nur, Medica'nın himayesinde olan 9000 kadın içersinde yaşadıklarından bahseden çok az sayıdakilerden biri.

Monika Hauser başka bir evi daha ziyaret ediyor. Ziyaret ettikleri 64 yaşındaki kadın on sene önce kocasını, oğlunu, erkek kardeşini, kayınbiraderini ve bir yakınını daha kaybetmiş. Sigara tiryakisi. Askerlerin erkleri nasıl kadınlardan ayırdıklarını anlatıyor. Kızı araya girip, “Burasını geç!” diyor. Böylece anne kızını nasıl ölü gibi dere yatağında yatarken bulduğunu anlatıyor. Kızı aklını kaybetmemek için dua ettiğini söylüyor. Annesi “Neden işlenen suçu saklıyoruz? Biz bir yanlış yapmadık ki. Neden konuşmuyoruz?” diye soruyor. Kızı susuyor.

Monika Hauser'e anneannesi Elsa dünyanın kadın ve erkekler için farklı bir yer olduğunu öğretmiş. Evdeki 13 kardeşin yükünü daha fazla çekmemek için bilerek hamile kalmış. Ancak kocasında da şiddet görmüş ve Monika bu adamın çok sevdiği dedesi olduğunu sonraları anlamış. Şiddete karşı gelmeyi bir nevi aile meselesi olarak görmüş.

Genç bir jinekolog olarak Aids'li hamileleri tedavi etmiş. Diğer doktorlar bu “pis” işi üzerine almasından fazlasıyla memnuniyet duymuşlar. Altı yaşındaki bir kız çocuğu bacak arasındaki bir yırtıkla hastaneye kaldırınca bunun nedenini araştırmak isteyen tek doktorun kendisi olmasına şaşırmış. Babası anaokulunda masanın üstüne düştüğünü söylemiş. “Buna nasıl inanırsınız!” diye çıkışınca diğer doktorlar gözlerini devirmiş.

Erkekler hep suçlu, kadınlar da hep kurban olunca, onlardan nefret edilmez mi? Bu sorunun üzerine kadın doktor gülüp, “Evimde iki tane var” cevabını veriyor. Medica Mondiale'nin kocası olmadan var olamayacağını vurguluyor. Evdeki yükümlülüğünü o omuzluyormuş. “Eşit şartlarda bir evliliğimiz yok. Katıldığım veli görüşme sayısı bir elin parmağını geçmez” diye ekliyor. Oğlu Luca 13 yaşındaymış. Annesinin neler yaptığını biliyormuş, ama Kabil'e uçtuğu zamanlar işinden nefret ettiğini söylüyormuş.

Buna rağmen gidiyor, gittikçe daha da tehlikeli bir hal almasına rağmen. Kandahar'daki merkezlerini kapatmak zorunda kalmışlar. Geriye üç tane merkez kalmış, ancak oradaki yaşam şartları korkunç diyor. Çocuklar evlendiriliyor, ensest ilişkiler yaşanıyor ve namus cinayetleri işleniyor. Çoğu zaman tecavüze uğrayan kadınlar hapishaneye atılıyor. Ve Medica'nın avukatları onları özgürlüğe kavuşturmayı başarırlarsa eğer, geri dönebilmeleri için mollalarla, köyün en yaşlısıyla, aileleri ve komşularıyla tekrar ayrı ayrı pazarlık yapmak zorunda kalıyorlar.

Bir keresinde 15 yaşındaki bir genç kız Medica'ya sığınmış, tecavüzü gizlemiş, bebeği de doğurup boğmuş. Şimdi de ailesi onu öldürmek istiyormuş. Monika Hauser polise haber vermeyi önermiş. Ama Afganlı kadın doktor tereddüt etmiş: “Bu yola son başvurduğumda, hastama orada da tecavüz etmişlerdi.”

Kadın yardım kuruluşunun başka bir çalışanı Hauser'e kocasından her akşam dayak yediğini söylemiş. O gün işte kaç çalışanla yattığını soruyormuş. “İnanılır gibi değil” diyor Monika Hauser.

Başka bir inanılmazlıktan da daha yeni dönmüş durumda. Kosova'ya gitmeden önce Liberya Fishtown'daki Medica merkezini ziyaret etmiş. Ülkenin en geri kalmış köşesine ulaşmak için iki gün boyunca arabayla yağmur ormanlarının içinden geçmesi gerekmiş. Merkezi 2007'de açtığında umutlarla doluymuş. Kadınlar rengarenk giysiler içersindeymiş ve başlarına geçirdikleri beyaz kartonların üzerine ”Küçük kızlara tecavüz etmekten vazgeçin!” diye yazmışlar. Yeni kadın başkanın kendisi de hayatta kalmayı başarabilen bir cinsel şiddet kurbanıymış.

Ancak sorunlar baş edilebilecek gibi görünmüyor. Fishtown'da kara büyü inancı, çeteler ve rüşvet kök salmış durumda. Orada yaşayan insanları şiddet köreltmiş. Feci derecede fakirler. Medica çalışanları kızları tecavüze uğrayan aileleri suç duyurusunda bulunmaları konusunda uyarıyormuş. Ancak tecavüzcü aileye para ödeyince şikayetlerini geri çekiyorlarmış, üç veya dört dolar karşılığında.

Her şeye rağmen mahkum olan tecavüzcülerin cezalarını nasıl çektiklerini merak eden Monika Hauser, hapishanenin önündeki plastik sandalyelerde oturan dört erkekle karşılaşmış. İkisi mahkum, diğer ikisi de gardiyanmış. ”Zaten nereye kaçabilirler ki, etraf hep orman” diye savunmuş gardiyanlar kendilerini.

Hauser'e göre Liberya olabilecek en çetin meydan okuma yeri. Tüm çalışanlarına kendilerine çok dikkat etmelerini, sınır koymalarını ve böylece her gün karşılaştıkları sefalet içersinde boğulmamalarını tembih ediyor. Hauser'in başına bu gelmiş, 1995'de çökmüş ve üç aylık hasta raporu almış. Ondan beri jogging yapmaya ve saksafon çalmaya gayret ediyor, haftada bir veya iki kez buna zaman ayırabiliyor.

Kosova'da gecenin geç saatlerine kadar travma terapisti Ingeborg Joachim'le beraber çalışanları için seminerler düzenliyor: Öncellikle güven inşa edilmeli, hastalar daha dengeli bir hale getirilmeli, ondan sonra tecavüzle yüzleştirilmeli. Sonunda ise bu yaşananlar hayatlarının geride kalan bir bölümü haline getirilmeli.

Ingeborg Joachim, Kosovalı çalışanlara travmayla baş etme yöntemlerini gösterdi. Örneğin hastasıyla hatırladığı bir yer ve saatte buluşup, oradaki bahçenin toprağını beraberce kürekliyorlar. Veya masaj yapmasını öğreniyorlar. Önceleri bu öneri alayla karşılanmış, ancak artık kendileri bile masajın acıları hafiflettiğini söylüyorlarmış.

Savaş dulları Kosova'da ayda 36 Euro emeklilik maaşı alıyor. Arıcılık yaparak, süt satarak veya süt toplama merkezlerinin başında durarak bunun on katını kazanma imkânları var. “Bazı kadınlar intihara eğilimliydi, ancak bugün çiftçilik fuarlarında ballarını pazarlarken görüyoruz onları”, diyor Hauser.

Belki her şeyden çok, işin kendisi bu kadınları hayata geri bağladı. Hauser gezisi sırasında Dobroş köyündeki genç bir dulu da ziyaret ediyor. Ürettiği akasya, kır ve kestane balıyla ailenin on bir üyesine bakıyor. Balı saf olarak çay bardaklarında sunuyor. “Bu ona olanlardan kaçabilme fırsatı veriyor”, diyor kayınvalidesi.

Kosova'da hala Gjakova'da gömülü olan Mehmet Efendi'nin kızları örnek alınıyor: Bir avluda altı adet gösterişsiz mezar bulunuyor, yanı başlarında içersinde birkaç mumun yandığı bir kutu duruyor. Üç yüzyıl önce Avusturya Osmanlı savaşı sırasında bu altı kız kardeş avluda çamaşır yıkarken, onlara tecavüz etmek isteyen Avusturyalı askerlere yakalanmışlar. Onlar da kaynar suları başlarından aşağı dökmüşler. Utanç yerine ölümü seçmişler.

 

Kaynak: Der Spiegel, “Traumata: Gespräche, Milch und Honig”

Çeviri: Zuhal Nakay / Y. Mimar

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tecavüz tek kelimeyle insanlığın onlarca yüz karasından sadece biridir. Eski Yunan medeniyetinde (!) bile komşu ülkelere gemilerle sefer düzenlenir ve güçlü erkeklerle genç kızlar köleleştirilir Yunanistana getirilir, esir pazarlarında satılırdı. Osmanlı'da da benzer durumlar yaşandı. Yaban hayatta Aslanlar yalnız yaşayan dişi aslanların yavrularını öldürür ve annelerini sürülerine katarlar. Diyeceğim tecavüz insanların genetiğine işlemiş bir sorundur. Bana göre tecavüzlerin sona ermesi için savaşların, savaşların sona ermesi içinde bütün insanların tek kültür altında birleşmesinden başka bir çıkar yol olduğunu düşünemiyorum. Çünkü insanlar anlaşamadığında, çatışacak ve çatıştıklarında da 1001 türlü mezalim yapacaklardır. Nasıl büyük balık küçük balığı yutarsa, güçlü insanlar, toplumlarda zayıfların canına okumaya devam edeceklerdir. Ben bu nedenle insanlar nasıl ve ne şekilde birbirleriyle anlaşabilirler sorunu üzerinde araştırılması ve tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Selamlar

Matilla 
 30.09.2014 21:22
Cevap :
Dünya genelinde insanların birbirleriyle daha iyi anlaşmalarını sağlamak tabii ki çok önemli, ama ne yazık ki gerçeklemesi çok zor hatta imkansız olan bir hedeftir. O yüzden öncellikle savaşları önlemenin yolunu bulmanın daha gerçekçi bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Çünkü tecavüz ve her türlü insan hakkı gaspı en çok savaş bölgelerinde işleniyor. En çok savaşlar büyük balıkların küçük balıkları yutmasına fırsat veriyor ve en çok kadınlarla çocuklar bundan zarar görüyor. Ateş de düştüğü yeri yaktığından, savaşa uzak olanlar bunu o kadar da önemsemiyor. O yüzden günümüzde savaştan uzak durabilmek ve bu anlamda kendini savunabilmek bir ülkenin hala en hayati konusu. İlginize çok teşekkürler, saygılarımla...  01.10.2014 11:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 552
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster