Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '19

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
34
 

Teoman Kumbaracıbaşı ile Sanat...

İnsanın görünen temel ihtiyaçları vardır. Barınma, beslenme bunlardan en önemlileri ama aslında insanı insan yapan diğer ihtiyaçları da "sanat" ve bence diğeri de "spor"dur. Sanat derken toplumda sanat denince akla şiir, heykel gelir. Ama sanat çok büyük ve renkli bir yelpazedir. Tiyatro, Sinema, Resim, Heykel, Yazmak ve daha birçok dalı var bunlar hayatımızı daha kaliteli geçirmemizi sağlayan olmazsa olmazlarıdır.

Bu yazımda sanatı enstrüman gibi kullanan, bazen sinema perdesinde, bazen tiyatro sahnesinde, bazen beste yapanve şimdi de "Bir Konser, bir anlatı" formatı ile sahnelerde türkü, şarkı ve hikayeler anlatan sanatçı ile söyleşimi sizinle paylaşmak istiyorum.

M.Haluk Yalçınkaya: Bursa'ya yerleştiğinizi biliyorum. Ne zaman, nereye yerleştiniz?

Teoman Kumbaracıbaşı: İstanbul'da rahat çalışamamaya başladım, İstanbul'a çok uzak olmayan çabuk gidip gelebileceğim, biraz da ayağımın toprağa değebileceği, sakin ve düşünebileceğim bir yer arayışına girmiştim. Dolaşırken kayboldum ve kaybolduğum yer İznik'ti ve orayı çok sevdim ve birkaç hafta sonra da taşındım. Bir buçuk sene oldu doğaya taşınalı şanslıydım hem rahat yaşayabiliyorum, küçük minimal bir hayatım var. İşim oldukça oğlumu görmeye arkadaşları ve sevdiklerimi görmeye şehre gidiyorum ama çok kalmıyorum hemen kaçıp geri geliyorum.

M.Haluk Yalçınkaya:Sizin müzikle ilgilendiğinizi biliyoruz. Oynadığınız rollerde yansımaları olmuştu. Ne zamandan beri bir konser bir anlatıyı gerçekleştiriyorsunuz ve çıkış fikri ne idi?

Teoman Kumbaracıbaşı: Aslında ilk çıkışını anlatmak gerekirse "Acaip Ademler" grubundan başlamak gerekiyor. İlk albümü 2009 yılında "Marshal Planı" ile yaptık. Bas, davul, elektro ve trio gruptan oluşuyor. Ana felsefesini Pir Sultan Abdal'dan geliyor, Pir Sultan'ın "Be Hey Acaip Ademler" şiirlerinden esinlenerek grubun adı koyduk. Acaip ademler aslında Pir Sultan'ın eleştirdiği kişi ; "Be hey acaip adem öldüğünü bilmezsin,  ne yanarsın dünya malı birin alıp gidemezsin" o da aslında bu eleştiriyi kendimize yapmak üzere koyduk, havalı bir grup ismi gibi duruyor ama aslında eleştirdiğimiz kişiler kendimiz olmalı ve ekip şunu yapıyor; büyük ozanların şairlerin şiirlerini alıyor kim bunlar mesela "Neruda, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, A.Kadir, Puşkin, J.Prevert, Machado, Nerudo, Rilke, Trakıl" dünya şiir edebiyatında çok önemli ozanları bazende kendi dillerinde,  Pablo Nerudo'yu kendi ana dilim, İspanyolca söylüyorum. Rilke'yi Almanca, Percy' yi  İngilizce,  mümkün olduğu kadar hepsini anadillerinde söylüyorum yetmeyince Türkçe söylüyorum.Çoğunlukla Türkçe çevirilerinden faydalanıyorum ve eserleri yeniden besteliyoruztabi bu uzun süreç, tam içimize sindirdiğimiz zaman da sahneye getiriyoruz.

M.Haluk Yalçınkaya:Tiyatro ve müzikle ilgileniyorsunuz, sizin sanat hakkındaki düşüncelerinizi  anlatır mısınız?

Teoman Kumbaracıbaşı: İnsan sanatçı doğan varlıklar yani üretmek üzere doğan bir varlık sonradan onu unutuyorlar,  bütün çocuklar; ressam, seramikçi bütün çocuklar iyi top oynarlar, hem sporcudur hem çalışkandır çünkü oynar oyun anlamında. Güzel sanatların tamamı aslında insanı insan yapan şeyler. Bunlardan uzaklaştıkça bir düşünceyi kavramak bir insanın farklılıklarını kabullenmek zorlaşıyor. Sanat kilit açan bir şey yani siz o kabalığı zarafetle açarsınız, siyasetle açamazsınız kaba bir şey, spor bir yere kadar, çünkü spor bir yerden sonra endüstrileşiyor, bunların dışında bir şey üretmeye başladığınız zaman temas kuruyorsunuz ve sorumluluk alıyorsunuz. Çünkü burda sizin hayatınızı devam ettirmeniz gibi meseleler var tüm bunları başarabilmek en karışık şey ama bu da sanatçının olmazsa olmazı. Sanatçı aç kalacak ama inandığını söyleyecek, sanatçının da beklentisi de şudur;"gelin temas" edin. Mesela diyorlarki; "bizim bildiğimiz gibi bir şey yapın" ama gidin onu yapan da var. Tabi hep bildiğin şeyi dinlersen her gün pilav yemek gibi bir şey, önemli olan yeniliklere sanata açık olmak… Oyunculuk bunlardan bir tanesi, müzik bir tanesi keşke resim yapabilsem, bir şey anlatabilmek için tüm bunlar harika enstrümanlar, kendinizi uyanık, aydınlık tutmak ve ışıyabilmek için

M. Haluk Yalçınkaya: AcaipAdemler’ grubu ne oldu?

Teoman Kumbaracıbaşı: Ekibimizden yakın dostum ve basçım Melek İrdem, derin bir rahatsızlık geçirdi, şimdi iyileşti. Ve ben tek başıma devam ettim. Konu gene aynı büyük ozanların sözlerine yeni besteler değil biz tekrar besteleyerek sunuyoruz. Sözlerin bir kısmını biliyoruz, Pir Sultan’ın "Sordum Sarı Çiçeğe" bestelerini biliyoruz ama kendi tarzımıza göre yeniden besteliyoruz.

M. Haluk Yalçınkaya:Tiyatro çıkışlı olduğunuzu biliyoruz. Bu geçen süreçte tiyatrodan biraz uzak kaldığınızı düşünüyor musunuz?

Teoman Kumbaracıbaşı: Aslında, o anda içimden gelenleri yapan bir insanım ve bunu kaybetmemeye çalışıyorum ben tiyatrodan uzaklaşmadım tiyatro yapmamak tiyatrodan uzaklaşmak anlamına gelmiyor. Sahneye çıkma heyecanını konserde daha yüksek bir seviyede hissediyorum. Sahnede çok özgürüm istediğim kadar şarkı söylüyorum, istediğim yerde söylüyorum, bence büyük bir şans iyi değerlendirmeye çalışıyorum. Çok çalışıyorum her gün elimde mikrofon gitar kayıt ve demolar yapıyoruz. Bu kadar beni heyecanlandıracak tiyatro varsa oynarım Sonuçta oyunculuk mesleğimdir. Zaman zaman Tv'de ve sinema filmlerinde oynuyorum. Parasız kalınca pazara gidip süt reçeli de satıyorum. Fanatik bir müzisyen, fanatik sinemacı, fanatik tiyatrocu değilim, derdimi anlatabileceğim enstrüman olarak görüyorum onları iyi yapıyorsam zaten yapıyorum yoksa sizi boşu boşuna 15 sene TV’de çalıştırmazlar, filmlerde oynatmazlar.

M. Haluk Yalçınkaya"Bir anlatı, bir dinleti"de nasıl bir performans sergiliyorsunuz?

Teoman Kumbaracıbaşı: Büyük burunluluk olmasın ama aslında bu anlatıcı gibi, storty telling story teller. Ozanların kendi başından geçmiş hikayelerini çaldıkları müzikle bütünleştirerek zaman zaman iç içe zaman zaman parçayı anlatır ya da parçanın hikayesini anlatır şairin hayatından kesitler ve bunları birleştirdiğimiz zaman gösteriye dönüşen konser ama insanların bilmedikleri şarkıları dinlemesi kolay olmuyor. Genelde toplumumuz muhafazakar bir görüşe sahip. Nedir o yeni bir şeyi dinlerken bir şeye benzetme ama ya o bir şeye benzemiyorsa senin benzettiklerine benzemiyorsa ne yapacağız? İnsanları, okyanusa, soğuk sulara atmaktansa onlara küçük basamaklar vererek aslında yapmaya çalıştığımız şeyi sıcaklaştırmak çünkü insan şarkıyı biri beğenmesin diye yapmaz beğenilsin diye yapar. Önce kendiniz beğenirsiniz, beğenmezseniz çalmazsınız. Beğendirmek içinde insanların hikayeyi takip edebilecekleri basamaklar koymak gerekir çünkü ben o şarkıyı aylarca yıllarca çalışıyorum. Dinlemeye gelen insan bir buçuk saate bütün o çalıştıklarımı toparlamaya çalışıyor. Hikayelerle küçük anekdotlarla besleyerek hem kendimi ısıtmak hem de şarkıların sözlerini biraz daha ortaya çıkarmak için dinleti ve anlatı var işin içinde.

M. Haluk Yalçınkaya: Ekibinizden bahsedermisiniz?

Teoman Kumbaracıbaşı: 3 kişilik bir ekibiz; İzzet Oktay ve Metin Bozkurt ile beraber Anadolu’nun her yerine gidiyoruz yavaş yavaş da yurt dışına gideceğiz. Üç senedir Anadolu'yu diyar diyar dolaşıyorum, bizi çağıran kimseyi kırmıyoruz, gidiyoruz.

M.Haluk Yalçınkaya:Yurt dışında yapmak istediğiniz projeler var. Biraz bahseder misiniz?

Teoman Kumbaracıbaşı: Güney Amerika için bir projemiz var. Benim ana dilim İspanyolca olduğu için, İspanyolca şarkılar da söylüyorum. Orda dizilerden kaynaklanan bir tanınırlığım da var. Büyük bir Güney Amerika turu düşünülüyor ama iyi bir planlamaya ihtiyacımız var. Avusturya Lisesi mezunuyum onun için Almancam var ve yakın zamanda Avrupa turnesi var. Daha evrensel şeyler arayışı içindeyim. Çünkü siz toprağınızdan bir şey söylüyorsunuz ama onu evrensele açılamıyorsanız biraz eksik kalmış olur,  tabi bu açılma oralara giderek olur.Biz Bingöl, Van, Iğdır, Mardin, Siirt'te çaldık ve daha ülkenin tüm coğrafyasını kucaklamak istiyoruz. Bize soruyorlar "Sponsorunuz kim ?" diye… Biz de diyoruz sponsorumuz basit "Neruda, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, A.Kadir, Puşkin, J.Prevert, Machado, Nerudo, Rilke, Trakıl."

Arjantin doğumlu 6 yaşına kadar İstanbul'da yaşayan, bu aralar Bursa'da ikamet eden değerli sanatçı üretmeye devam ediyor, ben de merakla çalışmalarını takip etmeye devam edeceğim. Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim. İyi Seyirler.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 68
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 13022
Kayıt tarihi
: 09.05.15
 
 

Bursa karagöz sinema atölyesinde "iki yıl sinema,  iki yıl senaryo yazarlığı, bir yıl oyunculuk" ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster