Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '07

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
414
 

Teröre karşı mücadele politikasız olmaz

Teröre karşı mücadele politikasız olmaz
 

Bu ülkenin Tanrının yanında ne kadar büyük bir günahı varmış ki, acılar bir türlü son bulmuyor. 25 yıl önce bir avuç çapulcunun başlattığı bir şiddet harekâtı, bugün bu ülkeyi kilitleyen, bütün enerjisini emen, toplumsal psikolojisini bozan ve geleceğini karartan bir düzeyde varlığına devam edebiliyor.

Gerçi şiddetin ulaştığı düzey bundan 15 yıl öncesinin oldukça uzağında. Ancak insanlar haklı olarak bu şiddetin hala nasıl olup da devam edebildiğini sorguluyor ve büyük oranda da buna isyanını dile getiriyorlar. Şiddetin sorumlusu olan ayrılıkçı terör hareketi 25 yıl boyunca yaklaşık 25 bin militanı öldürülmesine, lider ekibinin önemli bir kısmı yakalanmasına rağmen maalesef hala önemli bir güç odağı ve hala 200-250 kişilik gruplar halinde, bizim topraklarımızda, bizim askerlerimize, kurulu birliklerimize saldırma gücüne sahip.

Galiba bizi en fazla dehşete düşürende bu. Bu rahatlık, bu kolaylık, bu tahrip gücü hepimizde moral bir çöküntü yarattı. Elbette moral çöküntünün peşi sıra intikam talebimizi, nefret duygumuzu ve hırsımızı biledi. Tüm bu duyguları yaşamakta da son derece haklıyız. Ancak ne yazık ki, haklı olmak çoğu zaman insanları sonuca ulaştırmıyor. Bu topraklarda şiddete duyulan tepki, PKK terörünün ilk şehidinden bu yana katlanarak artıyor ama 25 yıl sonra geldiğimiz nokta ne yazık ki çokta ileri bir nokta değil.

Bir kez daha tekrar etmek istiyorum. Ülkemiz şu an PKK terörü karşısında 1990-1993 yılları arasında yaşadığı çaresizliği yaşamıyor. O dönem zirve yapan ve gittikçe kitleselleşen bir harekât vardı, terörle kitlesel isyan arasındaki ayrım son derece belirsizdi. Devletimiz, güneydoğudaki ilçe merkezlerinde bile hâkimiyet kurmakta zorlanıyordu. Gazetelerde, PKK’nın devlet vasıfları geliştirmeye çalıştığı, vergi koyduğu, her aileden bir genci kendi örgütüne asker olarak yazmayı zorunlu koştuğu, yollarda düzenli kontrollere giriştiği iddia ediliyordu. Değişik yayın organlarında, PKK’nın ülkemiz sınırları içindeki kamplarında yapılan röportajlar yayınlanıyor, PKK düzenli olarak askerlerimizi kaçırıyor ve sivil toplum örgütleri aracılık ederek bu askerleri almaya çalışıyor, PKK’nın yurtdışındaki kamplarına giderek askerlerimizi alıp geliyorlardı. Bölgenin tamamında 1970’li yıllardan beri devam eden olağanüstü hal uygulanıyordu ve bölge insanı günlük sıradan bir yaşamın nasıl olduğunu unutmuştu.

Bugün bulunduğumuz noktada terörün kitlesel desteği oldukça geri düzeyde, ancak askeri becerilerinin hala yüksek olduğu anlaşılıyor. Bu durum tehlikenin, ülkemize dönük riskin eski yıllara oranla daha düşük olduğunun göstergesi de olsa, terörün aldığı canlar bu ülkenin yüreğini dağlamaya devam ediyor. Ama terör karşısında bulunduğumuz en kötü noktada değiliz. Aksine yükselen ekonomik düzey ve yakalanan toplumsal istikrar ile oldukça avantajlı bir noktada bulunuyoruz.

Peki, bu sorunu nasıl aşacağız? 25 yıldan beridir devam eden bir çatışma ortamı nasıl sonlanacak? PKK terörü ve onun yarattığı zihniyet bu topraklardan nasıl bertaraf edilecek?

Gerçi şiddet hareketinin faaliyete geçtiği 25 yıl öncesinin koşulları ile bugünün koşulları bir değil. Ne Türkiye 1982’nin Türkiye’si, ne komşularımız 25 yıl öncesinin komşusu ne de dünya 25 yıl öncesinin dünyası. Türkiye o zamanların askeri yönetimi ile yönetilmiyor, Irak ise parçalanmanın eşiğinde. Kendi şartlarımızda düzelme yaşanırken, PKK sürecini besleyen Irak toprakları belirsizliğin uçurumunda.

Bu noktada olaya iç şartlar ve dış şartlar ayrımı ile bakmak zorunlu oluyor. Çünkü iç şartlarımız terörün aleyhine işlerken ne yazık ki dış şartlar hala onun yaşamasına, beslenmesine olanak tanıyor.

İçeride yapılması gereken aslında son 10 yılda PKK’nın gerilemesine yol açan gelişmeleri daha da hızlandırmaktan başka birşey değil. Bu gelişmeleri kısaca özetleyecek olursak, güvenlik tedbirleri en üst düzeyden devam edecek. Güvenlikte teknolojik, taktik, stratejik adımlar geliştirilmeye devam ederken, insan unsurunda eğitimi ve uzmanlaşmayı ön plana alacağız. Devlet teröristle vatandaşı ayrıştırma becerisini daha da arttıracak. Devlet gücünün önemli bir kısmını bölgede olağan yaşamın devamı ve güçlenmesi için harcayacak. Bireylerin yaşamsal, kültürel, dini, etnik hakları güvence altına alınacak. Şu ana kadar en az enerji harcanan ekonomik anlamda bölgenin, ülkenin geri kalanı ile entegre olmasına çaba harcanacak. Bölgelerarası gelişmişlik farkı azaltılacak. Kocaeli’nde kişi başına düşen milli gelir 6.000 dolarken, Hakkari’nin ki 600 dolar olmayacak. Diğer bir tabir ile kendi bünyemizdeki yarayı tamir etmeye devam edeceğiz.

Bu gelişmelerin neticesinde, bölgedeki, barolar, tabip odaları benzeri meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşlarının ve mümkünse içindeki barışçı unsurların baskın çıktığı DTP’nin çıkıp, bölgenin etnik, ekonomik ve sosyal sorunlarının çözümünde PKK terörünün hiçbir faydasının bulunmadığı, aksine çözümü zorlaştırdığı yönünde gönüllü açıklama yapmaları hedeflenmelidir. Bu gelişme PKK’nın kalbine kurşun sıkacak bir adım olacaktır.

Ülke dışında ise, değişen koşulların daha iyi irdelenmesi gerekecek. Ne 25 yıl öncesinin, ne 15 yıl öncesinin, ne de 5 yıl öncesinin koşullarının geçerli olmadığı üzerinden hareket edilecek. Sınırdışı operasyon iç güvenlik gerekçeleri ile gündemde olacak ve gerekirse yapılacak ama iç güvenlik dışı hedefleri kapsayan ve uzun zaman yayılan hareketlerin, Osmanlının son dönemlerinin Turan hayalleri benzeri bir macera olduğu hatırlanacak. Irak’la ilgili gelişmeler diplomatik düzeyden ilerleyecek. Gelişmeler beş-on adım geriden değil, bir adım ilerden takip edilecek.

Irak’ın kuzeyinde var olan Kürt toplumunun ekonomik anlamda gelişmesi ile aşiret düzenini sonlandırması ve Barzani ile Talabani gibi ilkel toplum önderlerinden kurtulmaları hedeflenecek. Gerekirse, kredi, teşvik, karşılıksız yardım, koşullu yardım gibi gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkeleri yönlendirmekte kullandığı araçlar devreye sokulacak. Ekonomik gelişmelerin beraberinde demokratik ortamın yeşermesi için gerekirse bölgede üniversite kurmak, kültürel merkezler oluşturmak, vakıflar var etmek yoluna gidilecek. En önemlisi bölgedeki Kürt toplumuna Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt toplumu ile bir sorununun olmadığı, aksine dünya üzerinde en özgür, en huzurlu ve ekonomik gelişmişliğe sahip Kürtlerinin Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşayanlar olduğu (elbette doğruluğu tam olarak sağlanarak) anlatılacak. Neticesinde, dünyanın ilk yirmi ekonomisi arasında yer alan Türkiye’nin ekonomik, diplomatik, askeri gücünü devreye sokması ile uluslar arası toplumun Irak'lı Kürt grupların üzerinde kuracağı baskı sonucunda, PKK’nın Irak topraklarından mali, lojistik ve insan kaynağı olarak destek görmesi engellenecek. Bu gelişme de PKK’nın beynine kurşun sıkacak ve nihayetine ulaştıracak adım olacaktır.

Ancak bilmek gerekir ki, hiçbir terör harekâtı bir günde bitmez. Yavaş yavaş sönümleşir ve tarih sayfasından silinene kadar eski gücüne ulaşacağının hayallerini kuracak ve girişimde bulunacak birkaç aklıevvel çıkar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şimdiye kadar blogda okuduğum terörle mücadele üzerine yazılmış en sağlıklı ve en soğukkanlı yazı bu... İyi işler yapmak ve başarılı olmak için çok çalışmak lazım ve çok zaman harcamak lazım. Bazıları hala Dağ başını duman almış marşıyla işlerin halledileceğini zannediyor. "Yürüyelim arkadaşlar" demek heyecan getirir ama sonuç getirmez, başarı getirmez. Ayrıca "Savaşın bedelini ödemeye hazırız" diyebilecek kadar yüksekten atanlar, barışın karşılığı için kıpırdamayı bile göze alamıyorlar. Böyle bir mücadelede topyekün milletin elele olması, millet bilinciyle hareket etmesi lazım. Bakıyorum böyle bir felaketten bile parti menfaati çıkarmayı düşünenler var. Çok yönlü, kesin çözümü kolay olmayan bir bela ile karşı karşıyayız. Bunun iç ve dış tahrikçileri de var elbette. Ancak sabır lazım, bilinç lazım, akıl lazım, strateji lazım, plan lazım, iyi niyet lazım, ileri görüşlülük lazım, pozitif enerjiler lazım. Karamsarlık, acelecilik, çapulculuk, korku, bıkkınlık, bedbinlik değil...

Ahmet YILMAZ 
 24.10.2007 12:42
Cevap :
Sayın Ahmet Yılmaz, yazıma sunduğunuz ilgi için teşekkür ederim öncelikle. Benimde blog ortamında bakabildiğim yazıların önemli bir kısmı, olaya (belki de haklı olarak) duygusal yaklaşıyorlar ve duygularının sürüklediği rotada ilerliyorlar. Bu dönemlerde milli birliği sağlamak anlamında bu tip duygusal kabarmalar anlamlı olabilir ama işlerin özellikle de terörle mücadelenin bu duygu kabarmasının ifade edildiği mantık, tarz, söylemle yürütülemeyeceği kesin. Ve galiba ne yazık ki ülkem bugüne kadar olaya hep bu anlık kabarmaların yansıması olan intikam, nefret ve cesaret duyguları ile olaya yaklaştı ve henüz bir netice elde edemedi. Olaya bir türlü büyük devletlerin 10 sonrasını hesaplamaya çalıştıkları yöntemi benimsiyemedik. Silahı politika gerektiğinde kullanabileceği bir malzemesi haline getiremedik. Hep tersini yaptık silah politikayı yönlendirdi. Ve ne yazık ki aynı yolda ilerlemeye, hatta bahsettiğiniz gibi iç politikada yönlendirme yapmaya devam ediyoruz. Saygılarımla,  24.10.2007 13:17
 

25 yıllık zaman diliminde ciddi bir belirsizliği yaşadığı için PKK bitirilememiştir. Ülkemi yönetenler nasıl bir tavır sergileyip, ne yapacağını bilemediği için dış güçlerin etkisine girdiler. İnsanların bu kadar tepkili olması, bu kadar nefreti,öfkeyi içinde barındırması bundandır. Çünkü somut bir adım atıldığına şahit olamadık. Ve o dış güçlerin hala ülkemiz üzerinde oynadığı oyunları izliyoruz. Sesimiz çıkmadan hemde... Ne yazık... Kaleminize sağlık... Yine farklı bir bakış açısı ve farklı bir yazıydı. Saygımla...

Hoşsada 
 23.10.2007 9:54
Cevap :
Sevgili Seda, 25 yılık şiddet döneminin ilk on yılının terörü kaale almamak, önemsememek, küçük görmekle geçtiği kesin. Ancak arkasından gelen 10 yılın ilk yarısında kitleselleşmeye başlayan terör harekati karşısında şaşkınlıkla geçtiği de doğrudur. Ancak ikinci 10 yılın son yarısında teröre karşı askeri başarıların elde edildiği, terörle halkın ayrıştırılmaya başlandığı. Devletin terörle mücadele ederken, devlet olmanın sorumluluğunu da hatırlamaya başladığı bir dönem oldu. Bu sürecin sonunda da örgütün lideri ele geçirilebildi. Ancak son beş yılın çok veimli değerlendirilmediği aşikar. Yarayı yeterince onarmaya çalışamadığımız görülüyor. Bizler yaramızı onarmadıkça onu kaşıyan birileri, kaşımak için maşa olacak eli kanlı katiller her zaman bulunur. Umarım askeri düzenlemelerin yanında sosyal, ekonomik ve kültürel düzenlemelerle bu yara sonsuz kadar kapayılabilinir. Ancak bunun kısa sürmeyeceğini de bilmek gerekir. Çok teşekkür ederim, saygılarımla,  23.10.2007 10:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1760
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster