Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '09

 
Kategori
Evcil Hayvanlar
Okunma Sayısı
1353
 

Tek gözlü ama tok gözlü gerçek dost

Tek gözlü ama tok gözlü gerçek dost
 

Sezen Aksu’nun ‘’bir kedim bile yok’’ adlı şarkısı, meteliksizliğin sembolü olmuştu ilk söylediği zamanlar. Sanki parası olanın ilk işi, gidip bir kedi almak olacakmış gibi.

Oysa benim oturduğum semtte, bir kedi alana neredeyse bir yıllık mamasını da bedava verecekler. Ben böyle kedi cennetini andıran bir yer görmedim. Sokakta yürürken bir kedinin kuyruğuna basmayayım diye itina göstermek, insana değer verilmeyen, hayvan eziyeti ayyuka çıkmış bir memlekette, her ne kadar biraz abartılmış bir davranış olsa da gerçekten de durum böyle.

Çünkü semte, yeterinden fazla kedi dostu olduğu, 24 saat çöp konteynerlerinin yanına konan artık ev yemekleri ile, bol miktardaki ağaç altına konulan, fazla geldiğinden, kargaların da yeteri kadar beslendiği kedi mamalarından bellidir. Kedi mamalarından aşırı yağlanan kargaların, havalanırken çektiği eziyeti, flamingolar gibi havalanmadan önceki mecbur kaldıkları uzun yürüyüşlerinden anlıyorum. O nedenle kediler de yılda iki defa dünyaya getirdikleri yavrularını büyütmekte zorluk çekmezler. Yavrular için sitenin özel yavru besleme timi de, tüm imkanları ile hazırdır zaten.

Gökten adeta kedi yağmasına rağmen semtte bir kedi dostum yok. Çoğunluğu sokak kedisi olduğundan kendilerini sevdirmezler. Karınları tok, sırtları da pek olduğundan, kimseye müdanaaları da yok. Pas vermezler.

Her akşam Kızıltoprak tren istasyonundan trene binerim. Tren gelene kadar, bir yandan kısa yürüyüşler yaparken, bir yandan da istasyonun tam karşısında tam bir nostalji anıtı gibi duran ama artık ahşap olan beyaz yapısı ile güzelim oyaları siyahlaşmaya başlayan tarihi köşkü seyreder, bu semtte artık sayıları iki elin parmağı kadar kalan bu tarihi yapıda, bir zamanlar kimbilir, kimlerin, ne tantanalı veya ne acılı hayatlar yaşandığını düşünürüm. Yine de içinde bir bakıcı aile yaşadığı, kesik ve sık havlayan köpek sesinden belli olur.

Geçen hafta yine peronda kısa turlar atarken, yine benim gibi turlayan iki kişi daha vardı. Kucaklarındaki kediyi severek yürüyorlardı. Kedi küçük değildi. Sonra yere bıraktılar. Yürüyüş boyunca onlara eşlik etmeyi sürdürdü. Beyaz, üzerinde gri birkaç büyük benek olan bir kediydi bu . Sonra bana geldi. Benimle beraber yürüdü. Tren geldi bıraktım gittim.

İki gün sonra istasyonun merdivenleri çıkarken, bir kedinin adeta beni gördüğüne sevinmiş gibi hızla yanımdan merdivenleri çıktığı gördüm. Çıktı ve merdivenlerin başında beni bekledi. Birlikte perona girdik.. Zaman zaman peron gerisindeki ağaçlık ve otla kaplı peron demirlerinin arkasına girip çıksa da birlikte yürüyüşleri aksatmıyordu. Elimdeki poşette bu kez pide vardı. Bütün gün kar yağmıştı. Aç olduğunu düşünüp koparıp önüne attım. Onu benden önce tanıyanlardan bir yolcu ‘’onun tek gözü kördür, görmemiş olabilir’’ deyince, eğilip baktım. Gerçekten bir gözü yoktu. Bu kez elimle uzattım. Yine almadı. Bu kez gördü de üstelik. Bakmadı bile. .

Anladım ki onun istediği dostluktu. Biraz okşadım. Tren gelene kadar turlara devam ettik.

Yeni dostumun adını "Eva" koydum. Dişiydi. Ne de olsa "peron" arkadaşım olduğundan, kelime olarak, Eva Peron’dan esinlendim. Sokak kedisiydi ama bizim semtin tavizsiz, selamsız, sabahsız, tok kedilerinden farklıydı. Dostunu metrelerce uzaktan hissedip, karşılıyor, sevinç gösterileri yapabiliyordu.

O tek gözlü ama tok gözlüydü.

Tren gelip, onu peronda bıraktığımda, zaman zaman, şu Dünya'nın kötülüklerinden, insanların riyakarlıklarından biraz olsun uzaklaşmak için, böyle gerçek ve sessiz dostlara ne kadar ihtiyacımız olduğunumu düşündüm.

İnsanlarda bulamadığımız, karşılıksız, çıkarsız, tamamen sevgiye dayanan temiz dostluklara.

Onları okşamaya, onlarla beraber yürümeye, onlarla konuşmaya ne kadar hasret kalmışım.

Yarın peronda Eva’yı görürsem öyle mutlu olacağım ki.

Sonunda ‘’Dont cry for me’’ de olsa, Arjantin için ona katlanacağım!........

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sadık köpeğim, 15 yaşına kadar yaşadı, 2 ay önce kaybettim onu...! 1aydır ise sokaktan bulduğum sarı tekir şirin bir oğlanı sahiplendim; bayılıyorum ona...Şu anda sırtımda hırıldayarak dolaşıyor :))Mümkün olsa tüm kedileri, köpekleri toplayacağım eve...Haklısınız; ne kadar tok gözlü, ne kadar masumlar, ne kadar çıkarsızca seviyorlar bizleri...

fatma iyibilgin 
 16.01.2009 9:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 433
Toplam yorum
: 146
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 944
Kayıt tarihi
: 15.01.09
 
 

İstanbul doğumluyum.. İstanbul'un  tramvaylı döneminden bu şehirde yaşıyorum. Gençlik yıllarında ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster