Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Şubat '07

 
Kategori
Opera / Bale
Okunma Sayısı
387
 

Tempo, a tempo, ah tempo ...

Tempo, a tempo, ah tempo ...
 

Hayatımızın ritmini kontrol etmek zor zanaat. Görevi ve amacı bu cins kontroller olan insanlar dahi bunu başaramazken hele.. Olay iki kısımda gerçekleşen bir rastlantısal karşılaş(tır)ma hikayesi. Aslında, hayat boyu en beğendiğiniz hafif, romantik, ama etkileyici operaların sahnelenmesini beklerken karşılaşıverdiğiniz olayları değerlendirmekle ilgili.

İstanbul’da bir noktadan diğerine gitmekle ilgili zorluklardan yakınmam standart yaklaşım olduğundan bahsediyorum ki yine öyle sıkıntılı bir boğuşmayı atlatarak kendimi AKM bilet gişesi önüne atabildiğimde sırıtmam etrafın dikkatini çekecek kadar abartılıydı. Uzun bir seyahat öncesi Manon Lescaut izlemek için opera evinin yolunu tutmuştum. Çeşitli rastlantılar sonucu neredeyse “süper” bir yerden bilet buldum, E sırası tam orta! Şansımın bu şekilde devam etmesi üzere naif terennümlerle ortalıkta dolanıp temsilin başlamasına kadar vakit doldurdum. Tabii bu arada üstüm başım dökülür vaziyette olduğundan iç sıkıntılarımı geçiştirmeye çalışıp, bunun bir prömiyer veya gala olmamasından dolayı ne kadar sevinçli olduğumu tekrar ede ede kendimi bağışladım.

Manon Lescaut, bir insana operayı sevdirmek adına gönül rahatlığıyla dinlemesini salık verebileceğiniz az sayıda eserden biri. Müziğinin kolay tüketilir ve hazmedilirliği, konusunun günümüze ve bize yakınlığı, sonunun “arabesk”liği ve yinede etkileyici müziği…. Bu yazıyı okuyanlardan eğer hala bilmeyen varsa bir defa da olsa “Sola, perduta, abbandonata…”yı dinlemesini bu arada rica ederim. Abartısız söyleyebilirim ki neredeyse hey kayıt mubah…

Elimi güçlendirmek için ben de biraz ansiklopedik kes-yapıştır bilgi vereyim: Puccini’nin ilk büyük başarısı bu opera ve içinde daha önceki eserlerinden taşınmış kısımlar var. Detaylarını meraklısı tabii ki web’de ve opera referanslarında bulabilir. Konunun opera ve baleye en azından Daniel-François-Esprit Amber (Manon Lescaut), Jules Massenet (Manon), Giacomo Puccini (Manon Lescaut), Hans Werner Henze (Boulevard Solitude), ve Vitezslav Nezval (Manon Lescaut) tarafından taşındığını belirtmek kitap bilgisi kısmını tamamlar şimdilik…

Şimdi gelelim Madam Butterfly’a…. Tabii ki Manon ve Cho-Cho-San arasında yüzeysel bir benzetme veya “karşıtlaştırma” yaparak konuyu bağlamak mümkün. Mesela, her iki kadın da kendilerini bir akıma terk etmiş ve sonunda delirme raddesine kadar zorlanan insanlar olarak ele alınıyor. Manon gençlik ateşinin peşinde kendini manastırdan kurtarıp, Paris yaşamının içine sığınıp ve her şey kötü gittiğinde sevdiğiyle beraber sürgüne giderken; Cho-Cho-San aynı heyecanlar içinde kendi dinini reddedip Amerikalınınkini seçiyor, olduğu yerde çakılıp çocuğunu büyütürken, eşini bekliyor… Sonunda iki operada da ölümün izi var. Eh zaten içinde olası en büyük coşku, abartılı hareketler ve insanın zayıflığı olmasa opera bize ne gösterir? Neyse, aslında olay benim vakit bulup 15 günlük bir zaman dilimi içinde yurtdışında Madam Butterfly seyretmemle bağlanıyor. Ama önemli olan yapılan gözlemler..

İstanbul’da oflaya puflaya bir şeyler seyretmek için yer bulmaya gişeye gidiyorsunuz, sadece balkonların kötü yerlerinde yer kaldığını görüyorsunuz. Almanya’da mesela Stuttgart Devlet Operası’nda durum aynı. Bu dolulukta bir denklik durumu sayılır mı? Hayır. Çünkü bizde o yok satan salona girince biletin ucuzluğundan olsa gerek çok yerin aslında satılmış ama boş olduğunu görüyorsunuz. Orada öyle bir durum yok… Ah, bu arada Butterfly matinede bu kadar ve hem de ikinci kastı için doluyor. Cumartesileri AKM’nin salonu bu aralar hangi dolulukta merak ediyorum. Tüm mazeretlerin önünü kesmek için de şunu söylemeli o tıka basa dolu matinenin akşamına birinci kastın suare temsili var. Yani dolmayacak olsa dolmaz o salon…. Yani bir denklik yok.

Bir salon doluluk oranından bu kadar çıkarım yapmak çok ağır itham derseniz, ben de size bu sefer bir denklik vermeliyim ki dediğim ortak olduğumuz alanda da karşılaştırma imkanı tanısın. Aslında bir denklik var. Tempo kurnazlığı veya beceriksizliği konusunda. Bizde Manon Lescaut’nun o her bir cümlesi yeni bir pop şarkısı yaratacak kadar kabul edilir, ve kulağa yapışır birinci perdesi ne olduğu anlaşılmaz bir kovalamaca haline geliyor. Öyle kötü ve hızlı ki arada yakalayacağınız ve size operayı sevdirecek bütün motifler, bütün “şarkılar” çöpe gidiyor. Koşan orkestraya baka kalıyorsunuz. Eh, onlarda da “Un bel di vedremo…” öyle bir uzuyor ki şancının ve dinleyicinin sınırları deneniyor. İkisi de görece kötü durumlar ve bir denklik şartı sunar mı? Aslında yine hayır, çünkü bizde oluşan kargaşadan şancılar fayda sağlayıp günü kurtarırken, onlarda şancılar durumdan hasar alma pahasına eseri bir arada tutuyor.

Daha önce dinleyicinin yetersizliği, şancının yuhalanması gibi konulara dokunmuş olmakla beraber, maestronun dikkati ve kalitesine girmemiştim sanırım. Neyse kıssanın hissesi, yöneten tempoyu ve görgüyü kaçırınca, iş yönetilenin performansına kalıyor… da hataların yapıldığı yerler değişmiş olsaydı durum ne olurdu merak ediyorum. Sanırım Alman seyircisi bizim gargaraya sıkı bir taarruzla karşılık verirdi. Yine sanırım, Türk seyircisi kopacak kadar uzayan cümleleri zaten takip etmediği için anlamaz, sahnedekiler de olayı kopuk film şeritleri halinde geçiştirmeye başlardı. Eh maalesef ne seyircideki bağıracak ses, ne de şancıdaki ölümüne kontrol edilen nefes her kültürde yetişmiyor. Maalesef…

Resimler: http://fr.wikipedia.org/wiki/Manon_Lescaut , http://xroads.virginia.edu/~HYPER/LONG/images001.html , http://en.wikipedia.org/wiki/Madama_Butterfly ve http://fr.wikipedia.org/wiki/Manon_Lescaut_(Puccini) dan.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 588
Kayıt tarihi
: 23.11.06
 
 

Bir doktor mühendis ve amatör bariton olarak şanın ve dansın hayatımızda değişiklik yaratabileceğine..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster