Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '16

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
127
 

Terör ve afet sonrası travma

Terör ve afet  sonrası travma
 

Afetin sonuçları


Sadece, 1999 yılında yaşadığımız deprem değil, başta terör olmak üzere buna bağlı olarak ortaya çıkan zorunlu göç kadar trafik ve yoksulluk sorunları da Ülkemizde afet niteliklerine evrilmiş, bu sorunları yaşayan bireyleri aşarak, sosyologların yeni yaklaşım ve kavramlaştırmaları ile ele almaları gereken toplumsal, yapısal düzeylere erişmiştir. Afet boyutuna ulaşmış sosyal problemlerden doğrudan olduğu kadar, belki onlardan çok daha büyük oranda dolaylı etkilenenlerin, yani toplumun varlığı ne yazık ki bu güne değin ihmal edilmiştir. Afetten doğrudan etkilenmeyenler de doğrudan etkilenenler gibi benzer derecelerde endişe ve kaygılar içerisinde ortak tutum ve davranışlar geliştirebilmekte; diyalektik olarak yaşam alanlarını ve faaliyetlerini sınırlayarak içe kapanmakta, ya da devlete, topluma, adalete ve sosyal çevrelerine güvenlerini kaybetmektedirler. Toplumda sosyal problemler bir süreç dahilinde birbirleriyle karşılıklı ilişki içinde olduğundan, çarpık kentleşme, yetersiz eğitim ve sağlık, suç, işsizlik, yoksulluk, terör gibi sorunlar süreç içerisinde birbirleriyle etkileşerek şiddetlenmekte ve yaygınlaşmaktadır. Büyük afetlerde, can ve mal kayıplarının yüksek olmasının nedeninin bireysel sorumsuzluktan çok, sosyo ekonomik az gelişmişlik, hatta sosyo-kültürel, politik ve yönetimsel kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz.

Travma, bireyin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü derinden tehdit eden olay, durumdur. Kavramanın ve baş etmenin oldukça zor olduğu bu deneyimi bireysel belleğimize yerleştirmekte güçlük çekeriz. Ortak ya da kitlesel toplumsal travma, toplumsal yaşamda insanları birbirine bağlayan dokuları, toplumun sahip olduğu biz duygusunu tahrip eden bir darbe olup, bundan yakınan insanların bilincine yavaş yavaş ve sinsice yerleşir. Afet sonucu, travmaya uğramış topluluk ayrı ortak bir kültür oluşturur, bu kültür ortamındaki bireyler içine kapanır, yalnızlaşır ve sosyalliği azalır.

Afet ve travma kavramları aynı paranın iki değişik yüzü olarak çok farklı disiplinlerin ilgi alanına girmesi nedeni ile başta yer bilimciler, psikologlar ve doktorlar afet çalışmalarına çok yönlü dinamik modellerle yaklaşmalıdırlar.

Afetler, belirli bir coğrafi bölgede aniden ortaya çıkan, kolektif stres, önemli ölçüde kayıp yaratan, toplumun yaşamını sekteye uğratan ve kendi başa çıkma kaynaklarını aşan olaylardır. Doğal afetler (Deprem, heyelan, sel, fırtına, kuraklık, orman yangını, hortum vb.), insan kökenli yapay afetler (terör, sınai, baraj patlamaları,  yangınlar, hava, su, çevre kirlenmeleri, ulaşım kazaları), darbe kalkışması, savaş, politik, etnik, dini ya da cinsel istismarlar, cinsiyet-temelli zulüm, tecavüz ve şiddet olaylarıdır. Toplumsal travmalar, sadece travmayı yaşayan bireyleri değil, bu duruma doğrudan ya da dolaylı biçimde tanık olan tüm toplum kesimlerini etkilemektedir. Bu tarz süreçlerde kişilerde; afet sendromu olarak psikolojik bozukluklar, TSSB, dehşet, kontrol kaybı, umutsuzluk, kolay incinebilirlik, şiddetli korku, çaresizlik, tedirginlik, acı, kayıp hissi, öfke, donukluk, yabancılaşma, yalnızlık gibi pek çok duygunun bir sis bulutu gibi topluma dalgalar halinde yayıldığı görülür. Olayı yeniden yaşama hissi ve tekrar tekrar hatırlama, geriye dönüşler yaşama, kâbuslar görme, olayın geçtiği yer ve olayı anımsatacak kişi ve konulardan kaçınma, travmasını konuşmak istememe, sese karşı aşırı duyarlılık, en küçük gürültüye bile irkilme ile tepki verme, uykuya dalma ya da uykuyu sürdürmede güçlük yaşama, tahammülsüzlük, sinirlilik, keyifsizlik, mutsuzluk, hayattan zevk alamama, iştahsızlık, kilo kaybı, başkaları tarafından anlaşılmadığını düşünme, konsantrasyon ve dikkat güçlüğü, her şeyden şüphelenme, paranoya işe gitme ve çalışmada isteksizlik baş gösterir. Travma yaşayan kişinin kendisi, kimliği, insan ilişkileri ve dünyaya dair varsayımları sarsılır.

Birlik olma duygusu, dayanışmanın güçlenmesi, güvenlik zemininin yeniden yapılanması ile travma etkileri azaltılabilir. Gerginlikler ve çatışmaların sıklaşması ile birbirine yabancılaşma, yalnızlaşma gibi duyguların tırmandığı bu süreçte; alt-gruplar arasında uzaklıklar artabilir; grupların birbirine düşmanlaştırılma potansiyeli artarken, toplumun güvenlik zemini sarsılabilir. Görmezden gelerek, inkar ederek tabii ki bu ciddi sosyal sorunu çözemeyiz.

Toplumsal travmaların onarımında içinde yaşadığımız kültürün yeri büyüktür. Ait hissettiğimiz kültürün parçası olan ifade etme biçimleriyle (şarkılar, ritüeller, anmalar, sembolik eylemler vb.) kendimizi ifade etmek, duygularımızın yatışmasını ve kendi içimizdeki yaşam gücünü yeniden keşfetmemizi sağlar, onarımın yolunu açar ve toplum içerisinde yalnız hissetmeyi engeller. Yaşananlar ne zaman toplumca kabul edilir ve görülmeye başlanırsa, işte o zaman travmatik olayı yaşamış insanlar olarak “iyileşme”ye başlayabiliriz.

Özellikle de travmatik olay kasıt içeren nitelikteyse (psikolojik ve fiziksel şiddet, tecavüz, cinsel istismar vb. durumlar) ötekilere duyduğumuz güvenin yerle bir olması kendimizi köksüz-gövdesiz rüzgarda savrulma hissini yaşatır. Kimimiz dehşet, kırılganlık, suçluluk, çaresizlik, tedirginlik, öfke, umutsuzluk, güvensizlik, yetersizlik, yalnızlık veya şüphe gibi hisleri çok yoğun bir biçimde yaşayabilir. Kimimiz ise tamamen donuklaşabilir ve hissizleşebiliriz. Kimimiz sürekli olaya dair konuşmak, bilgi almak ve paylaşmak isterken, kimimiz herhangi bir bilgilenmeden uzak durma eğiliminde olabiliriz. Kimimiz duygularımızı ifade etmek ve paylaşmak ihtiyacı duyarken, kimimiz konuşmak istemeyebilir ya da böyle bir şey yaşanmamış gibi davranabiliriz. Sürekli tehdit altındaymış gibi veya ağlamaklı hissedebilir ve o sırada bir tehlike olmasa bile kolayca irkilebiliriz. Rahatsız edici bir takım düşünceler, imgeler veya anılar zihnimizde tekrar edebilir. Baş ağrısı, göğüs ağrısı, mide yanması, bulanması, kalp, boğazda sıkışma, titreme ve çarpıntı gibi fiziksel şikâyetler ortaya çıkabilir.

Toplumsal travmaların etkilerinin iyileşmesi zaman alır. Öncelikli olarak, güç olsa da öz bakımımıza, uyku ve beslenme düzenimize dikkat etmeli, spor yapmalı ve dinlenmeye zaman ayırmalıyız. Travmatik olaydan sonra yaşanabilecek en belirgin duygulardan biri de suçluluktur. Bizi anlayacağını düşündüğünüz ve yanında kendimizi güvende ve rahat hissettiğimiz kişilerin bu süreçte bize eşlik etmesine izin vermeliyiz. Travmayı çağrıştıran şeylerden kaçınmak yerine yüzleşmenin, başlangıçta kötü hissettirecek de olsa, uzun vadede iyileştirici etkileri olacaktır. Yüzleşmenin ardından anlamlandırma adına, kendimizi algılayış şekli, kişilerarası ilişkilerimizi ve hayat felsefemizde değişiklikler yaratarak olgunlaşabilir, bu olgunlaşmayı, olumsuzluklara yönelik direncimizin ve kendimize güvenimizin gelişmesinde kullanabiliriz. Güncel hayatta sorumluluk almak, yardım faaliyetlerinde yer almak, hakkını aramak gibi aktif uğraşılar içerisinde olmalıyız.  Çaresizlik ve umutsuzluk duygularının dağılması adına kendimiz ve ötekiler için bir adım atmalıyız.

Travmanın oluşmasına veya etkilerinin yoğunlaşmasına yol açan faktörlere ve zemine dair bir değişim gerçekleşmediği zaman, travma sonrasında yaşanan acıların onarılması güçleşebilir. ideolojik keskinliklerden uzak durarak, kişileri bir arada tutan benzerliklere vurgu yapılmalı, içinde bulundukları durumu anlatmalarına fırsat verilmeli, demokrasi kültürü, demokrasi bağlılığı dile getirilmeli, adalete, toplumsal hafızaya vurgu yapılmalıdır. Özellikle çocuklara dikkat edilmeli, onların bu süreci atlatması için davranış ve tutumlarımıza özen göstermeliyiz.

Özellikle yaşadığımız sorunlar aile, sosyal, iş yaşamı gibi farklı alanlarda ilişkilerimizin veya gündelik hayatımızdaki işlevselliğimizin giderek bozulmasına neden oluyorsa artık psikolojik veya psikiyatrik destek gerekli hale gelmiştir. Tedavide kişinin belirtilerinin sürmesine neden olan hatalı düşüncelerinin sağlıklı düşüncelerle yer değiştirilmesi ile korku nedeniyle kaçındığı durumların üstüne gitmesi sağlanarak yaşadığı korkunun azaltılmasına çalışılır. Erk sahipleri yapay afet üretmekten uzak durmalı, üretmeye çalışanları engellemelidirler.

Güvenlik duygusu vermek, sakinleştirmek, öz yeterlilik ve toplumsal yeterlilik duygusunu teşvik etmek, bağlantılı olma duygusunu geliştirmek, umut aşılamak, TRAVMA'nın giderilmesi için yapılması gereken beş ana ilkedir.

Tüm insalık için afet ve travmadan uzak bir yaşam diliyorum!

Nizamettin BİBER

NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nizmaettin Kardeş! Kimsede güvenlik duygusu kalmadı oturup da öz eleştiri yapmıyorlar. Çok önemli bir konuya parmak bastınız sağ olunuz.Selam ve sevgiler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 13.12.2016 12:46
Cevap :
Sevgili Nahide hocam, güven ruh gibidir kaybolduğu bedene bir daha asla dönmez, öz eleştiri için nitelikli eğitim gerekmektedir. Çok teşekkür ederim, selam ve sevgi ile.  13.12.2016 15:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3742
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2536
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster