Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
780
 

Terör ve işkence

Terör ve işkence
 

Terör, büyük korku ve dehşet anlamına gelir. Milliyeti olmadığı gibi acıması da yoktur. Aydınlanma Çağı ile kabul gören özgürlük, adalet, eşitlik, kardeşlik ilkelerinin kitleleri kucaklamasına tahammül edemeyen tek kavram dense yeridir.

İnsan sevgisi ile bütünleşmiş bedenlerde terörün yeri yoktur. İşkencenin ise hiç yoktur. Her ikisinin de varlığında insani duygu yoktur.

Geçmişte olduğu gibi çeşitli coğrafyalarda ki kanlı varlığı, acımasızlığı, toplumsal şiddeti gelecekte mücadele edilmesinin haklılığını göstermektedir. Toplumlara düşen en önemli görevlerden biri de terör ve işkence ile mücadeledir. Hangi coğrafyada ve şartta olursa olsun. Bilinçli mücadele gerekir.

Genç yaşlı, kadın kız, zengin fakir ayrımı yapmayan, yani adres sormayan serseri kurşun misali, kabul görmeyen, dağ başında da, düz ovada da, kırsalda da yeri asla olmayan bir kâbustur terör de işkence de.

Adalet ve özgürlüğün temelinde dürüstlük ve erdem vardır. Herkesin hakkını vermek vardır. Adalet ve özgürlük insanı ve insan yaşamını esas alır.

Terörün temelinde şiddet vardır. Öldürmek ve yok etmek vardır. İnsana değer vermeyen bir anlayış vardır. Öyle olmasa bedenine sardığı patlayıcıyı suçlu suçsuz insanların yok edilmesinde neden kullansın?

Terör günümüzde bireysel olabildiği gibi organize eylemlerle de varlığını devam ettirmektedir. Afganistan, Pakistan, Irak ve benzeri ülkelerde her gün patlayan, patlatılan bombalar örgütsel girişimlerdir. Diğer yandan militarist terör ve işkence kavramını da göz ardı etmemek gerekir. Savaş ve kargaşa ortamında işkenceye ve öldürmelere maruz kalan savunmasız insanların durumu içler acısıdır.

Irak’ta yaşanan bir olay. Yaşamı sona eren yaşlı bir insan.

İngiltere’de yayınlanan Independant gazetesinin, Iraklı yetkililerin İngiliz hükümetine sunduğu raporu ele geçirmesiyle su yüzüne çıkan olay.

Tarih 15 Kasım 2006. Yer Irak.

İngiliz Kraliyet Askerleri Polisi, sabah saatlerinde 62 yaşındaki Sabiha Hudur Talib’in evine gözaltı operasyonu düzenler. Talib’in oğlu Kerim Gatii Kerim El Maliki, evlerinin suça bulaşmış kişilerce basıldığı düşüncesi ile ateş eder.

El Maliki olay yerinde yaşamını kaybeder.

Sabiha ise ite kalka, dipçikle vurularak askeri araca bindirilir.

Sonuç?

Talib’in cesedi bir ceset torbası içinde yol kenarında bulunur. Elleri kelepçelidir Talib’in. Vücudunda işkence izleri vardır. Karın altında ise bir kurşun yarası. Ve sona eren bir yaşam daha işgal altındaki kadim topraklarda.

Her adımda bir bombanın patladığı, intihar eylemcilerinin infilak ettiği ve ölümün soğuk yüzünün şekillendiği buhranlı havanın kurbanları arasına girmiştir Talip.

Sormak gerek Afganistan’da, Pakistan’da, Irak’ta ve savaş koşullarının sarmaladığı coğrafyalarda insanlar gerçekten yaşıyorlar mı?

Fiziki olarak yaşasalar da her an ölümün sıcaklığını enselerinde hisseden yoksulluğun pençesindeki insanlar, ölüme yenik düşmemek için her an korkuyu içlerinde mi hissediyorlar?

Bir ceylanın ürkekliği ile mi adımlıyorlar sokakları?

Yoksa kanadı kırık bir serçenin çaresizliği ile mi?

Kendi topraklarında Hyde Park gibi düşünce özgürlüğüne açık bir ortamın varlığı olan…

Demokrasinin 1215 yılında Magna Carta Libertatum ile filizlenmeye başladığı..

Demokrasinin beşiği kabul edilen ülkenin askerleri kendi topraklarında kilometrelerce uzakta bulunan Irak’ta savunmasız insanlara bu şekilde mi demokrasi örneği sunuyor?

Yoksa Avrupa’da uygulanan insan haklarının diğer coğrafyalarda geçerliliği mi yok?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 901
Kayıt tarihi
: 04.05.08
 
 

Eğitimciyim. Bir insanın çağdaş bir gelecek için, aydınlanma için çok okuması gerektiğine inanıyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster