Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Nisan '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
219
 

Terör üzerine

Terör üzerine
 

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU 

Akrep gibisin kardeşim, 
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. 
Serçe gibisin kardeşim, 
serçenin telaşı içindesin. 
Midye gibisin kardeşim, 
midye gibi kapalı, rahat. 
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. 
Bir değil, 
beş değil, 
yüz milyonlarlasın maalesef. 
Koyun gibisin kardeşim, 
gocuklu celep kaldırınca sopasını 
sürüye katılıverirsin hemen 
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. 
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, 
hani şu derya içre olup 
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. 
Ve bu dünyada, bu zulüm 
senin sayende. 
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer 
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak 
kabahat senin, 
— demeğe de dilim varmıyor ama — 
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! 

(1947) 
Nazım Hikmet Ran 


Terör olgusu üzerinde duracağım bu yazıya, “insan” ı belki de en iyi anlatan Nazım’ın “Dünyanın En Tuhaf Mahluku” şiiriyle başlamayı seçtim. 
İnsan: korkak, cesur, kahraman, savaşçı ama düşman ama dost, sevgi ve nefretin çatışmalı macerasının baş aktörü… İnsan-insan çelişkisi ve insan-doğa çelişkisi: insanın insanla savaşımı ve insanın doğayla rekabeti: tarihin döngüsü bu sonsuz ikilemin devinimleriyle doludur. 
Terör sözcüğünün Türkçe kullanımı, Fransızca “terreur” kelimesinden gelir. Asıl olarak Latince kökenli bir kelime olan Terör sözcüğünün anlamı “korkudan titreme” veya “korkuya sebep olma” anlamına gelir. Fransızca Petit Robert sözlüğünde “Bir toplumda bir grubun, halkın direnişini kırmak için yarattığı ortak korku” ; Oxford İngilizce sözlükte ise:“Genellikle siyasal nedenlerle, halkın gözünü korkutmak ve halkı yıldırmak için dehşet öğesini kullanmak” olarak tanımlanmıştır. 
Ann Weil “Disasters: Terrorism” (Felaketler: Terörizm) adlı kitabında terörizmi şu şekilde tanımlar: “Terörizm; rastgele seçilmiş ya da sembolik değeri olan kurbanların, şiddetin aracı olarak seçildikleri bir savaş yöntemidir. Bu araçsal kurbanların, kurbanlaştırılmaları bağlantılı oldukları grup ya da sınıf içerisindeki yerlerine bağlıdır. [vurgu bana ait: C.D] ’’Böylece söz konusu grup ya da sınıfa mensup olan diğer bireyler de, kronik terör korkusunun içine itilmiş olurlar”. 
Burada dikkat edilmesi gereken şey (özellikle vurguya dikkatinizi çekerim): terör olgusunun, aslında bir “ben” ve “o”: yani çok uzun zamandır Doğu’nun ve Batı’nın ideolojik, politik, dinsel ve kültürel söylemlerini meşgul etmiş bir kavram olan “öteki” fenomeniyle olan ilişkisidir. 
İnsan-insan çelişkisinin temelleri çok eskilere dayanır: Metal çağında metal aletleri olan ilk insanların tarım yapan gruplar karşısındaki üstünlüğünden, kabilelerin güç savaşlarına oradan toprak beylerinin köylüler üzerindeki hâkimiyetine, din büyüklerinin teokratik otoritesine, kralların, komutanların ve aristokratların gücüne ve ihtişamına, giderek tüccarların ve burjuvaların işçiler karşısındaki siyasal ve ekonomik baskılarına ve günümüzün yüksek kapitalizminin acımasız serbest piyasa ekonomisi ve üreticilerin gücüne, statünün zengin ve yoksul olarak ayrıldığı 21.yüzyıla uzanan tüm bu süreç aslında gücün, güçlünün güçsüz karşısındaki üstünlüğünün daima bir maddi varlıktan kaynaklandığını gösteriyor. Maddi varlık tarih boyunca silah gücüne, silah gücü mekân istilalarına, daha çok yer ve daha çok üretim ise politik ve ekonomik üstünlüğe dönüşmüştür. 
İşte “ötekileştirme” stratejisinde: üstün olanın kendince koyduğu üstünlük kriterlerine uymayan “zayıf” addedilen her şey ve herkes, ırklar, gruplar, halklar, ülkeler üstün olan için “düşman” dır. “Öteki” dir. Uzak tutulması, yıldırılması, geri püskürtülmesi, ezilmesi ve aşağılanması gerekir. İşte bu “kurbanlaştırma”{ dır. 
Bunun anlamı şudur ki: terör kendi kendine ortaya çıkmaz. ’’Güçlü, güçsüzü “güçsüz kılar”… Bu bir stratejidir, politik ve ekonomik bir oyundur bu. Terörizm haklı bir savunu ya da bir bağımsızlık savaşıdır demiyorum. Hiçbir savaş biçimi haklı olamaz, ancak “kurbanlaştırılan” her canlı “tepki” verecektir. Tepki bastırılmaya çalışıldıkça öfke ve düşmanlık beslenecektir. Kısır bir döngüde üstünlük kimindir artık? 
Devletler tarihi, birbirlerinden farklı olsa da temelde güçlerini, ideolojilerini ve politikalarını sonsuza dek sürdürme; varlıklarını ölümsüzleştirme üzerine çok yüksek stratejilerin sahnesidir. Ama bu kırılgan, göreceli, gizlenmiş “tarih’’ gelişen teknoloji ve iletişimin evrenselleşmesi karşısında şeffaflaşırken; kapitalist güçler daha çok tekelleşerek dünya emekçileri karşısında yeni ezici yöntemler geliştirmektedir. 
İşsizlik bütün insanları tehdit ederken, insanlar her geçen gün doğasal güçlere karşı yalnız ve çaresizleşirken, doğanın verdiği nimetlerden daha az hatta hiç yararlanamazken devletler silah yarışına girmişler.. Her ülke en donanımlı silahlarla güçlenmeye çalışıyor… Kimin için? Bunun anlamı açık: yalnızlaşan, çaresizleşen bitap düşen işsiz ve açlar ordusu bir araya gelirse (!), ne yaparız? İşte bu gelişmiş teknolojik silahlar, uçaklar, toplar tüfekler onlar için, onları (mı) vuracak… 
Sanatın birçok dalı dibe vurdu. Doğa her gün yağmalanıyor… Sömürü had safhada, birileri milyon dolarları sayarken akşamları, birileri çöpten yiyecek arıyor. İnsanlar beslendikleri ölçüde sağlıklı düşünebilirler; ama günümüz ekonomisi acımasız ve dengesiz! İnsanlık, tanrı inancı bunun neresinde? 
Bu anlatılanların gerçeği şu: Terör! Terörü yaratan: İçinde yaşadığımız “sistem’’. Sistemin sahipleri terörden zarar görüyor mu? Hayır, aksine onlara yarar sağlıyor. Gidenin, yıkılanın yerine yenisini satıyor, koyuyor. Yani kâr ediyor. 
Peki, terör kimlerin arasında oluyor ve kimleri vuruyor? İşte en zorlu soru bu! Cevap Nazım’da (Satranç oyunu gibi ) sevgili piyonlar: “demeğe de dilim varmıyor ama / kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!’’… 
Halk kendi çocuklarını öldürüyor, acıtıyor, ilişkiler ilkel kan davasına dönüşüyor. Herkes kan istiyor. Bir sizden bir bizden oyunu oynatılıyor adeta. Bu ne yaman çelişki. 
Peki, terör öldürmeyle biter mi? Tarafların sloganı şu “bir ölür bin geliriz.’’ Doğru, gerçekten de öyle. Ölenin yerine yenisi hemen geliyor ve o da geldiği gibi ölüyor. Peki, nasıl bitecek terör? 
Terörü akılcı düşünen taraftarların ’’erk olan güçleri’’ bitirecek. Terörün acı ve gerçek ilacı iş, aş ve o evrensel değer yargılarını yaşama geçiren dünyamızda, fazla anlamı olmayan, kimseye zararı olmayan soyut özgürlüğün verilmesi. Bu temel unsurlar terörü bitirecek. 
Ne tuhaf “İngilizce’’ öğrenmek ve öğretmek için kitap ve eğitimcilerine milyonlarca dolar ödenirken, kendi yurdunda ki yurttaşına kendi dilinde okuma yazma, şarkı söylemeği yasaklamak! Çaresizlikten ekmek çalana on beş yıl ceza kesilirse; ‘’Devletin malı deniz, yemeyen domuz ‘’ atasözünü hayata geçirip bankaları çalanlara ödül üstüne ödül verilirse! Kısacası ’’hukuk’’ herkes için işletilmezse terör biter mi? 

VATAN HAİNİ 

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. 
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet. 
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." 
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, 
kapkara haykıran puntolarla, 
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali 
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. 
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet. 
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." 

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, 
ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. 
Vatan çiftliklerinizse, 
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, 
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, 
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, 
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, 
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, 
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, 
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, 
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, 
Amerikan donanması, topuysa, 
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
 
ben vatan hainiyim. 
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: 
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. 

(28.7.1962) 

Nâzım Hikmet’in bu şiiri yanıtını bulamadığı sürece ‘’terör’’ bitmez!. İş, aş, asgari ölçüde özgürlükçü ve eşitlikçi bir eğitim verilmediği sürece siyasi terörün yanı sıra tinerci, dilenci, maganda ve şehir eşkıyaları da terörün vandalizm boyutunu besleyeceklerdir. 
İnsanın insana yaptığı bu haksızlığa artık dur demek için, ozan Ruhi Su‘nun ‘’Irmak’’ şiirindeki felsefi söylemiyle yazımızı bitirelim. Barış içinde yaşamak umuduyla… 

IRMAK 

Ağaç demiş ki baltaya 
Sen beni kesemezdin ama 
Ne yapayım ki sapın benden 
Bak su ağacın bilincine sen 
Ölen ben, öldüren benden 

Bunca analar ağlayıp durur da 
Akıp gider gelinciklerden 
Kör müdür sağır mıdır bu ırmak 
Ölen ben, öldüren benden 

Her yerde böyle olmuş bu 
Önce dağa, tasa, ağaca söyletmiş halk 
Sonunda sabahın bir yerinden 
Uyanıp kalmış ayağa ırmak 
Ölen ben, öldüren benden 

Ruhi Su 

Hoşça kalın… 


Canip Doğutürk 

1. Oxford Dictionary of English 2e, Oxforf Univercity Press 2003, Terror maddesi. 
2. Kaynak: Wikipedi Özgür Ansiklopedi, Terör maddesi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1474
Kayıt tarihi
: 16.07.09
 
 

Eğitimci, Yazar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster