Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1436
 

Telefonda çaldırma oyunu [1]

Telefonda çaldırma oyunu [1]
 

Cep telefonun kullanım alanı bu kadar genişleyince, “cep telefonu oyunları” da şaşılacak derece de arttı, birçok yeni buluş yapıldı!…

Ancak benim burada bahsettiğim yılan, hafıza, kart vb gibi bir oyun değil Ben sevgililer arasında telefon oyunlarından bahsediyorum.

Etrafta gözlemlediğim kadarıyla sevgililer arasında en sevilen oyun “çaldırma oyunu”... Sevgili olan iki kişiden biri, partnerinin telefonunu bir kere çaldırıyor. Bunu gören partner de, karşı tarafı arayarak çaldırmış oluyor. Böylece, partnerler birbirine “Bak, seni ne çok seviyorum!”, “Daima aklımdasın aşkım!”, “Seni seviyorum bir tanem!” mesajları vermiş oluyorlar.

Ya da öyle zannediyorlar...

Yalnız bu oyunlarda çok önemli bir nokta var. Telefonu karşı taraf açmadan çaldırdıktan sonra hemen kapamak gerekiyor. Uzun çalarsa karşı taraf bunun kendisiyle konuşmak için açılmış olduğunu düşünüp yanıt veriyor.

Bir başka önemli nokta da, çaldıran partneri fazla bekletmemek... Yoksa yeniden çaldırıyor partner... Bunun anlamı da, “Aşkım neredesin?”, “Seni aradım, neden çaldır mıyorsun?”, “Sevgilim, yoksa beni unuttun mu?” ya kadar giden geniş bir yelpazeyi içeriyor!...

Kıskançlık kurtları başlıyor sıcacık kalbinizi kemirmeye. Ruhunuz kararmaya başlıyor, kıskançlık artıyor... Cevap gelmeyen partner, bir kez daha çaldırıyor sevgilisini.

Yanıt beklenen o beş dakika, beş asır gibi geçiyor sevgiliye. “Hadi aşkım, çaldırsana beni!” diye inliyor içinden. Sinirlenmeye başlıyor hafiften... Eğer biraz da kıskançsa, başlıyor kötü senaryolar kurmaya, kendi kendine konuşmaya:

– Sakın işyerindeki o güzel kızla sohbete dalmasın!

– Ya işyerine güzel bir kadın gelmiş de onunla konuşuyorsa...

– Yoksa şüphelendiğim o kızla asansörde öpüşüyor mu?

Sevgili hâlâ karşılık vermemişse, işler karışmaya başlıyor... Efendim sevgilisi doktormuş, önemli bir ameliyattaymış; mühendismiş, önemli bir toplantıdaymış, bir müşteriyle görüşüyormuş, hiç önemli değil...

O telefon yanında duracak efendim! Biz nasıl emin olacağız sevgilimizden, öyle değil mi?!

Değil tabii... Ama gel de böylesine birbirine güvenmeyen, iki yüzlülüğün erdem olarak sürekli empoze edildiği bir yerde bunu söyle! Kolay mı, parçalarlar valla adamı!...

Böylece “telefonda cinnet anları” başlamış oluyor.

Neyse, diyelim ki adam cep telefonundaki otuz sekiz (!) adet çağrıyı görüyor ve “Eyvah! Hapı yuttuk... Bizimki çıldırmıştır şimdi” diyerek arıyor... Biliyor ki zılgıtı yiyecek, alttan almak zorunda olduğundan sesi “elma şekeri” tadında arıyor sevgilisini:

- Alo aşkım, şöyle işim vardı, böyle meşguldüm.

Karşı taraf eğer sevgilisinin mazeretlerine inanırsa, durum bir “Üçüncü Umumi Harbiye”ye dönemeden sonlanıyor.

Tabii, sevgili karşı tarafı uyarmadan kapatmıyor telefonunu:

– Bir daha beni çaldırmayı unutursan, görüşürüz!

Bütün bunlar, cep telefonunu çaldırıp da yanıt alamayan sevgilinin tatmin olmasını biraz sağlıyor...

Bazı kıskanç ve kindar sevgililere göre karşı taraf henüz yeterince ezilmedi! O yüzden sevgilisinin başının etini biraz daha yemek için baş başa bir yemekte, bir sinemada durup dururken bu olay hatırlatılarak, intikam alınmış oluyor!...

“Telefonda cinnet anları” bununla sınırlı kalmıyor.

İntikam uzayıp gidebilir de. Çünkü baş başa olmadıklarında, sevgilisinin cep telefonunu sürekli çaldırmayı da unutmuyor bu arada...

Zılgıtı yiyen sevgili, eğer gerçekten âşıksa sevgilisini kaybetmek istemiyor... Gece yarıları bile uyanıp cebinden çaldırıyor aşkını. Varsın cep telefonu kapalı olsun karşı tarafın, önemli değil. O kendine düşen görevi yapsın da...

Bu iş bazen o dereceye varıyor ki, tuvalete girerken bile cep telefonunu yanına almayı unutmuyor. Malum, olur ya sevgilisini arar!...

Böylece hayatımızı kolaylaştırmak için varolan teknoloji mucizesi cep telefonları, “modern zaman tasması” oluveriyor. Baskın çıkıp, zılgıtı atan “dizginleri ya da ipleri” eline geçirmiş oluyor...

Bu arada ruh hastası olan iki sevgili de, telefon rehberinden, psikologun muayene telefonunu “çaldırmaya” başlıyor.

Böylece “çaldırma oyunu” gibi masum bir nedenle başlayan oyun, “çıldırma oyununa” dönüveriyor!...

Zaten iş o noktaya geliyorsa, iki tarafa da “Geçmiş olsun!…” demek kalıyor!...

Ne yazık ki bazen, bu oyunların sınırı aştığı oluyor işte.

(Yakında yayımlanacak olan KEŞFEDENLER İÇİN ATLAS - TELEFON adlı kitabımdan.)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3551
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster