Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
722
 

Tecavüze uğruyorsunuz, haberiniz var mı?

Tecavüze uğruyorsunuz, haberiniz var mı?
 

Bilgiden yoksun toplumların, başkaları tarafından yönetildiklerini görmek gerekir. Bunu birey bazına indirgediğimizde de aynı sonucu yakalayabiliriz. Yüzyılın başlarına kadar askeri işgallerle sömürgeler yaratan emperyalist devletler artık bunun yerine, ekonomik işbirliği adı altında kurdukları konsorsiyumlarla yapmaya çalışıyorlar. Yabancı yatırımların girdiği ülkelere bir süre sonra kendi kültürlerini empoze etmeye çalışıyorlar. Kültür adı altında dejenere edilmiş değerler pompalanıyor.

Emperyalistler dönemsel olarak müzik, sinema ve spor gibi kitlesel alanlarda içi boş kahramanlar yaratarak bunu Üçüncü Dünya Ülkelerine ihraç ediyor. Üçüncü Dünya Ülkelerindeki gençlerde bu boş starlarla çokça da medyanın etkisiyle kendileriyle özdeşleştiriyorlar. Böylece kendi gerçekliklerinden uzak sanal kahramanların yaşamlarıyla avunmaya çalışıyorlar. Kuşkusuz böyle bir gençliğin kendi ülkesindeki sorunlara sahip çıkması beklenemez. Düşünen, üreten, sorgulayan ve karşı çıkabilen yani itaatsiz bir gençliğin yaratılması gerekir. Bizlerin amacı 21. Yüzyıl insanını yaratabilmek olmalıdır. Bu insan tipi, yukarıda saydığım özelliklerle örtüşe bilmelidir.

Medya çağını yaşıyoruz. ”21. Yüzyılda herkes şöhret olacak fakat 10 dakikalığına.” sözü, medyanın bilgilendirme değil bilgisizlendirmede araç olarak kullanıldığını, bizimde bu tehlikeli silaha karşı sorgulayıcı olabilmemiz gerektiğini söylemektedir.

Dünyanın en büyük totaliter devletlerinden biri ABD’dir. ABD’nin Afganistan’a yaptığı saldırının altında yatan temel argüman; bu ülkeye demokrasi götürmek olduğudur. Oysa Amerika bunu yaparken işbirliğinde bulunduğu hemen hemen tüm ülkeler diktatörlükle yönetilen ülkelerdir. Pakistan’da cuntacı Müşerref, Türkmenistan’da diktatör Türkmenbaşı, Kralın ülkesi Arabistan, Kırgızistan vs. Burada medya kullanılarak bazı gerçekler manüpile edilmiştir. Afganlı kadınların giydiği burkanın temel obje alındığı, ilkel bir topluma karşı modernite yaratma gibi bir ahlaksızlık güdülmüştür. Oysa burkanın dinle ilkellikle bir ilgisi yok ve geleneklerle ilgili bir giyim tarzıdır. Güçlünün, güçsüzü ezmenin bir başka adıdır, 21. yüzyılda demokrasinin adı. Eğer tersten alırsak; bu gün Afganistan süper devlet olsaydı belki de dünyada kadınlar arasında moda olan giysi burka olacaktı. Irak işgalini de bu doneler üzerinden okumak doğru sonuca götürecektir.

ABD Savunma Bakanlığı bünyesinde, yalan haber yayarak uluslararası kamuoyunu ABD çıkarları doğrultusunda koşullandırmanın görevlerinin arasında en önemli neden olduğu “Stratejik Etkileme Ofisi” yani “Dezenformasyon Ofisi” kapatıldı.

Bilgi kirlenmesi yaratarak, kamuoyu yaratıp çıkarları lehine bunu pazarlamak ABD ve diğer belli başlı ülkeler için yeni bir paradigma değil.

Lahey’de uluslararası mahkemede yargılanan Slobodan Miloseviç’ de aynı mantık çerçevesi içinde yargıladılar ve adına hür dünya denilen Emperyalist ve onun yörüngesinde yer alan ülkeler tarafından suçlu bulunması için her türlü bilgi kirliliğini yarattılar ta ki ölene kadar. NATO bombardımanı sırasında öldürülen Arnavutlar, Miloseviç’e mal edildi. Çok büyük özgürlükler içinde yaşayan Yugoslav Halklarını birbirine boğdurtturan ve Balkanları egemenliklerine almak için savaşı kışkırtan ve savaş suçlusu olan ABD, dünya haber kaynaklarını kullanarak nasılda demokrasi havarisi rolünü oynadığını unutmamak gerekir. Ve bilinmelidir ki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde hiçbir zaman Bushlar, Blairler, Josphinler, Berlusconiler yargılanmayacaklar. Bu sadece dünyanın en büyük tiyatro sahnesi ve Miloseviç’in deyimi ile; oynanan da bir tiyatro oyunu.

Daha önce aynı senaryo Romanya’da Çavuşesku’ ya uygulanmıştı. Romanya’ da ki olaylarda dezenformasyonun zirvesine ulaşılmıştı. Güya Çavuşesku’nun öldürttüğü 5 bin üniversite öğrencisinin yayınlanan görüntüleri, meğer ki 2. Dünya Savaşını konu alan bir Alman filminin görüntüleriymiş. Çünkü ortalıkta zaten öldürülen öğrenci yoktu. Gençlerin öldürüldüğü haberini dağıtmak, yaratılmak istenen Vahşi Çavuşesku profilini zenginleştirecek ve olayın trajik altyapısı yaratılacaktı. Sonuçta Bağlantısızlar Hareketinin üç lider ülkesinden olan Romanya ve Yugoslavya tasfiye edildi.( diğeri Hindistan).

1935’in ortalarından itibaren Almanya ciddi bir sosyalist devrimle yüz yüze gelmişti. Bir yanda Naziler, diğer yanda Sosyalistler. Hitler, Nazi SS komutanları toplantısında Himler’in ortaya attığı öneriyi hemen kabul etti. Alman Parlamento Binası yakılacak ve bunu komünistlerin yapacağı söylenecek, bunun sonunda bir sürek avı başlatılarak tüm solcular kurşuna dizilecektir. Yangını Naziler çıkarır, Hitler yangının yanında “ ulusumuza uzanan hain eller kırılacaktır” der. On binlerce solcu, aydın, sanatçı kurşuna dizilir. Ve en önemlisi daha 2. Dünya Savaşı başlamamıştır. Alman sermayedarlarının Hitleri neden bu derece hararetle destekledikleri sorusu da yanıtını bulmuştur. Üstelik 2. Dünya Savaşı da zaten hayali bir şekilde

Polonya’nın, Almanya işgali ile başlamıştır.

1955 yılında ki 6-7 Eylül olaylarında da önce Atatürk’ Selanik’te bulunan evi Bir mit ajanı tarafından bombalanmış, bu yunanlılara mal edilip, Türkiye’de ki gayri Müslimlerin malları yağmalanmış, ve göç etmek zorunda bırakılmışlardır. Olayın vahametini geç de olsa anlayan Menderes Hükümeti, gazetelere; bunu komünistlerin yaptığını yazacaksınız der. Ondan sonrası çorap söküğü gibi gelir. Aralarında Aziz Nesin’in de bulundu dönemin tüm aydınları tutuklanır.

Yazar Musa Anter ve DEP milletvekili Mehmet Sincar öldürdüklerin de “örgüt içi infazdır” diye yazan gazeteler ve televizyonlar, Susurluk Raporundan sonra aslında suikastlerin derin devlet tarafından işlendiklerini gördüklerinde şaşırmadılar. Çünkü gazete ve televizyonlar zaten kendileri de örgüt içi infaz balonuna inanmıyorlardı, yaratılmak istenen bilgi kirliliği yani Dezenformasyondu.

Son olarak; bunlar gün ışığına çıkan bazı örnekler, yer darlığı nedeniyle kısa tuttum. Televizyonların, gazetelerin yazdıklarını okurken eğer bir mantık süzgecinden geçirebilirsek, kendi perspektifimizi yaratabilirsek, o zaman kimse beynimizi kirletemez ve perspektifimize tecavüz edemez.

Bir ırmakta iki kere yıkanılmayacağına göre ve her şeyin değiştiği değişmeyen tek şeyin değişim olduğu, diyalektiğin birinci yasası da yine değişim olduğuna göre, çocukların babaları bilgiyle geçebildiği hatta yıkabildiği bir gelecek dileğiyle.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Saygıdeğer Doğan Durgun, İnsan düşünen varlıktır. Elbette bilgisi, deneyimi ve zekası derecesinde. İnsan duygusal varlıktır. Elbette ailesinden, çevresinden ve eğitiminden aldıklarının kalitesinde. İnsan zeki bir varlıktır. Genetiğinden, ortamından ve şartlarından etkilenebildiği, yaralanabildiği ölçüde. Bunların ışığı altında canlı varlık insanın "Kaliteli insan" olabilmesi; Ailesine, çevresine ve eğitimine bağlı olmaktadır. Adalet, özgürlük ve saygı değerlerine sahip olamayan hiç bir sistem insana mutluluk getirmemektedir. Bu nedenle insanlar; maddi ve manevi ayaklarının üzerinde birlikte yürümek zorundadırlar. Birisinin eksikliğinde sizin yukarıda saydıklarınız sonsuza dek sürecektir. Elinize sağlık, sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 22.09.2007 18:50
Cevap :
değerlendirmen için teşekkür. sevgi ve dostlukla.  22.09.2007 19:21
 

Bunları bilen insanlar, çoğu zaman dışlanma korkusu yüzünden geri çekiliyor. Her dönemin ideolojik iktidarına ayak uydurmak zorunda kalıyor... Rambo filmlerinin Vietnamdaki başarısızlığın üztünü örtmek için lanse edildiğini herkes biliyor. Ne yazık ki Türkiye'de bu dezenformasyon sürecinden payını iyi bir şekilde aldı, almaya devam ediyor da. Tarih dersleri kahramanların, savaşların tarihi oldu. Savaşlar meşrû gibi gösterildi. Barış üzerine tarih yazan kaç ders kitabı vardır bu dünya'da?
Bu ülke insanlarının kabuk kırması biraz zor olacak sanırım... Bu toplumu yöneten zümre, yıllarca "bu köylü halkın kendini yönetecek, yaşamına yön verecek güçte ve bilgide olmadığı" iddiasını savunarak tepeden inme kanunlarla ülkeyi yönetti. Bu yüzden devlet denen kurum halkı anlayamadı ve halktan uzak kaldı. Acaba hâlâ kendimizi yönetecek, yaşamımıza yön verecek bilgiye erişemedik mi? Tartışılır...

Uzeyir Kadioglu 
 22.09.2007 17:44
Cevap :
televizyonlarda ki maaşlı adamların her söylediğini doğru zanneden kitleller hiç bir zaman gerçeğe ulaşma şansı yakalayamazlar...  22.09.2007 18:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 533
Toplam mesaj
: 128
Ort. okunma sayısı
: 1581
Kayıt tarihi
: 11.08.07
 
 

Adıyaman'da doğdu. ilk ve ortaöğrenimimi yatılı bölge okullarında okudu. İzmir 9 Eylül İktisat Fa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster