Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
256
 

Terapi günlüğü 2. bölüm

Terapi günlüğü 2. bölüm
 

Alıntı


Kadındı. Kadın olmaktan her zaman gurur duymuştu. Yürekliydi. Aslında güçlüydü de. Son zamanlarda gücünün sonunu zorlamış, tamamını tüketmişti. Belki de ona öyle geliyordu. Gözleri artık ağlamıyordu. Üstelikte okuduğu kitabın otuz sekizinci sayfasına geçebilmişti. Doktora ilk gittiğinde “gücümün farkındayım. Güçlüydüm aslında, tüketmeden önce. İşte o gücü yeniden kazanabilmek için buradayım” demişti. İkincisinde Bencil olması gerektiğini öğrendiğinde ise susta kalmıştı. İşyerinden çıktı. Hava bulutlu, o umutlu, taksiye doğru yöneldi. Son anda taksiye binmekten vazgeçti ve bir süre yürümeye karar verdi. Yolun karşısına geçerek puslu havaya aldırmadan yürümeye koyuldu. Birden zihninden bir deli fıkrası geldi, geçti. “Delinin birini ziyarete gitmişler ve ne haber nasılsın diye sormuşlar Deli şöyle bir düşünmüş ve bizde haberler aynı asıl dışarıda ki delilerden ne haber demiş.” Kadın gülümsedi. Aklın ne olduğunu düşünmek için iyi bir fıkra diye düşündü. Güldü. Aklına doktorunun seni bencil yapacağım demesi geldi. Akıllı olmak bencil olmakla eş değerde mi acaba diye sorguladı! Artık gözlerimde ağlamıyor ne diye gidiyorum ki diye düşünerek yürümeye bir süre daha devam etti.

Yorulmuş ve üşümüştü. Yoldan geçen bir taksiyi durdurdu. Kadındı. Sadece kadın olmak bile yükünün ağırlığı için yeterliydi. Muayenehanede kitabın otuz dokuzuncu sayfasını okuyordu ki; sekreter seslendi. Kitabı kapatarak doktorun odasına gitmek üzere yerinden kalktı. Doktor kapıda bekliyordu. Gülümseyerek elini uzattı. “Hoş geldiniz. Buyurun” diye masasının karşısındaki koltuğu işaret etti. Masanın üzerindeki dosyayı açtı ve şöyle bir göz atarken “nasılsınız” diye sordu. “İlaçları alıyorum. Gün içinde iyiyim. Yalnız uykuda bağırıyorum. Dinlenmiş olarak kalkmıyorum. En çok rahatsızlığım evdekileri rahatsız etmekten. Öyle bağırıyorum ki kendi bağırmama uyanıyorum. Tüm ev ahalisi uyanıyoruz.” “Ne diye bağırdığınızı hatırlıyor musunuz?” “Evet, imdat! Yardım edin” diye bağırıyorum” “ Anlaşılır bir şey çok normal. Geçecek” dedi. Doktor pek konuşmuyor daha çok hastasının konuşmasını bekliyordu. Hastası konuşursa dinliyor, bir cevap veriyor, verdiği tüm cevaplarda anlaşılır, normal, verici bir insansınız, kendinizi düşünmediğiniz sürece bunlar devam edecektir. Oluyordu. “Doktorsunuz; fakat önce insansınız onca insanın sıkıntılarını dinliyorsunuz bunca kişinin anlattıkları sizi nasıl etkiliyor peki siz nasıl üstesinden geliyorsunuz?” Doktor önce bir durakladı ve hemen arkasından “Bizde kendimizce bir şeyler yapıyoruz işte.” diye soruyu cevapladı. Kadın doktora baktı ve öteki diye düşündü içinden. Masanın öteki yanı dedi. Yine içinden. Bir de dedi ki; kendini hastasına niye tanrı gibi hissettirmeye çalışıyor acaba? Kadın ilk gittiği günden itibaren, doktorda bu duruşu hissetmişti.

Doktor onun için masanın öteki yanıydı. Kadın ise doktorun yanında bencil yapılması gereken bir “bencildi.(?)” Kadın doktora gitmeyi kendi seçmişti. Sıkıntılarının ne olduğunu biliyordu. Hayat onu yormuştu. Gördükleri, duydukları, gözlemledikleri yormuştu kadını. İnsan ilişkilerinin kadının olması gerektiğini düşündüğü gibi olmaması, insanlarda ki duyarsızlık, riyakârlık, sahtekârlık, menfaat ilişkileri, maddecilik, hastalık boyutundaki kıskançlıklar, her türlü güzelliğe olan sebepsiz düşmanlıklar yormuştu. Sokak çocukları, evsiz barksız tüm canlılar, anlamsız hiyerarşi, üretmek yerine bir sürü işe yaramaz tüketiciler, başkalarının sınırlarına saygı duymayan sevgisiz, saygısız, bencil insanlar üstüne üstlükte bir de yüzleri kızarmadan “sende sınırlarını korusaydın” diye suçlu çıkaranlar, Aldatılmışlıklar yormuştu kadını. O yorgun olandı. O aldatılandı. Oydu yaşadıklarından bunalan hasta olan bununla birlikte hiç sızlanmayan, güçlü görünen. “Sizi bencil yapacağım” denilen de oydu, dosyasına Nar şist “özsever”(?) yazılanda oydu. Bir kez daha aldatıldığının farkında olsaydı, her şeyi her gün karşılaştığımız, her gün gördüğümüz, gözlemlediğimiz, insanî gelmeyen her şeyi düşünmekten yoruldum der miydi karşısındakine?

Hiç incilerini döker miydi önüne. Bilseydi aldatıldığını, bir kez daha yıkılmaz mıydı? Doktor “mükemmelcilik var, duyarlısınız” dedi. Kadın, “Biliyorum bencil olmam gerek” dedi. Doktor yine kadının elindeki kitabı göstererek “Okumaya devam ediyorsunuz. Kitabın adı ne?” diye sordu. Kadın elindeki kitabı doktora göstererek “aynı kitap henüz bitiremedim. Otuz beşinci sayfayı geçtim.” dedi gülümseyerek. “Başka söylemek istediğiniz bir şey var mı? Kadın “hayır” dedi. Doktor ayağa kalktı. Kadın ayağa kalktı. Kadın hâkim gibi doktor dedi. Sanık savunmasını yapmıştır. Sanığın başka bir söyleyeceği yoksa… İçinden konuştu tabii ki. Kadın muayenehaneden ayrıldı. Hava çok kötüydü. Kadın, pusta kaldı...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 66
Toplam yorum
: 32
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 442
Kayıt tarihi
: 21.01.09
 
 

Udi, bestekar ve şairim. TRT'de bestelerim bulunmakta olup, bazı eserlerim de TRT ses sanatçıla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster