Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '18

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
344
 

Televizyonda Neler Oluyor? Halk Ne Bekliyor?

Televizyonda Neler Oluyor? Halk Ne Bekliyor?
 

Televizyonda Neler Oluyor?


İstanbullu Gelin, Vatanım Sensin, Fazilet Hanım ve Kızları, Söz, Yasak Elma gibi devam edene ve başlamış bitmiş pek çok dizide, Türk halkını ekrana yapıştıran veya ekrandan uzaklaştıran şeyin ne olduğunu sorgularım ara ara.

Cevabı çok basit aslında.

KENDİNİ.

Evet Türk halkı, ne zaman bir dizide kendi hayatından bir yaşam karesi, bir dizi karakterinde kendi ruhundan -yaşadığı veya yaşayamadığı- yani bir başka deyişle hayata aktarabildiği veya aktaramadığı bir parçayı bulsun, o diziye yapışıp kalıyor.

Neden mi?

Çünkü toplumca kendimizi gerçekleştiremeden yaşayıp gidiyoruz. İstanbullu Gelin Süreyya'nın ruhuna sahip yüzlerce, belki binlerce kadın, kalbindeki cesareti öldürdüğü bir hayatın içinde tutsak kalmışlık hissiyle yaşarken, Süreyya'nın suretinde yaşamı seyrediyor ve aşkı buluyor aslında. Onunla ağlıyor, onunla isyan ediyor, onunla duygularını gerçek hayata yansıtıyor belki de... İnandıklarını ve yaşamın unutturduklarını hatırlıyor. Süreyya ayna, hikayesi yaşanmışlığı oluyor kapalı perdelerin ardında kucağında kızını sallayan genç bir annenin veya kalbi kırılmış ama hala aşka inanmak isteyen bir genç kızın.

Çok uzağa değil, biraz daha doğuya gittik mi, birden fazla Faruk buluyoruz her bir şehirde... Şehrin arka sokaklarına saklanmış birkaç Osman, yolunu bulmaya çalışan ve bulamadıkça sinirlenen nice Fikretler, kıysalamalardan arınamamış onlarca İpke var oralarda bir yerlerinde toplumun. 

Fazilet Hanım kadar hırslı onlarca anne, Hazan kadar duru, saf ve güçlü hayatta kalabilmiş kadınlar, Hazım Egemen gibi yufka yürekli aşık adamlar var tooplumda. 

Aşkı Memnu'nun çarpık aşk ilişkileri nasıl ki hala toplumun öne çıkmamış saklı kalmış perdelerindeki kadar gerçekse, Fazilet Hanım ve Kızları, İstanbullu Gelin, Siyah Beyaz Aşk da o kadar gerçek aslında.

Toplumun gündüzleri çalışmayla geçip giden koşturmacasında sorumlulukların altında gerçek kimliklerinden uzaklaşan yüzlerce insan da, çalışmayan ev kadınları da, aslında her bir karede yaşamlarının bir anlamını arıyor ve bulduları her anlamlı kare ile reytinglere destek oluyorlar.

Yalnız, son dönemlerde dikkatimi çeken bir nokta var ki, kaliteli tüm diziler yerini yavaş yavaş orta sınıfın izlediği türde hafif konuların işlendiği, birbirinin benzeri alt yapılara sahip TV dizilerine bırakıyor ve çok tutulması beklenen çok değerli isimlerin yer aldığı projelerin büyük bölümü henüz birkaç yayından sonra ekrana veda ediyor. Oyunculuklarını hayranlıkla izlediğim bazı çok iyi isimlerin dizilerini heyecanla izlemeye başladığım son birkaç seferde, üzülerek ekrana veda ettiklerini öğrencim mesela. 

Bu noktada elbetteki yanlış kanal seçimini etkisi yadsınamaz ama kanımca en büyük faktörlerden biri de, izleyici kitlesinin beklentileri. Türk toplumu, her ne olursa olsun, içinde tutkuya dokunamadığı hiçbir projeyi, merak etmediği hiçbir kurguyu, içinde "iyilik ve kötülük" kavramlarının ikisini birden barındırmayan hiçbir projeyi, çok da tutkuyla takip edip desteklemiyor. 

Çünkü yaşamın değişmez kuralını, iyinin ve kötünün dengesini ve tutkunun varlığını arıyor ekranda.

O nedenle belki de her bir projenin, en başta bu olguları içeren bir alt yapıda hazırlanması, bu doğrultuda bir içerikle yazılması ve dekorundan kostümüne her türlü parçanın renkli bir içerikte ve bu kavramları destekleyici biçimde oluşturulması gerekli. Çünkü Türk halkı içinde duyguyu ve mantığı birarada bulamadığı hiçbir yerde varlığını göstermiyor.

Star TV'nin 7 sezondur devam eden başarılı dizilerinden Beni Affet'in belki de bunca sürdürülebilir olmasının en temel nedeni de bu. Devamlılık, iyilik ve kötülük, aşk, aile ve tutku kavramlarının hepsini sürdürülebilir kılan bir senaryo ile ve süreklilik arz eden bir altyapıda kurgulaması. 

Türk toplumu en nihayetinde gizli saklı aşkları ve duygu karmaşalarını merak etse ve son tahlilde sevgiye yatırım yapsa da, aile temelli bir kollektif kültüre sahip. O nedenle televizyonda son dönemeçte görmeyi beklediği şey her zaman mutlu son ve birlikteliğin gücü oluyor. Bu nedenle tüm senaristlerin ve yapımcıların bu iki temele dayanan projeler kurgulamaları belki de kalıcılık için yeşil ışık olacaktır. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 865
Kayıt tarihi
: 22.03.18
 
 

18 Haziran 1985 İzmir doğumludur. İlkokul,ortaokul ve lise öğrenimini Özel Çakabey Koleji'nde tam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster