Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '14

 
Kategori
Fotoğraf
Okunma Sayısı
173
 

Telesafir

Telesafir
 

İki adet renklendirilmiş fotoğraf


Bugün size renklerden bahsedeceğim, özellikle de siyah beyazdan.

Hoş, şimdilerde doğru düzgün 'misafirlik' bile kalmadı ama yine de bir zamanların  'telesafir' sözcüğünü bilmem hatırlar mısınız?

Almanya'dan gelen gurbetçilerin anlattıklarından, Almanların evlerinin önüne eski televizyonlarını attıklarını ağzımız bir karış açık dinlediğimiz günlerde, daha henüz televizyon ortalama gelirli (ortadirek) aileler için lüks bir tüketim aracı iken, sırf akşamları televizyon seyretmek için televizyonu olan komşulara misafirliğe gitmenin adıydı 'telesafirlik'...

Binaların çatılarındaki antenler, o akşam toplanılacak evleri belirlerken, herkes çekirdeğini, fıstığını alıp, terliklerini de gazete kağıdına sardıktan sonra o günün 'şanslı ev'ine doğru, dizinin, filmin ya da bir konserin başlamasına az bir süre kala koşar adım yola çıkardı.

Bu misafirlikler, farklı sokaklardaki evler arasında olabildiği gibi, bir kaç katlı apartmancıkların farklı daireleri arasında, bir merdiven mesafesinde de yapılabiliyordu.

O zamanlar sınıf farkları bugünkü kadar keskin çizgilerle belirlenmediğinden aynı mahalle, hatta sokak ve hatta dahi binalarda bile farklı gelir düzeyinden insanlar, aileler gayet de mutlu mesut  yaşayıp gidiyorlardı.

Siyah beyaz televizyonların ardından, bir süre sonra Avrupa ve Amerika'nın çoktan renkli yayınlara geçtiğini işitir olmuştuk. Ayrıca, yurtdışından gelenlerin evlerine, ''İleride lazım olur'' diye renkli televizyon aldıklarını da duyuyorduk ama bizim dünyamızın renklenmesi için daha bir süre beklememiz gerekecekti.

Sonra artık ilk önce kimin aklına geldiyse, devletin ya da özel sektörden birilerinin çıkıp da ülkede renkli yayın yapmasını bile beklemeden, sanki herkesin kendi evindeki televizyonunu renklendirmesine karar verildi.

Bu yüzden de, siyah beyaz televizyonlardan renkli televizyonlara geçiş sürecinde atılan 'ısınma turları'nda, televizyonların önüne mika olmasına rağmen koruma camı diye adlandırılan ve genellikle de mavi ya da yeşil renkte camlar konuldu.

Televizyon ekranına evdeki yaramaz çocuklar tarafından verilebilecek zararları önlemek gibi masum bir amaca hizmet etmesinin yanısıra asıl olay, 'renkli televizyon seyredermiş gibi' yapabilmekti.

İşte o ilk renkli camlar ile 'miş gibi yapmak' deyimi de hayatımıza giriveriyordu. Siyah beyaz televizyonun önüne mavi renkli bir mikayı koyunca, sanki renkli televizyon seyrediyorduk.

Böylece hayatımız renklenmişti (!) ama, aslında gene her şey aynı renkti. Tek fark bu kez siyahın yerini mavinin almasıydı.

Bir süre mış gibi yaparak geçen günlerin ardından, ekranlar bu sefer gerçekten de renkleniyor ama renklendikçe ortaya çıkan renk cümbüşü, izleyenlerin içini karartmaya başlıyordu.

Siyah beyazın naifliği gidiyor, yerden pıtrak gibi biten özel kanallar ile de 'rating' kavramı hayatımıza giriyordu.

Çok izlenebilmek için kolay anlaşılmak girdabına kapılan televizyonlar bir süre sonra, ''Kardeşim, televizyon bir okul mu ki, eğitici olmaya çalışsın, bizim işimiz varsa yoksa eğlence...'' modu ile toplumu ufaktan ufağa şekillendirip ilerideki büyük sosyal çalkantılara hazırlıyorlardı....

 Elime geçen iki 'renklendirilmiş fotoğraf'ın bana anımsattıklarına bakın.

Bir tanesinde duvara yeşil renkli bir sarmaşık ve kırmızı çiçekler eklenirken diğerinde ise sadece çocuğun elinde tuttuğu balon yeşile boyanmış.

Renkli televizyonlar göz boyayıp sizi istediği yere sürükleyip götürürken, amatör bir fotoğrafçının rötuşları ile boyanan bir balon ise, insanı sadece çocukluk günlerine döndürüp güzel duygular hissetmesini sağlıyor.

Fotoğrafın güzelliği işte burada. Televizyon gibi, size istediğini dayatmaya çalışmıyor, sizi özgür bırakıyor ve fotoğrafa bakarken neyi görmek istiyorsanız onu görüyorsunuz.

İster çocuğun gözlerindeki mutluluğu, ister babanın gururunu, ister balonu, isterseniz de kucağında elinde balonu ile oturan çocuğunu tutan babanın siyah beyaz çoraplarını...

Söze başlarken siyah beyaz demiştim, değil mi?

 

http://i.hizliresim.com/EEVWr9.jpg

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Günaydın...sadece spor programları izlerdik biz kopiller;Mark Spitz yüzerken ve sonra Panenka penaltısını anında izlemiştik,nerde buluşacaksak hane halkını başka bir haneye telesafirliğe gönderirdk...çünkü bizim denizimiz vardı yazlık kışlık sinemalarımız sokak-tarla futbolumuz şiirlerimiz ve değiştirilecek koca bir dünyamız oldu sonra :)))...orta-3 yazından fakülte kaydına kadar,neler anımsattı bu yazınız neler...hüzünle sarmaş dolaş bir keyifle okudum bu gözel yazınızı...esin vericiydi...teşekkürle...eyvallah...

nedim üstün 
 19.09.2014 7:05
Cevap :
Futbol o zamanlarda belki tarla gibi sahalarda ama ar'la oynanan bir oyundu, şimdi ise tomarla paralarla ve ar'enalarda. Ben size teşekkür ederim, eyvallah.  19.09.2014 19:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 344
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1096
Kayıt tarihi
: 22.07.09
 
 

Okur yazarım. Okur yazarlıktan kastım, okuduklarımı yazmamdır ki, bu yazılarımı genellikle 'kitap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster