Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mart '08

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1126
 

Teldolapları....

Teldolapları....
 

Geleneklerimize sahip çıkmakta yarar var..


Yaşı kırkın üzerinde olanlar bilirler onu. Buzdolabı, onun tahtına kurulmadan önce mutfakların gözdesiydi.Teldolabı deyince, onunla hiç tanışmamış olanlar , tel konulan dolap olarak, düşünürler sanırım..J

Hiç görmemiş olanlar için teldolabını şöyle tanımlayabilirim: Tahtadan yapılmış, gözleri, çekmeceleri olan, tahta çerçeveleri arasında cam yerine sinek teli gibi teller olan bir dolap.

Kuru yiyecekler onun içine konulurdu. Bazen bardak, tabak da konulurdu içindeki raflara. Çekmeceleri de çatal kaşık v.s için kullanılırdı. Özellikle Antalya gibi sıcak yörelerde yiyecekler çabuk tüketilmek zorundaydı, hele yazları...

Sanki onunla birlikte başka bir dünya, başka bir alem de yok olup gitti. Sıcak komşuluklar, mektuplaşmalar, fayton gezintileri, bayram ziyaretlerinin içtenliği, çocuklara bayramlarda alınan yeni ayakkabı ve giysilerin verdiği mutluluk, ellerine verilen mendiller. Ve oyunlar, oyuncaklar..Uzun kış gecelerinde, küçüklü büyüklü oynanan yüzük saklama, el el üstünde kimin eli var gibi odaların içini ısıtan oyunlar.

Havalar ısınınca oynanan köşe kapmaca, saklambaç, yakan top...

Sonra; kese kağıtları, pazar fileleri...Naylon “poşet” lerin hakimiyetinden önce onlar vardı.

Radyo vardı...sesi duyar, kendimiz hayalimizde canlandırırdık olayı, kahramanları...

Teknoloji; insan yaşamını kolaylaştırıyor, her konuda daha rahat daha konforlu yaşam olanaklarını sağlıyor..Bizim toplumumuz, teknolojinin nimetlerini özümsemeden, sindirmeden hemen bünyesine aldığı için tanınmayacak kadar değişen bir toplum oldu.

Altyapısı hazır olmadan yani gerekli görgü, bilgi, kültüre sahip olmadan hatta ekonomik durumu uygun değilken, her şeye hemen sahip olma arzusu, geleneksel özelliklerimizi yitirmemize neden oldu.

Televizyonda; özellikle gençleri özendiren, başlarını döndüren pembe hayatları konu alan görüntüler “her ne pahasına olursa olsun” o nesneye veya o yaşam şekline sahip olma arzusunu kamçıladı.

Oysa çalışıp hak ederek ve bu süre içinde kimsenin hakkını çalmadan, kimsenin emeğini sömürmeden; yani sindire sindire, belli bir yere gelinse, bizi biz yapan değerlerimiz kaybolmayacaktı sanırım.

Eskiden; kendisine gelen ikinci müşteriyi, hiç siftah yapmamış komşusuna gönderirdi dükkan sahibi esnaf.Çocuklar , yaz tatilinde bir işyerinde çalışırlardı. Aldıkları harçlığın önemi yoktu.Paranın nasıl kazanıldığını, usta-çırak, büyük-küçük ilişkilerini kavrasınlar diye. Sokaklarda tek tük dilenci görürdük, onlar da gerçek yoksullardı. Kardeşler birbirlerinin giysilerini giymede hiçbir mahzur görmezlerdi.

Gelişmiş ülkelerin; mallarını pazarlamaları için, az gelişmiş ülkelerin pazarlarına , gereksinimleri var. Öyle olmasa nasıl şişecekler....Silahtan otomobile, ilaçtan ayakkabıya, beyaz eşyaya kadar mallarını satabilmek için her yolu deniyorlar ve başarıyorlar.

Kredi kartlarının broşür gibi dağıldığı ülkemizde insanlar; büyük bir açgözlülükle bunlara sahip olmak için sözünü ettiğim “bizi biz yapan değerler” i bilerek veya bilmeyerek çiğniyorlar, yok ediyorlar.

Eğitime, eğitimciye eğitimci yetiştiren kurumlara gereken önem verilseydi böyle olur muydu? Ama işte o zaman birilerinin emellerine çomak sokulmuş olurdu...O yüzden kapatılmadı mı güzelim Köy Enstitüleri...

Onlar hala birbirlerini beğenedursunlar: İngiltere, sömürgesi olan ülkeleri, Fransa Cezayir halkına yaptığı katliamı, Amerika, zencilere halen uyguladığı insanlık dışı davranışları, Almanya Yahudilere yaptığı soykırımını yok saysın, Barbar Türkler propagandası ile varsın birbirlerini oyalasınlar...

Biz, teldolaplarımızla giden güzelim geleneklerimizin yerini, nasıl doldurabiliriz , sorusuna cevap bulmalıyız. Teknoloji ile birlikte ulusumuza has güzellikleri sentezliyerek yaşamayı öğrenmeliyiz.

Ömer Hayyam’ ın dörtlüğü ile bir gönderme yaparak, sonlandırıyorum yazımı:

Dünya üç beş bilgisizin elinde,

Onlarca, her bilgi kendilerinde,

Üzülme, eşek eşeği beğenir.

Hayır var, sana kötü demelerinde.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

76 doğumluyum ama tel dolaplarımızı ve o güzel geleneklerimizi ben de hatırlıyorum. Buzdolabımızın yanında tel dolabımız da vardı bizim.Sanki o yıllarda herşey daha bir sindire sindire yaşanıyordu. Mesela bir ayakkabı almanın mutluluğu şu an bir araba almanın mutluluğundan daha doyurucuydu. Satın alma gücümüzün artması ile gerçek sevinçlerimizi, geleneklerimizi, değerlerimizi satın aldığımız bir dolu kalabalığın arasında kaybetmişiz sanki...Çok güzeldi yazınız hüzünlendirdi biraz. Sevgiyle...

Tülay TERZİOĞLU 
 24.03.2008 10:39
Cevap :
Sevgili Emoş,senin gibi duyarlı,değerbilir gençler eski güzellikleri canlandırabilirler.Neden olmasın,yetiştireceğiniz çocuklara ;paranın"her şey" olmadığını kavratmanız,geleneklerimizden, insani ilişkileri ön plana çıkartanları benimsetmeniz eski güzellikleri canlandıracaktır kuşkusuz.Sevgi ve sağlıkla kalın...  24.03.2008 22:28
 

henüz ama :)) hayırlıyorum tel dolabı :), trakyada babannem de vardı, çok severdim tel dolabı çünkü yaptığı minik hamur kızarmalarını , peynirleri oraya koyardı :)), sevgiler

Dilek Fuçucı 
 24.03.2008 10:04
Cevap :
Sevgili Dilek, hatırlaman ,eski güzelliklere önem vediğinin göstergesi.Çağımıza uygun ,geleneklerimizi yaşatarak aynı güzellikleri yaşayabilir,yaşatabiliriz.Sevgi ve selamlarımla...  24.03.2008 22:35
 

Nur Hanım bilmez miyim. Annemlerin evinde var. Köydeki eve götürdüler. Her gittiğimde bakar, tozlanmışsa silerim. Boyar bakımını yaparım. Yalnızca o mu? 14 Martta biraz da buruklukla yazdığım, beni ta çocukluğuma götüren siyah beyaz resimleri çekip bloğuma koyduğum ve demdin kendi elleriyle yaptığı doğduğum taş duvarlı köy evinin her odasında bulunan en az 50 yıllık ahşap panjurları, her odada bulunan yine ahşap banyoları, 14 çocuk doğurduğu halde hala dimdik ayakta bahçesinde domates, fasulye yetiştiren babamın amca hanımı. Biz şimdi niye sağlıklı doğuramıyor, hamileliğimizi hastanelerde geçiriyoruz. Artık marketten besleniyoruz. Yediklerimizin içtiklerimizin içinde ne var biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Son kullanma tarihlerine bile bakmıyoruz. Koca koca marketlerin raflarında son kullanma tarihi geçmiş ürünlere rastlıyoruz. İşte böyle. Belki de ahşaptan, yüzünü yırttığı halde Aşık Veysel’i gülle karşılayan topraktan uzaklaşmamızdır tüm bunların nedeni. Kolaycılığımızdır. Sevgilerimle

Ayrıntıda gezinmek 
 22.03.2008 1:46
Cevap :
Siz de eskinin güzelliklerini özleyenlerdensiniz.Söyledikleriniz çok doğru.Doğallıktan ayrıldıkça,bedenimiz de ruhumuz da isyan ediyor.Çocuklarımızı mümkün olduğu kadar "fast food" kültüründen uzak tutmalıyız.Doğanın önemini ,doğa sevgisini, azla yetinip mutlu olmayı, paylaşmayı öğretmeliyiz.Aile,dayanışması,birlikteliği,zaman buldukça hep birlikte,beton dünyadan ayrılıp;toprak ve yeşile koşmak,çağımızın getirdiği karamsarlığı ,yapaylığı kaldırmak için başvurabileceğimiz çözümlerden.Sevgi ve selamlarımla...  22.03.2008 21:48
 

Eğitimci olmanızla gurur duyabileceğiniz bir yazı. Yazım kurallarına dikkat edilmiş, gerekli paragraflar ayrılmış, akıcı ve samimi bir üslûpla yazılmış, çok güzel bir yazı. ellerinize sağlık! Yaşım itibarıyla çocukluğum tel dolapla geçti. Mahallemize ilk buzdolabı yan komşumuza geldi. Sıcak havalarda herkese büyük şişelerde soğuttukları sulardan verirlerdi. Kalıp buz alarak da soğuturduk suyumuzu. Rahmetli babamı epey sıkıştırdık da 3. buzdolaplı komşu biz olduk. Her devrin kendine göre güzel tarafları var tabii. Samimi bir şekilde itiraf etmem gerekirse ben eskiye pek özlem duymuyorum. Eskide, özlemini duyduğum tek şey, Türk insanının daha samimi dindar olması, türbanlı, karafatma görünümünde kadınların bulunmamasıdır. Bir de yaşam koşullarımız daha az imkânlar veriyordu bizlere ama, komşuluk ve insanlık duygularımız çok daha fazlaydı. Bu kadar yozlaşmamıştık elhamdülillah! Şimdi hamdolsun Din Devleti mi olacağız diye düşünerek uykuya dalıyoruz. Saygı ve sevgilerimle Öğretmenim.

Mustafa Mumcu 
 21.03.2008 3:41
Cevap :
Beni yüreklendiren satırlarınız için gönül dolusu teşekkürler.MB sayesinde bilgisayarla dost olmayı başarabildim .Hala teknik bilgi fakiriyim,eşim resimleme gibi konularda destek oluyor.Gençlerin değimiyle birçok şeye "kafam basmıyor"...Düşüncelerinize aynen katılıyorum.Aleviydi ,kürttü ,namaz kılardı kılmazdı;başını örterdi örtmezdi diye kimse kimseye yan bakmazdı,ufak tefek olaylar dışında."Bize ne oldu" diye soruyorur aklını yitirmemiş olanlar.Birilerinin tuzağına sazan olup atlıyoruz,onları kıs kıs güldürüyoruz.Ama mayamız sağlam ben gençlerden ümitliyim.Eskiye özem, bir anlamda gençliğe özlem.Gerçi,kendi adıma geriye baktığımda ne büyük hatalar yaptığımı düşünüyorum ,özlem duygum anında hüzne dönüşüyor.Ayrıca her yaşın ayrı güzelliği var.Ailenizle birlikte, yaşamın güzelliklerinden nasiplenmeniz dileğimle...  21.03.2008 13:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 307
Toplam yorum
: 767
Toplam mesaj
: 88
Ort. okunma sayısı
: 1370
Kayıt tarihi
: 08.08.07
 
 

Emekli Türkçe öğretmeniyim.Şimdi Marmara Üniversitesi bünyesinde bulunan, Atatürk Eğitim Enstitüsü ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster