Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
322
 

Tekel gelecekteki ağır sömürü politikalarına karşı genel bir anti-kapitalist tepkiye dönüşmezse...

Tekel gelecekteki ağır sömürü politikalarına karşı genel bir anti-kapitalist tepkiye dönüşmezse...
 

Tekel işçilerinin geniş çaplı hak arama eylemi kamuoyunda güçlü bir etki yarattı. Bu işçiler kendi ellerinde olmayan sebeplerle mevcut özlük haklarından olup, büyük maaş indirimiyle karşılaşıyorlar.

Tekel direnişine karşı çıkanların kozu her zamanki kapitalizm kozu: “Özelleştirme sonrası gereksiz iş gücü yüküne dönüşmüş sizi burada tamamen işten atma şansımız varken yaptığımız fazla bile. Bedava para isterken bir de asgari ücretli, işsiz milyonları düşünün!”

Tekel işçilerinin onurlu direnişine, hak arama çabalarına elbette destek vereceğiz. Vermeliyiz. Ancak onlar da, geriye kalan biz de bir gerçeği daha bilmeli ve görmeliyiz: Kapitalizm böyle bir sistem ve onun kaba mantığı içerisinde tekel işçilerine gelen şu yukarıdaki tepki çıkışı maalesef mantıksız bir çıkış değil!

Adil olmayan bir durumun meşrulaştırıcısı gibi, bunun üzerine bir karar almaya yürek elvermez ama insanı değil karı düşünen kapitalizm için özelleştirmelerin de, özelleştirmeler sonrası ortaya çıkan bu gibi durumlar da kaçınılmaz.

Hükümet tekel işçilerinin diğerlerine emsal olmasından, onların hakları korunursa gelecek özelleştirmelerin de sarpa sarıp büyük işçi hareketlerine boy vermesinden korkuyormuş.

Özelleştirmeyi yapacak, çünkü kapitalist sistemin buyrukları doğrultusunda ülkenin gelir adaletsizlikleriyle dolu zenginleşmesine ses çıkaran yok, bunu herkes istiyor ve oylar da buna! Ülkenin aldığı ekonomik tutum yıllardır belli, bu tutum zaten dünyanın hemen tamamındaki tutumdan pek farklı değil, darbe sonrası seçilen bütün hükümetler aynı planı uyguluyor, fakat yıllardır kimse “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dan başka söz söylemiyor ve bize de işte böyle, tekel gibi nokta meselelerde, bir büyük sistemin küçücük ama acı bir gerçekliğine ağlamak düşüyor.

Yeni Osmanlı, bölgesel güç falan olma hayalleri kuran ülkemizde içine düştüğümüz tekel meselesinden daha büyük meselelerin, daha ağır gerçekliklerin haberini ben şimdiden vereyim:

-Özellikle Sovyetler Birliği’nin çöküp emsalin ortadan kalkışıyla hemen hepsi kapitalistleşmiş bir dünya hızlı bir “işçi haklarında geri dönüş” dönemine girdi. Bu dönemin yükünü internet ve teknolojik gelişime bağlı canlanmalar bir müddet hafifletti fakat onun da kendi hiyerarşisini ve düzen normlarını oluşturmasıyla dünya neo-liberalizm denen, kurallı emek düşmanlığı politikasının iyiden iyiye eksenine girdi. Bu politikalar dünya halkları “yeter” demezse daha da ağırlaşıp iliği kemiği kurutacak gibi görünüyor. Ve bu kuvvetin karşısında köklü bir zihniyet değişimi yaşanmayıp, “Tekel” lerin nedenlerinden yapısal dersler çıkarılmadıkça AKP, CHP, MHP, o gelsin, bu gitsin diye laflamanın kafa patlatmaktan başka bir değeri yok.

-Neo-liberal süreçten kuşkusuz daha karlı ve daha zararlı çıkan ülkeler olacak. Bunun yanında “toplumlar” da olacak. Evet, neo-liberal süreçte devletlerin güçlenmesi aynı zamanda toplumların refaha ermesi anlamına gelmeyecek. Osmanlı tarihini hala padişahların savaş kazanıp fazla ganimet topladığı zamanlarda Anadolu’daki köylünün refaha erdiğini ve “üç kıtaya yayılan güç” ten pay aldığını sanarak yorumlayan milletimizin karşılaşabileceği acı gerçek bu. Gelişmede giderek yaratıcılık dozu yüksek Batı-Japon modelinden kıta Asya’sı modeline doğru kayıyoruz, Batı’yla ve Japonlarla bu konuda aşık atmaya başlayan Çin kadar da bilimsel gücümüz ve yaratıcılığımız yok, bunlarda ilerlemeye niyetimiz de yok ve devletin gelişmesini kadınların altına bez bağlayıp saatlerce aralıksız çalıştıran onlar gibi emeğin üstüne bindirirsek, emekçiden sürekli alırsak biz de “gelişiriz”, Osmanlı’nın gün görmemiş köylüsü misali toplum olarak refah içinde yüzeriz sanıyoruz.

Dünyanın modeli de, Türkiye’nin modeli de şimdilik kötü. Değil kıta Asya’sında, yaratıcı ve zengin dediğimiz Batı’da, Japonya’da bile işsizlik hat safhada, işçi kitlelerinin morali bozuk.

AKP’lisi de, CHP’lisi de, MHP’lisi de diğerleri de kaşıkçı kavgasını bırakıp bizim payımıza düşen ve düşecek eziyeti sonlandırmanın çarelerini düşünmeli. Hiçbiri kusursuz partiler değil, hiçbiri basit değişikliklerle ülkeyi düze çıkaracak süper-man’lere sahip değil. O halde artık bu politik oluşumlar içerisinde toplumu gerçekten “gören” ve “değişim” i daha fazla kapitalistleşme değil daha fazla insanlaşma bilenler öne çıksınlar, gerekirse böyleleri başka partilerde, başka zihniyetlerde her tür ekonomiyi gargaraya getiren gargara ideolojilerinden ayrılıp bir araya gelsinler, politik sürecimize onlar yön versinler. halk da ne durumda olduğunu görsün, kendisini yalnız tekel işçilerinin değil tekelcilere karşı koz olarak kullanılan “daha beter” lerin de yerine koyup artık bir zahmet onlara oy, onlara el versin.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 150
Toplam yorum
: 200
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 2721
Kayıt tarihi
: 22.06.07
 
 

İsmim Burak Çapraz. Yaşım 26. Buraya başladığımda 21'dim. Öğrenciyim. Bir okul bitti ama hala öğr..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster