Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '09

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
788
 

Televizyon yayınlarımız ve bizler...

Televizyon yayınlarımız ve bizler...
 

resim net.ten


Sizi bilmem ama ben, televizyon açmaya korkuyorum. Sakin bir ruh halindeyken  "neler olmuş bir bakayım" merakıyla açıyoruz televizyonu. Bu vatanın evlâtlarıyız ya öncelikle haberlere meraklıyız..

Galiba orada da protokol var. İlk olarak devletimizin başı ve takibeden sıralarla diğer erkân...Parti liderleri, eleştirileri, sataşmaları, karşı cevapları bazen de boyun damarları çıkana kadar, sesleri kısılana kadar bağırmaları...

Gerildiğimi hissediyorum. Sabırla seyretmeye devam ediyoruz. Sıra gelmiş trafik kazalarına. Genelde sürücü hatasından kaynaklanan, toplu ölümlerin olduğu kazalar...Üstleri gazete ile örtülmüş, mozaik görüntülü ölüler...Çevreye saçılmış eşyalar, kan, kan...Kanal spikerinin duygusal okuyuşu, kazazede yakınlarının feryatları....Of ki ne of....Allah kimselere yaşatmasın fevkâlade üzüntü verici bir durum. Acıların en acısı...

Bende (gerilim x 2 )+üzüntü oldu. Sabrımız var , beklerken bu defa cinnet haberi. Kin ve düşmanlık adına yapılan  katliam. Neymiş efendim, cinnet geçirmiş. Soralım psikiyatrlara, "cinnet diye bir şey yok " diyorlar. Ama kişi:

"Kendimi kaybetmişim, şeytana uydum" diyor. Şeytan sensin, pis katil. En kutsal hak, yaşama hakkıdır, O hakkı sonlandırmak sana düşmez. Ama "idam cezası kalktı, asmazlar" diye düşünüyorsun. En ağır cezayı da alsan, avukatın sana öğretecek ve  " duruşmalarda, masum, boynunu şöyle yana eğik dur, kravatlı, düzgün giysili ol" diyecek ki verilecek  karara etkili olacak, "iyi hali görüldüğünden şu kadar indirim!"

"Bir anda oldu"  diyeceksin ki tasarlanmamış, kasıtlı olmadığından, şu kadar indirim.

Son ceza yasasına göre aldığı cezanın bilmem kaçta kaçını yatacaksın, Senin fiilen içerde "hapiste" geçireceğin süre, kırpıla kırpıla kuşa döndü. İçerisi de senin ortamlarına göre rahat, hazır yataklar, kaloriferli oda, yiyeceğin, yemeğin  aşın garanti...Oooooh, bu duruma göre yeni  cinayetlerin  projelendireceksin içerde.

Bende (gerilim x 3) + üzüntüler oldu. Ya sabır.

Karamsarlık oluşturan, toplumun bazı kesitlerinin yaşadığı, istimlak-yıkım olayları, yoksulluk hikâyeleri. Duygusal tarafımız da felç oldu. Dayan Yurdagül, dayan. O sinirler sana, başka sahalarda da lâzım., harap etme kendini. Boşver gitsin de, ama mümkün mü diyebilmek! Bu vatanın evlâdıyız ya. Aslında konular hepimizin konusu. Çünkü, aynı geminin yolcularıyız.

Bu ülkede hiç mi, iyi-güzel bir şeyler olmaz, Başarı hikâyeleri falan. Röportajlarıyla, sergileyin bizlere. Etkileşim olur, teşviklere sebep olur, daha güzel günlere, daha güzel bir geleceğe....Kişide motivasyon yapar bir düşünsenize.....Başarı hikâyelerini bildirenlere, mini ödüller bile verilebilir. (Bir televizyon yöneticisi olsaymışım, kim tutardı beni acaba?)

Haberleri bitirdik, sırada evlere şenlik yerli dizilerimiz var. İlk bölümlerde merak uyandırılıyor, seyirci kitlesi oluşturuluyor. Sonra dizi uzatıldıkça, uzatılıyor. Hatırlar mısınız bir zamanların "KÖPRÜ dizisini. Galiba Ayşe Kulin'in eseriydi, Küçük, ince bir kitaptı. Dizisi, iki sene uzatıldı.

Uzun süre devam eden Halit Ziya Uşaklıgil'in romanından uyarlanan "Aşk-ı Memnu" dizisi var. Aslından uzaklaşılmış, romanından ziyade porno havasına sokulmuş, uzadıkça, uzatılmakta. Neden? Seyrediliyor diye. seyredilmediğini düşünelim, sessiz sedasız yayından çekerler. Rahmetli yazar Halit Ziya  durumu görseydi, yapımcılarını mahkemeye verirdi. Mezarında kemikleri sızlıyordur. Çünkü yapılanlar, O'nun eserine saygısızlıktır. Türk toplumunun ahlâkını bozma yönünde özellikle yapılmaktadır. Çünkü, eğitim yönünden yeterli seviyelere ulaşmamış Türk halkı, kolayca görsellikten etkilenmektedir.

Farklı amaçlarla oluşturulmuş bu gibi yayınları biz seyretmiyoruz. Kendimizi niye kullandıralım? Biz seyrettikçe, bu gibi yapımlar devam edecektir. Halkımız uyanmıştır, farkındadır her şeyin. Kimsecikler, omzumuza basarak yükselmesinler.

Kadın programlarında, evden kaçan kızlarla ilgili sıkça, adeta hergün program yapıldığından olmalı, son zamanlarda evlerinden kaçan kızların sayılarında müthiş bir artış var, Nasıl bir cesarettir ki, yaşları küçük, hattâ ondört yaşındakiler bile evlerini terk edebiliyorlar, bilmedikleri bir geleceğe, derecesini kestiremedikleri bir tehlikeye, belki de batağa doğru...

Burada basınımıza çok önemli yapıcı görevler düşüyor, herşey, toplumsal değerlerimiz reyting uğruna feda edilmemeli.

Dizi oyuncuları ile ilgili, hepimizin aynı noktada birleştiğini tahmin ettiğim görüşleri anımsıyalım. Haftalık bölüm başına dizi oyuncularına, bilhassa başrolde oynayanlara ödenen astronomik ücretler, duyanları isyan ettiriyor. Bölüm başına, 75.000.-TL (eski şekliyle, yetmişbeş milyar lira), 60.000.- TL. En az alanlar 25-30.000.-TL. Aylık düşünüldüğünde, 300.000.- 240.000.- TL, en az alanlar, ayda 100.000.-TL. Milli takım antrenörünün aldığı aylık bile uzun süre yankılanmıştı. O ki, milli takımı çalıştırıyordu. Ülkemizi idare görevini üstlenen Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız bile bugün 20.000.- TL. civarında  aylık ücret almaktadırlar.

Dizi oyuncularımızın pekçoğu, yabancı oyuncular gibi aylarca hattâ yıllarca eğitim görmüyorlar. Yapılanlar sanat da olmuyor. Karşılıklı konuşmalar, arkasını dönmeler, bazen tokatlamalar, bele sarılmalar, baygın baygın bakmalar. Bu sanat mı oluyor? Senaryolarda mutlaka bir kötü adam, kötü kadın var, Zan ve sanmalar ile  babası  meçhul çocuklar üzerine kurgulanmış senaryolar, izleyiciye pozitif  bir şey vermediği gibi seyirciye  keyif bile vermiyor. Türk halkının büyük bir kesimi TV dizilerini gerçek yaşam olarak algılıyor  ve kopyalamaya başlıyor. Bu yönden senaryolar çok çok önemli.

Bir de tele-vole yapımlar var, mankenlerin, dizi oyuncularının, özel hayatları sergileniyor. Frikikleri gösteriliyor, sanki kaza olmuş gibi. O frikikleri önceden prova ediyorlar, amaç, gündemde kalmak veya gündeme oturmak. Geç kızım geç, orayı, burayı göstermekle zirveye çıkılmaz, üç gün konuşulur, dördüncü gün unutulursun. Gerçek bir sanatçı isen, sanatınla zirvede kalıp unutulmayanlar arasında yer alırsın.

Yayınları birkaç defa bölen "reklamlar" da sıra. Reklamlar ise başka bir alem. Aklı başında, prensipleri olan kişilerin reklamlardan etkileneceğini düşünmüyorum. Zaten reklamları millet seyretmiyor. . Zaplıyor, başka bir kanala.

Televizyonlarımızda, belgeseller çok az, rastlayabilirsek eğer. Halkı eğitici ve bilgilendirici programlar hiç yok.

Köyde doğmuş Ayşe kızımız... İlkokul, şimdi ilköğretimden başka eğitim olanağı yok. Boş vakitlerinde arkadaşı televizyon. Onda da "hayata dair" tamamlayıcı eğitim  yok. O kız için, hiç bir şey vermiyorsa televizyon, televizyonun ne gereği var, faydalanamıyor çünkü... Televizyonlar, toplumsal kültürün boşluğunu doldurup tamamlayıcı olmalı.

Şehirlerde yaşayanlara da, günlük koşuşturmaların verdiği yorgunluk ve strese karşı antidepresan olmak üzere, tabiat görselli, hayvanları, hayvan sevgisini işleyen yapımlar olmalı. Belgesel veya tabiat, hayvan motifli öyküler, kişilere yaşama sevinci aşılar. Yabancı yayınlarda bunları görmekteyiz. Biz Türk televizyonlarının, para ve reyring amaçlı yavan yayınlarından bıktık. Uyutmayın insanları, zekalarımız o kadar da alt seviyelerde değil yani.....

Lütfen sesimizi duyun TV yöneticileri, yapılan yayınların halkımıza ne verdiği yönünde anketler yapın, pozitif görüşlü kişilerimizin dinamizmini harekete geçirin. Fitili ateşlemek gibi, küçük bir uyarı bekler tertemiz, iyi niyetli halkımız. Lütfen yardımcı olunuz, başarı ve ilerleme hamlemizde basamak olun, girişiminiz, tarihimize altın harflerle kazınsın, istemez misiniz?

Biz çok istiyoruz..Yediden yetmişe Türk halkı, böyle bir girişimi başlatan TV yöneticilerini kucaklar, ellerinden öperler. Biz halk olarak, iyi ve güzel şeylere lâyığız, yalnız sizin motivasyonunuza ihtiyacımız var bilhassa gittikçe yozlaşma eğilimine giren  toplum ahlakımızın düzeltilmesi için yayın açılarında  olumlu yöne sapmanızı beklemekteyiz.

Herkese, ama herkese gönül dolusu selamlar...

Yurdagül Alkan.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ülkemizin televizyon yayıncılığındaki aksaklıkları, yanlışlıkları tüm gerçekliğiyle kaleme almışsınız.Dediğiniz gibi eğitici ve öğretici yanı olmayan sadece vakit öldürmek adına sansasyon yaratacak konularla hedef reyting yaratmak. Yazık bu ülkeye gerçekten. Neyse ki televizyon kültürüm pek yoktur bazen "Discovery channel" ve "National Geographic" gibi belgesel kanalları izlemek dinlendirir. Ara sıra zaplarken dikkatimi çeken diğer bir nokta, son zamanlarda, gereksiz ve komik bulduğum, muhtemelen Televizyon Üst Kurulunun talimatı ile dizilerde veya filmlerde tütün yasağına bağlı olarak sigara sahneleri mozaikleniyor. Her şey tamamda yayın ilkesine aykırı tek görüntü bu sanki demeden edemiyorum. Yüreğinize sağlık efendim,sevgiler,saygılar

Naile ASLAN 
 08.11.2009 10:38
Cevap :
Naile hanım, Toplumumuz insanlarının bilhassa gençlerinin dejenerasyonundaki temel faktörlerden biri de televizyonların para amaçlı, bozuk yayınlarıdır. Eğitimcilerin gözlemleri de bu merkezde. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerin bu sorunlarını yönetim, yayıncı ve ailelerle birlikte ele elmak lazım. Hafif karamsarlık olsa da, ümitsiz olmamalıyız. Yaramıza parmak basan yorumunuza teşekkürler. Esen kalın...Gül Alkan.  08.11.2009 11:46
 

Hemşerim, yapılan televizyon yayınları ticari amaç güdünce, eğiticilikten, ahlaktan, seviyeden uzak şekilde sürüp gidiyor. Uyarınız için teşekkürler. Selamlar...

Mesut KARİP 
 23.10.2009 16:47
Cevap :
Hemşerim, Günümüz Türkiyesinde herşey PARA olunca, ticari amaç düşünülünce işte böyle oluyor, kalite bozuluyor. Hangi şeyde kalite kaldı ki!!!!!Esen kalasın...Gül Alkan.  24.10.2009 15:44
 

Değerli Gül Alkan Abla. Televizyon hususunda ben Tarkan beye katılıyorum. Bu haliyle olacaksa hiç olmasın diyenlerdenim. Haftanın yedi gününü alt alta toplasınız, toplamda yedi saat bile açılmaz bizim evde televizyon. Gündeme dair önemli gördüğüm bir haber programı haricinde televizyonun karşısına geçtiğimi hatırlamam. Bir de malum trt-4'de TSM tekrarları var :)) Televizyon bağımlılığını tıpkı bir sigara, alkol, uyuşturu madde bağımlılığı gibi tıbbi destek ihtiyacı olan bir hastalık olarak görüyorum. Çevremde sıkça gözlemlediğim bir durum bu. Ebeveynler saatlerce televizyon karşısında oturuyorlar. Ondan sonrada çocuklarını şikayet ediyorlar! Neymiş efendim okumayı sevmiyorlarmış da, televizyon çocuğu olmuşlarda falan filan. Televizyon karşısında akşamı-gece yapacağına, oturup biraz okusa hem kendisine birşeyler katacak hem de çocuklarına örnek olacaklar ama işlerine öyle geliyor. İşte bu yüzdendir ki; "Halk okulları, eğitim seferberliği..." bloğunuzu çok önemsemiştim. Kalın Sağlıcakla

Yorum Dükkânı 
 23.10.2009 10:55
Cevap :
Değerli yorum dükkanı, yorumunu okuyunca farkında olmadan dudaklarımdan "Allah senden razı olsun" kelimeleri çıktı. İnanıyorsundur. Bahsettiğin televizyon bağımlılığına, zaten karşıyım, yazımda değinmeyi unutmuşum, müsvedde yapmıyorum, o yüzden. TV, insanı işten alıkoyuyor. Gazeteden takip edip, uygun programları izliyoruz. Yapımcılar, ekseriyetimize uygun, kaliteli, ders alınacak, iyi ve güzel şeyleri sunmalılar. Mesela bir öğretmen vardı Konya'da, tek başına çorak araziyi kendi kıt imkanlarıyla ağaçlandırmış, çok uzaklardan, serçe parmağı kalınlığında incecik hortumla suyu getirerek adeta çölde vaha yapmıştı. Aklımda kaldığına göre Rahim öğretmen. Ben bu idealist öğretmenin çalışmalarını unutamadım. Daha ne güzellikler vardır Türkiye'mizde, ne başarılı çalışmalar vardır da haberimiz olmuyor, yayınlasalar öğreneceğiz. Küçüklerimizin veya bizden büyüklerin yanında, seyretmeye utanmıyacağımız yapıtları görmek istiyoruz. Bu bizim hakkımız değil mi ablacım? Esen kalasın. Gül Alkan.  23.10.2009 16:28
 

Ne kadar haklısınız...Reyting uğruna, reklam uğruna, izleyecek nitelikli proğramlar öyle azaldı ki...Üstelik kanal seçme imkanımız bu denli çoğalmışken...Sabah haberleri hariç, gündüz hiç TV izlemem...Akşamları da, birkaç proğram dışında TV le hiç aram yoktur, şükür... E seyre değer proğramlar olsa, ben de seyrederim canım:) Selâmlarımla

fatma iyibilgin 
 21.10.2009 22:01
Cevap :
Fatma Hanım, siz de haklısınız, benim gibi şikâyetleriniz var. Kaliteli, seyre değer programı kim seyretmez ki? Televizyonlar dikkati dağınıklığı yapıp, elimizdeki veya önümüzdeki işin aksamasına, verim düşüklüğüne sebep oluyor. Radyo daha iyi bence, iş yaparken hafif sesle radyodan hafif müzik meselâ...Selamlarımla...Gül Alkan.  22.10.2009 14:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 298
Toplam yorum
: 5477
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1647
Kayıt tarihi
: 09.04.09
 
 

Özel bir finans kuruluşundan emekliyim. Hayatın her aşamasını acısıyla tatlısıyla yaşamış biri ol..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster