Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Eylül '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
180
 

Teröre lanet okumanın ötesine geçmeliyiz ama nasıl?

Teröre lanet okumanın ötesine geçmeliyiz ama nasıl?
 

Önceden yazdığım bloglar 1 gün içinde güncelliğini kaybediyor. Yayınlamam anlamsız oluyor. Maalesef gündem çok çabuk ve ne yazık ki ülkem aleyhine sürekli değişiyor.

Buraya nasıl geldik, kim hatalıydı, vs. konuların fazlaca önemi yok artık.

Önemli olan, hükümetin durduk yere, yılların "Yurtta Sulh Cihanda Sulh " ilkesine uymanın verdiği rahatlığı, pasif devlet anlayışı olarak algılayıp, anlık ve sert dış politika manevralarıyla,  yapayalnız bir halde  bizi düşürdüğü kaostan nasıl çıkacağımızdır.

Burada, maalesef hükümetin bu başarısız politikaya alternatif bir "B planın" nın da olmadığı belli olmuştur. Başbakan dahil bütün  yöneticilerin şaşkınlık içinde, adeta muhalefet partilerinden ya da birilerinden yardım ihtiyacı içinde, çözüm önerisi ihtiyacı içinde olduğunu farkettim.

Neyse. Geçmiş geçmişte kaldı. Şehitlerimiz için yas tutacağız elbet ancak, kum saati hızla ilerliyor, vakit daralıyor, olaylar bizden hızlı koşuyor ve maalesef PKK ve sempatizanları, onun azımsanamayacak boyuta gelen halk desteği, devletimiz aleyhine eylemlerini hem de savaş boyutuna taşıyarak artırıyor.

% 100 güvenli bir bölge de kalmamış gibi. Foça olayı,  İstanbul'daki karakola canlı bomba olayı  bunu ispatladı. Afyon'daki patlama da.

Bu terörün artarak ve savaş boyutunda süreceği bellidir.Hükümetin dış politikasını değiştirme ihtimali de  yoktur. Çünkü bunu yenilgi olarak addedeceklerinden, hatalı olduğunu bilseler de, maalesef bu politikayı değiştireceklerine dair ipucu göremedim. Bu politika değişmedikçe de hemen hemen hiçbir komşu ülke ile aramız düzelemeyecektir. Komşular da neredeyse artık hepsi bize karşı olduğundan, hep birlikte PKK yı palazlandıracaktır.Amacım moral bozmak değil ama görünen o ki; PKK onlarca yıldır aradığı konjonktürü yakalamıştır. Hükümetin durumu, komşularımızla husumetlerimiz, Suriye'de bir bölgeyi ellerine geçirmeleri, İran desteği vs.

Kürt nüfusun önemli bir kısmı da can korkusuyla mecburen, ya da isteyerek PKK tarafına kaymaktadır. Çünkü PKK, nadiren aldığımız haberlerden, bazı politik şahısların beyanlarından da anlaşıldığına göre Güneydoğu'da  yolları kesip kimlik kontrolü yapacak, belirli  ilçelerde yuvalanacak ve kaçmaya gerek duymayacak özgüvene ulaşmıştır. Askeri suçlamak ta kolaycılık ve sığlıktır çünkü, her halukarda, gündüz köylü diye karşınıza çıkan birisi gece karanlığında teröriste dönüşebilir ve karakolların durumu, teröristlerin  son dönem gelişen silah donanımları, coğrafi koşullar, mücadeleyi zorlaştırmaktadır.

Bölge halkından çok sayıda insan, BDP lilerle birlikte dağa çıkıp teröristlerin cesetlerini arıyorlar. Onlara bizim baktığımız açıdan çok farklı bakıyorlar.Biz terörist diyoruz, BDP ve PKK destekçileri gerilla diyorlar. Teröristlere kahraman muamelesi yapıyorlar. Cüretleri had safhada artık.

Türkiye'nin PKK-BDP taraftarı olmayan geri kalanı, vatandaşlık bağıyla kenetlenmiş, ülkesine sahip çıkan o güzelim -çeşitli etnik kökenden ama vatansever- insanlar, vatanının halini acıyla izlemekte, bir çıkış yolu, hatta bir kahraman beklemektedir.

Doğruya doğru, icraati, hizmeti çok, ekonomik açıdan başarı hanesi ağır bir hükümet bu ancak, ya terör? Ekonomik zenginlik sadece hayatta kalanların işine yarar ve "can" dan kıymetli bir maddiyat yoktur değil mi.... Bir anne baba için evladı, bir kadın için çocuklarının babası  şehit olduktan sonra, ona dünyayı verseniz ne olur ki?

Eski politikacıların zamanını özleyeceğimi hiç sanmazdım. Oysa şimdi hepsi gözümde çok değer kazandı. Çünkü o dönemlerde dışişleri sık sık politika değiştirmez, sulhe dayalı  temel kriterler üzerinden ve ılımlı bir yaklaşım izlerlerdi. Çünkü, ekonomik konular önemlidir ama ülkemiz, vatan, bayrak ve insan unsuru olarak topyekün  en önemlisidir. Vatandaşlarımızın, polisimizin, askerimizin canları en önemlimizdir.

Hiçbir politika şehitlerimizi geri getirmez ancak en azından bundan sonraki kayıpları nasıl en aza indirebiliriz?

Hayaller kuruyorum kendimce; O eskiler, kişilikleri bir yıldız gibi parlayan insanlar biraraya gelse. Sayın Osman PAMUKOĞLU, Mustafa SARIGÜL, Tansu ÇİLLER, Mesut YILMAZ, Namık Kemal ZEYBEK, Abdüllatif ŞENER, İlhan KESİCİ, Altan ÖYMEN, Yaşar OKUYAN  vs. Keskin politika gütmeyen, toplumun her kesimiyle barışık adı aklıma gelmeyen- belki sizin de ekleyebileceğiniz-,  önemli siyasi şahıslar bir sinerji oluştursa ne iyi olurdu... Bu kişilere ılımlı, bütün vatandaşları kucaklayan,  toplumun sevdiği diğer kişiler de katılsaydı...Bu yeni siyasi oluşumla muhalefet partileri seçim koalisyonu yapsalardı. Ilımlı sol ve sağ ortak paydada  birleşseydi. Mezhep, etnik köken, bölge ayrımı yapılmadan, ülkesini seven, hem müslümanlığa hem laikliğe önem veren, insanları giyim, ibadet, düşünce anlamında özgür bırakan, Atatürk'e saygılı ancak onun isminin arkasına sığınıp yanlış işler yapmayan, düşüncelerini gelişen şartlara göre revize edebilen ancak genelin, vatanın  hayrına kırmızı çizgileri, ilkeleri projeleri  olan  kişilerden oluşan koca bir Türkiye Partisi kurulsaydı.

Bu da bir hayal işte. Bu durumda en azından  dış politikamız düzeltilebilirdi. Durduk yerde herkesle düşman olma dönemi sona ererdi belki...ABD ye, AB ye kafa tutamasak ta en azından, savaşların ortasına  pat diye dalmaz, doğrudan ülkemizle ilgisi olmayan konular için , hristiyan- müslüman  bütün komşularımızla  düşman olmazdık ....

"Acaba?" lar hücum ediyor bazen de zihnime.

ACABA Bu askeri politikalarla, harekatlarla vs. bu terörün kökü kazınabilecek mi? Geçmiş 30 yıla bakıp cevaplandırın bakalım..

Acaba Doğu ve Güneydoğuya Hakkari'ye ve en çok olayların olduğu Güneydoğu illerine, terör kesilse bile, eskiden olduğu gibi Batıdan insanların görev dışı amaçlarla ve isteyerek gitmeleri mümkün olacak mı?

Acaba -İnşallah gönlümüzden geçen-:  Devletimiz uniter devlet yapısını koruyarak bu terör belasının kökünü kazıyabilecek mi? Bunu hangi yöntemle hangi sürede ve ne kadar kayıp-asker ve sivil- pahasına başarabileceğiz?

Terörü  bitirirsek, bu zaferi görmek kaç milyon vatandaşa kısmet olacak? Yoksa bir "Pirus Zaferi"  mi kazanacağız?

Allah korusun; acaba  PKK şiddeti artırır ve bizi bir "yeter" noktasına sürüklerse ne yapabiliriz?Bir zamanlar imkansız bir hayalken,  şimdi maalesef  daha somutlaşan, kürtlere ayrı devlet talebi kapımıza dayandığında,  devlet ve vatandaş olarak nasıl yaklaşacağız?

Acaba, büyük ve çok şiddetli savaşlarla sarsılan batısındaki üretim ve vergi vs. gelirinden devasa payları ayırıp doğusundaki sağlık eğitim, yol vs hizmetleri idame ettirilen, ne elektrik- su ne de vergi tahsilatı doğru düzgün yapılamayan Doğu ve Güneydoğusunu,  sırtında  taşımaya çalışan, hatta o topraklara fazlaca ulaşamayan,  bir sistemin geleceği nasıl olacak??

Şiddetin çok  arttığı bir noktada,  hükümet  ABD'nin planları doğrultusunda, PKK ya da onunla organik bağı olanlarla masaya oturup, ardından da, bir referandumla  gelecek ve kürtlerin özerklik talebini mi oylattıracak ?

Acaba böyle bir referandum  bize ne getirir ne götürür? Ayrılıkçı kürtler dışında, sürpriz bir şekilde, Türkiye'nin geri kalan vatandaşları da çoğunlukla  " biz  bizim devletimize karşı çıkan, teröre yeterli karşı duruş sergileyemeyen ya da PKK nın sempatizanı olan kişilerle aynı yolda yürümek istemeyiz. Ayrılsınlar yeter! . " derse ne olacak?

Ülkemiz için nasıl bir gelecek istiyoruz? Acaba ülkemiz geleceği  için hayal ettiğimiz modelde hangi unsurlar bizim olmazsa olmazımız, hangileri vazgeçilebilir konulardır? Buna karar verdik mi?

Acaba acaba acaba...

Aklımdan bu acabalar geçiyor ve bir mucize olsa diyorum. Yaşadıklarımız bir kabustan ibaret olsa. Gözümü açmakla kurtulabileceğim bir kabus. Oysa çok yazık. Her kabus bitişinde sanki  başka bir kabus için uykuya dalıyorum.

Bomba, sabotaj, mayın, karakol saldırısı, askeri araç devrilmesi, sivil hedeflere yönelik saldırılar, canlı bombalar, teröristlere sarılanlar, şehit evlerinde feryatlar yükselirken, teröristle birlikte neşeyle gülen  BDP liler..

Allahım ülkeme ne oluyor? Huzur ve rahat neden bazı yöneticilere fazla geliyor ve konu komşudan bela ithal etmek için uğraşılıyor? Ateşin yakacağı belli iken neden sobaya milletimizin eli ittiriliyor? Halkımıza ateşten gömlek giydirenler neden tekrar tekrar hata yapabilma şansına, erkine, makamına sahip oluyor?

Neden?

Sonuç olarak;  Mesele çok uçuk, aykırı fikirlere  sahip olup olmamak değil bu fikirleri medenice tartışabilmektir. şiddete başvurmadan, farklı olanlara baskı kurmadan konuşabilmek. Avrupa'nın, ABD'nin, Japonya'nın Şark toplumlarından farkı budur.Avrupa'da kaç ülkenin halkı, kansız, kavgasız geleceğine yön vermiştir. Ancak onlar, acı ama gerçek, PKK gibi, insan ticareti,Uyuşturucu ticareti, haraç vs. ile dünya çapına dağılmış, çocuk masum demeden katletme potansiyeline sahip bir terör örgütüne karşı 30 yıl boyunca ile karşı karşıya kalmamışlardır.Sorunumuzun bu kadar kördüğüm olmasının temelinde de zaten bu terör boyutu vardır. Olay masum, bilinçli, insani bir halk talebi değildir.

Bu bizim sorunumuzsa, buna ancak biz çözüm üretebiliriz. Bu konuda çözüm için kafa yormalı, saçma, ya da çoğunluğa ters diye düşünmemeliyiz yeter ki kanunlarımıza aykırı olmasın, ülke sevgisini temel alsın ve demin de yazdım şiddete dayanmasın.

Kafamdan geçen anlık düşünce ve kaygıları paylaştım. Yazar arkadaşların da bu konudaki görüşlerini, çözüm önerilerini merak etsem de, ana sayfada güllük gülistanlık bir ülke intibaı edindirecek konular dışında yazılara rastlamak pek mümkün olmuyor. Teröre lanet boyutundan daha ileri bir aşamaya geçmek zorundayız oysa. Hükümetimiz Suriyeli mültecilerle çok meşgul olduğundan, belki vatandaşlar olarak kendi çıkışımızın nasıl olabileceğini, çözümü de kendimiz bulabiliriz. Yani acı ama gerçek kaderimizle başbaşayız. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 146
Toplam yorum
: 219
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 382
Kayıt tarihi
: 21.09.07
 
 

Merhaba...  Üniversite mezunu Kamu İdaresinde  çalışan bir bayanım. Ankara'da iki oğlumla yaşıyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster